Yazı Detayı
04 Ocak 2017 - Çarşamba 12:34
 
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
Fatih Turplu
 
 

Geçen sayıdan devam ile…

Güneş insana hiçbir şekilde benzeşme arz etmediği için asla gülünç olmuyor. Hâlbuki ay dünyadan başka bir şekilde olmadığı hâlde, bazı vakitler insan simasını andıran bir şekilde gözükmesi dolayısıyla gülünç olmaktadır. Birisi “yıldızlara güldüm” dese, dikkatle yüzüne bakar ve belki de muvazenesinden şüphe ederiz. Hâlbuki bazı günler biraz evvel bahsettiğimiz (ay dede benzetmesi) ayın hâline baktığımızda aynı dengesizliği düşünmeyiz; çünkü o suret “bizden” bahsetmektedir.

Hangi şartlarda gülebiliyoruz?

Ruhî, içtimaî bir mânâ ile olan, güldürmesini bilen ve gülünç olan ancak insandır. Beşerden başkası yalnız beşeri-insanı andırmak itibariyle komik olabilir. Bu cihetin derinleştirilmesinden ve insanı gülünç yapacak sebeplerin tayininden evvel gülmenin ruh şartlarını görelim. Acaba gülebilmek için insan ne hâlde bulunmalıdır? Yani her ruh hâlinde gülmek mümkün müdür? Hastalıklı gülüşler tıbba ait olmak itibariyle burada mevzu bahis olmayarak, içtimaî ruhun gülmeleri tetkik edileceğinden, gülmenin tabiî şartları etrafında kalacağız demektir. Bu şartları bulabilmek için uzaklara gitmeye gerek yok; yalnız ruhumuzu murakabe etmek yeterlidir.

Hiddet, korku, infial, hüzün ve keder ve ıstırap hâllerimizde gülmeye karşı ne kadar uzak olduğumuzu ispat etmeye bilmem hacet var mıdır? Alelâde neşeyi ifade eden tebessümlere dikkat edilirse aşk dahî gülmeye mânidir. Ruh, gülebilmek için her türlü heyecan ve galeyanlardan âzâde durgun bir göl gibi olmalıdır. Kahkahanın tabiî mahiyetinde hesapsızlık ve heyecansızlık vardır. Tahassüs hâlinde bulunan bir ruha atılacak bir nükte ve zarafetler ne şekil ve mahiyette olursa olsun tebessüm uyandırmaz; çünkü gülmenin heyecan ve hassasiyetten büyük bir düşmanı yoktur. Bize merhamet ve muhabbet gibi hisleri telkin eden bir mevzuya gülebilmek için hiç olmazsa bir ân için bile olsa merhamet ve muhabbeti unutmamız lâzımdır. Bütün hareketlerimiz aksi tesir hâsıl edeceğinden, bunların gülmedeki zevki ne beslemesi ne de azaltması mümkündür. Melankolik denilen karasevdalıların gülmeyi daima nefretle karşılamaları bu sebeptendir. İsterseniz nefsinizde tecrübe ederek bir müddet etrafınızdan gelen ve işitilen bütün şeylere alâkadar olarak bir hayat yaşamaya çalışın. İşte o zaman aniden büyülenmiş gibi etrafınızdaki bütün intibaların toplanarak ruhunuza kâbuslar yağdırdığını ve bütün eşya ve mahlûkatın somurtkan renklerle karardığını göreceksiniz. Bir de bu vaziyetin aksini düşünelim ve hayata karşı lakayt gibi bir görüşle bakınız: Hâliyle zannettiğimiz birçok faciaların nasıl olup da bir komediye dönüştüklerini hayretle göreceksiniz. Seyahatin, yabancı memleketlerin ruha ferahlık vermesinin bir sebebi de bu yöndendir. Yabancı memleketlerdeki bu tesirin sebebi, bir yabancı olmamız dolayısıyla bizi kolayca etkilemesinden aldığımız intibalar ekseriyatla hoş ve komik oluyor. Kendi adetlerimize gülmek aklımıza bile gelmezken başka memleketlerin en mukaddes an’anelerine bile gülmek için çaba sarfederiz. Dans edilen bir salonda şarkının verdiği tesire engel olmak üzere kulaklarını tıkayınız; biraz evvel pek tabiî bulduğunuz dansların nasıl olup da gülünç kuklalara dönüştüğüne hayret edeceksiniz. Kına gecelerinde dikkat ediniz; şarkı başlamadan oynamaya davet edilenlerin umumiyetle utandıklarını göreceksiniz. Çünkü, insanlar umumî bir anlayışla burada komik bir vaziyette kalınacağını düşünür. Herkes için fevkalade ciddiyetle devam eden bir sahnenin birden bire lâtifeli yahut komediye dönmesindeki sebebi hayat tesirinin o anda kesintiye uğramasında aranmalıdır.

Velhasıl, komik şey, bütün tesirini hâsıl edebilmek için kalbin ani ve geçici bir uyuşukluğunu icab ettirir; çünkü gülmenin ilk şartı teessürden âzâde bulunmaktır.

***

Teessürle gülmek mümkün olmayınca ruhumuzun başka bir nahiyesiyle güldüğümüz anlaşılıyor. Malûmdur ki teessürî hayat ruhun sıcak ve galeyanlı bir yaşayışıdır. Aynı ruhun bir de soğuk yaşayışı vardır ki bunu ancak “zekâ”da görebiliriz.

Gülebilmek ve güldürmek için behemehâl zekâ hâlinde bulunmak lâzımdır. Bir de zekâ yalnız başına gülemez; mutlaka diğer zekâlarla temas etmelidir. Bu sebepten yalnız başına gülmenin şaşkınlık addedilmesi yanlış bir şey olmasa gerek. Gülmek lakırdı gibi kısa, açık ve öteye gitmekten hazzetmediği için mutlaka akislere muhtaçtır. Göklerin bir tarafında başlayıp bütün dağları inleten gök gürültüleri gibi kahkahalar da bir cemiyetteki bütün efradı dolaşmak ve hepsinde çınlamak iptilasındadır. Elbette bu akisler nâmütenahi gidecek değildir; yalnız istenildiği kadar ısmarlama dâireler içinde dolaştırılabilirler. Bunun için gülmelerimiz denizin sathına açılan ve gittikçe büyüyen mevceler gibi halka halka intişar eder. Yalnız gazino, kahvehâne gibi yerlerin müşterek gülüşlerinde çok kere hepsince malûm müşterek bir nokta, bir fikir vardır ki, bu bilinmedikçe kahkahaları bulaşıcı olamaz. Hatta ağlamak da böyledir. Şiîlerin Muharrem aylarındaki matem ayinleriyle mersiyelerini soğukkanlı bir hâlde seyreden birisi, niçin ağlamadığı sorulduğu zaman, “ben sizin taraftan değilim ki” cevabını vermiştir. Müşterek gülüşler ne kadar sarih farz edilirse edilsin mutlaka bir topluluk arasında malûm olan bir fikri ihtiva eder. Bunun için bir şeye müştereken gülenler okul arkadaşları gibidirler. Bir çok komik hikâyelerle millî zarafetlerin bir lisandan diğer lisana tercüme edilmesinin hikmeti yalnız bir millette malûm örflerle kavramları, ince fikirleri ihtiva etmesindendir.

Mesela İncili Çavuş ile Nasreddin Hoca’nın hikâyelerinden büyük bir kısım millî hayatımızı bilmeyen birisi için tamamen mânâsızdır.

Dikkat etmeli ki, Vefik Paşa’nın (Molyer) tercümelerindeki kıymet ve muvaffakiyet Fransız örf, âdet ve zihniyetinin Türkçeleştirilmesi sayesinde temin olunmuştur.

Demek oluyor ki komik şeyler yalnız ruhun anlayacağı mahiyetinde basit sevgi gösterileri yahut münferit ve acaib hâdiseler olmaktan çok uzaktır. “Felsefî fikirler”in mahsulü olan görüşler ile gülmeyi anlamak asla mümkün değildir. Gülmenin alâkaları yalnız ruhumuzda olmayıp bilhassa ruhumuzun inkişaf ettiği millî bir cemiyet hayatındadır. Bizi güldüren şeylerin milliyetle münasebetini kurmayanlar münhasıran mücerret fikirlere kapılanlar gülmenin sebeplerini “zihnî tezat”larla “eşyaya mahsus” göstermişlerdir. Hâlbuki gülmeyi tabiî mahiyeti olan millî hayatta görmedikçe ve bilhassa içtimaî faydasını tayin etmedikçe bir türlü anlayamayız. Denilebilir ki gülmek, meşru hayatın bazı taleplerine cevab teşkil etmektedir. İçtimaî ve millî mânâyı haiz olmayan gülme, ya maymun sırıtışı yahut aptal gülüşüdür. Gülen zekâ olduğuna nazaran ahmaklarla delilerin gülüşleri de zekâları gibi boştur. “Pazar ola çorbacı başı” nakaratıyla döne döne dolaşan “Hasan Bey” mezkûr gülmelerindeki boşluk ve mânâsızlığa bilmem dikkat ettiniz mi? Fakat buna mukabil delilerin gülüşleri, rabıtasız, haksız yahut fazla olabilirse de, asla mânasız ve toplum dışı değildir. Çünkü delilerde bozulmuş olan yalnız hâl ve bulunulan yere intibak kabiliyeti ve bazı hususiyetlerdir. Deli, istihzadan anladığı gibi istihza etmesini dahî bilir. Denilebilir ki deli rayından çıkmış bir ruhtur. Yolundan çıkmış bir tren nasıl her istenilen istasyona uğrayamazsa deliler de zekâ muhayyilesine rabıtasız olmakla beraber oldukça tasarruf sahibidirler. Bunun için delilerin gülüşü ne ahmakların, ne de aptalların gülüşleri gibi hikmetsiz değildir. Bununla birlikte aptallara karşı haksız olmamak için bunların pek basit mahdut olmak şartıyla mânâlı bazı gülüşleri olduğunu da itiraf edelim; fakat koyu ahmaklarda bu bile yoktur.

Hülâsa, komik dediğimiz şeyler insanların bir zümre hâlinde toplanarak bütün dikkatlerini içlerinden birine atıf etmelerinde ve aynı zamanda teessürlerini susturarak yalnız zekâlarını işletmelerinden doğuyor.

Şimdi zekânın gülmek için nerelere teveccüh ettiğini tetkik edelim.

Hareket Komikliği ve Seciye Komikliği Arasında

İçtimaî hayat kendisini teşekkül eden fertlerden ahlâkî, dinî, lisanî, hukukî ve iktisadî dayanışmalarından başka bir de bedenî ve ruhî bir sağlamlık ve içtimaî bir uysallık dayanışması talep eder. Dalgınlar, şapşallar, serseriler, beceriksizler, vurdumduymazlar, utangaçlar, tafrafuruşlar, küstahlar, hasisler, vehimliler, kılıbıklar, züppeler, kendini beğenmişler, zıpçıklılar, kabak çiçekleri (önceden aşırı utangaç iken sonradan açılan tipler kastediliyor. F.T.), yobazlar, mürailer, dalkavuklar, evet efendimciler, yosmalar, sahte vakurlar, idare-i maslahatçılar, resmî evrak okurcasına güneşlenenler, çıt kırıldımlar, şaklabanlar, zevzekler, tutkunlar; pısırıklar, kavruklar, sonradan görmeler, dangalaklar, düttürü leylalar… Bunlar her cemiyette yaftalı komiklerdir; böyle olmasaydı komedi bütün ilhamlarını hep böyle içtimaî tiplerden alır mıydı? Gülünç hâllerimiz mihânikî (mekanik, kendiliğinden) hareketlerimizle simamızdan başlayarak hâllerimiz ve görüşlerimize, daha sonra lisanımıza ve en nihayetimizde suretimizden siretimize geçerek karakterimize kadar işlerler. Burada mihânikî hareketlerimizden mütevellit komikliklerin ruhî ve içtimaî sebeplerini göstereceğiz.

İnsan bu ya! Ayağının kayması yahut birinin çarpması ile eskaza düşen bir adama niçin gülüyoruz? Aynı adam kendi arzusuyla çömelseydi gülecek miydik? Güldüren şey, vakanın ânsızın meydana gelmesi olsaydı, bütün ansızın meydan gelen şeylere gülerdik. Mesela birden bire kalp krizi geçirerek düşmek de gülünç olmak iktiza edecekti. Dikkat etmeli ki bu misal ile evvelki düşmek arasında şahsen açık farklar vardır.

Düşünelim: Arızalı bir mahiyet içinde yaşayan bir adam artık etrafına ve bastığı yere dikkat etmekle mükellef değil midir? Kurulmuş bir oyuncak gibi alabildiğine gitmek insanın makineleştiğini hatırlatmaz mı? Belki de “dalgındı” diyeceksiniz. Daha iyi ya! İşte biz de asıl bu dalgınlığa güleriz. (...)

Devam edecek...

Sadeleştirilen Eser: Mustafa Şekip, Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?, Suhulet Kütüphanesi, İstanbul 1336

Aylık Dergisi 146. Sayı, Aralık 2016

 
Etiketler: Gülmek, Nedir, Kime, Gülüyoruz, II
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı