Yazı Detayı
01 Ocak 2012 - Pazar 05:09
 
Hesaplaşmaya Doğru Hatırlatmalar
Ömer Emre Akcebe
 
 

Küfrün bakiyesi ne kabarık değil mi? Hesabtan muhasebeden anlamayan biri bile baksa, diyeceği tek şey, bakiye tam 100 yıldır açık veriyor. 100 yıl alacaklıyız küfürden. Saat, tahsilat vaktine doğru ilerliyor bu demlerde. 

Küfrün bakiyesinden kimi notlar düşelim. Hatırlatsın bize bu rejimin sırtlan yüzünü. Uzak küfürden değil, içimizdeki küfürden başlayacağız elbet.

"Hesab günü ne çetin!"

Latin Alfabesine Geçilerek 600 Yıllık Mazinin Katli

Bundan büyük mezalim olamaz. XIII. Yüzyıldan XX. Yüzyıla kadar kullanılan harfleri, sırf İslâma muhatab alfabe diye kaldırdılar. Neyi kaldırdılar biliyor musunuz?  700 yıllık dinî, ilmî, fikrî, tarihî, siyasî, hukukî, iktisadî, içtimaî, askerî ve daha nice bilgi ve birikimimizi kaldırıp, bizi küfrün temsilcisi olan Batıya mahkûm ettiler. Bundan büyük ayıb, zulüm ve cinayet tahayyül bile edilemez.

Kılık Kıyafet İnkılâbıyla Kültürün Katli

"Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap"

Üstad Necip Fazıl ne kadar da güzel ifade etmiş. Frenk illerinde ucuzundan ne varsa getirip insanına dikte eden, kılıkla kıyafetle İslâm gibi sönmez bir güneşi, ceket astarında saklamaya kalkan deli zırvası… O günün uygulamalarından değil, bugünden bahsedelim. Başaramadınız, muvaffak olamadınız ve olamayacaksınız da. Ne gayenin, ne fiilin sahibi kalmadı bugün. Şaşırmışlar toprak olup gitti cehennemlerine. İslâm'ın güneşi ise hâlâ ışıl ışıl en tepede. Ceketiniz neye yaradı, cüzzamlı zihinlerinizi gizleme çabasından öte.

Hacı Musa Bey'in Oğlu İzzet Bey

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun, "Tilki Günlüğü" adlı eserinden iktibasla:

- “Tarih: 25 Mart 1926. "Muş’a getirilen kesik başlar... Kürt şövenistlerinin başucu eserlerinden, Kürt şairi Ciğerhun’un yazdığı “Şer Şere Cı Nere- Aslan Aslandır Ha Erkek Ha Dişi” isimli destana mevzu sahne: Musa Bey’in kızkardeşi Gülnaz Hanım’a psikolojik zulüm yapmak maksadıyla, kesik başlar jandarma karakolunda yere dizilir ve tanıyor musun hikâyesiyle davet edilir... Gülnaz Hanım vakur bir edada içeri girer, ellerinin tersi belinde, kesik başlara yaklaşır... Ayağıyla İzzet Bey’in kafasını iter: “Bu benim kardeşimin oğludur!”... Sonra ikinci kesik kafayı ayağıyla iter: “Bu da benim oğlumdur!”... Üçüncü kesik kafaya gelince, mahzun bir şekilde mırıldanır: “Buna yazık olmuş,hizmetkâr-askerdi!” Ve başta kumandanları olmak üzere orada bulunanlara çalımla döner: “Erkek, koç gibi bıçağa gelmek içindir!” der... Ve oradakilerin buz tutmuşsükûtu içinde, aynı vakur ve çalımlı eda ile çıkar gider!.."

İskilipli Atıf Hoca (Şapka Cinayeti)

Üstad Necib Fazıl'ın kaleminden, “Son Devrin Din Mazlumları” adlı eserinden okuyalım:

- "Atıf Hoca, herhangi bir fiiliyle suçlu değil, zatiyle, imâniyle, din asabiyetiyle, İslâmî şahsiyetiyle suçludur ve bunların suç olduğu iddia edilemeyeceğine göre mutlaka kanunca yasaklanmış bir fiil bahane edilerek ortadan kaldırılmalıdır. Bu işi de, ilk verildiği Mahkeme yerine getiremediği,  o derecede kara bir vicdan taşımadığı için şimdi bir başkasına, birincinin yapamadığını yerine getirebilecek ikinci bir organa baş vurmak gerekiyor.

Öyle oldu, Atıf Hoca, Ankarada adalet tevziiyle meşgul olan en korkunç İstiklâl Mahkemesine, «Kel Ali» namiyle maruf Ali Çetinkaya’nın başkanlık ettiği Mahkemeye sevkedildi."

Mahkeme, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun yargılandığı tiyatro kıvamında. Al takke ver külâh, şapka devriminden yıllar evvel yazdığı bir eserden ötürü, Atıf Hoca idam edildi. Kararı verenler, İstiklâl Mahkemelerinin kansızları olan; Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali. Bunlar küfrün cisimleşerek heykelleşmiş halleri.

Said Nursî

Bediüzzaman Said-i Nursî'ye yapılan eziyet, işkence bir günün işi değil. Yine Kumandan'dan örnek vererek devam etmek istiyoruz. Said-i Nursî, Şeyh Said isyanına katıldığı gerekçesiyle evvelâ şarktan sürgün edilmiştir. Bundan sonra başlayan süreçte ise nasıl ki bugünün imkânlarının zirvesinde Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'na işkence ediliyorsa, devrinin imkânlarının zirvesinde küfrün işkencesine muhatab olmuştur. Sebebi Şeyh Said isyanı falan da değildir tabiî ki. Kurulan bu devlet içerisinde İslâm'ı yaşatacak her mihrak şahsiyet hedef dâhilindedir. 89 senelik cumhuriyetin ömrü hayatında değişmeyen biricik gaye budur.

Şeyh Esad Efendi

Yine Üstad Necib Fazıl'ın kaleminden, “Son Devrin Din Mazlumları” adlı eserinden iktibasla:

- "Din alâkasını besleyici, geliştirici ve bir gün patlak vermeye doğru yürütücü kuvvet ve zümrelerin başında da Nakşîlik vehmolunuyordu.

Hiçbir pazarlığı ve sun'î tarafından güzelleşme ve göze girme zaafı olmayan ve topyekûn fezayı kuşatıcı bir (radar) aleti gibi sadece mukaddes Şeriatten istikamet alan bu tarikat, tekkelerin kapatılmış olmasına rağmen, ruhtan ruha sıçrayıcı kıvılcımlariyle, hükümete, yekpare bir halka şeklinde görünüyor ve mutlaka başının ezilmesi lâzım bir ejderhâ hissini veriyordu.

Ne yapsınlar da bu tarikatin yüce sandıkları şahsiyetlerini bir (eroin) çetesi ferdlerini tek tek avlarcasma toplasınlar ve boğazları kesilmek üzere çantalarına yerleştirsinler? Oldukları yerde ve birbirinden uzak, Allah'ı zikreden bu insanları hangi bahaneyle enseleyebilirler?

Zor!...

Fakat buldular!

Devlet ve hükümete karşı ayaklanma çapında büyük bir hâdise çıkarmak ve peşinden bunun Nakşîler tarafından körüklendiği iddiasiyle onları temizlemek ve dindarları yıldırmak...

İşte 1930 Aralık ayının sonlarına doğru Menemen'de cereyan eden hâdise, birkaç serseriye yaptırılmış böyle bir tertip işinden başka bir şey değildir ve olanca gayesi, büyük ve kuvvetli sandıkları bâzı din adamlarını ortadan kaldırmak olmuştur.

İspatını vak'anm nakli sırasında, hâdiselerin revş ve tarzından anlayacaksınız.

Şimdi, hâdiseye girmeden, onu din düşmanlarının nasıl gördüğüne dikkat edelim! İşte, size, din düşmanlığında en nâmdar gazetenin 1 - 2 ay önce bu bahis üzerinde neşrettiği satırlar :

«23 Aralık 1930 da, yâni Serbest Fırkanın kapanışından bir ay sonra Menemen olayı yer alır. Nakşibendi halifesi olarak kabul edilen İstanbullu Şeyh Esat'ın tahrikiyle, başlarında Şeyh Mehmed bulunan 5 Nakşibendi, Menemen'de bir irtica hareketi başlatmak istemişlerdir. Abdülhamid'in oğlunun Halife ilân edileceğini, bir sabah namazında cemaate bildiren bu beş gericiye bir kısım halk da katılmış ve Kubilây adındaki bir yedek subay duruma müdahale etmek istemiştir. Fakat gözü dönmüş yobazların tahrikiyle Kubilây'ın üstüne binlerce kişi saldırmış ve tekbîr sesleri arasında Kubilây'ın başı testere ile kesilmiştir. Bir mızrağa taktıkları Kubilây'ın başını, devrimlere karşı hareketin sembolü şeklinde Menemen'de gezdiren yobazlar, bir jandarma kıtası tarafından açılan ateş sonunda öldürüleceklerdir. İstanbul'daki Nakşibendi şeyhlerinin yargılanması ise, 1931 Aralığı sonunda Harb Divanı tarafından yapılacak ve 28 kişi idama mahkûm edilecektir.»

90'a yakın yaşlarında olan Erbilli Esad Efendi, son sözünüz nedir suâline, “Kelime-i Tevhid'dir” demiş ve yaşına bakılmaksızın idam edilmiştir.

Hedef yine İslâm!  Bu sefer hedefte olanlar Nakşibendiler!

Zilan Katliamı

20 Haziran - 12 Temmuz 1930 tarihleri arasında (Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı'na göre 20 Haziran - Eylül başı 1930) Van ile Karaköse (Ağrı) arasında Zilan harekâtı gerçekleştirdi. Bu harekât sırasında 12 Temmuz 1930 veya 13 Temmuz 1930'da Zilan Olayları yaşandı ve Ağrı eteklerindeki köyler tamamen yakılırken, ahalisi Erciş'e sevk ve iskân olmuştur. Zilan harekâtında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. İddia edilen rakam ise 30.000 kişi. Kadın, erkek, ihtiyar, çocuk demeden yapılan katliam. Katliamın başında, daha 15 sene evvel, Çanakkale'de, düşmanıyla ekmeğini suyunu paylaşan Türk ordusu var. Bu insanlara kim ne yaptı da, bu mezalim peydah oldu bu topraklarda?

Dersim Katliamı

Annesinin karnındaki çocuğun katledildiği mezalim karşısında ne sözün, ne de başka hiçbir şeyin kıymet-i harbiyesi yok. Cinayet belli, vahşet belli, katil belli. Biz alevilere bu topraklarda yüzyıllarca tahammül ettik, yine ederiz. Siz, İslâm'a ağzının salyalarıyla saldırmayı bırakın da, evvelâ katilinizle hesablaşın. CHP zihniyetiyle ve bu zihniyetin mahsûlleriyle.

12 Eylül Askerî Darbesi

Diğer bir çok sebebin yanında, Anadolu insanını bir arada tutan her türlü motifin yıllarca türlü şekillerde ırzına geçip, bu tecavüzün neticesinde doğan çocuğun ortadan kaldırılması hadisesi!

 28 Şubat Post Modern Askerî Darbesi

Anadolu'da yaşayan yüzbinlerce Müslümanın kanına girme teşebbüsü. En büyük alçaklıktan daha alçakça ve kahbece kurulan tezgâh. Karşılarında ise bir avuç inanmış adam! Devletin en üst makamında bulunan birinin sarf ettiği sözler… İBDA, 1999 senesini "Kurtuluş Yılı" ilan etmeseydi yüzbinlerce müslümanı katledeceklerdi. Cezaevinde tutsak bir avuç inanmış adamın, küfrün kalbinde her birinin muhkem kal'âlar halinde tecellisi ve küfrün mağlubiyeti... 

Burada listeleyebildiklerimiz sadece ilk akla gelenler. Yevmiyesini baştan sona tuttuğumuzda dergimize sığmayacak kadar zulüm, cinayet, tecavüz, ihanet, hıyanet ve küfür.

 

"Hesab günü ne çetin..."

 

Geçen yazımızda değişimlerin başladığının müjdesini vermiştik. Biz, “vakit tamam”, “az kaldı”, “küfrün son demine geldik”, “küfür tek millet olarak hasmımızdır” derken; evlerinin sıcağında, can kaygusuyla: “Aman aman, demeyin öyle, kimseyi rahatsız etmeyin, dünyada bir nizam kuruldu, artık hiçbir şey değişmez,” diye ağlak bir ses tonuyla zırıldayanlara da müjdeler olsun!

Onlardan bir kısmı, bugün iktidar olanlardan; “iktidarın kaynağı nedir” bahsinde hakikat kaygısı duymayan, iktidar kimden bahşedilirse ona teveccüh eden...  Bir kısmı, bugün kime hizmet ettiği belli olmayan, son safhada "Hâkimiyet Hakkındır!" diyemeyen hizmetçiler. Bir kısmı, o iktidarın yardakçısı. Bir de değişik modelleri var bunların ki nefislerine mahkûm tipler. Hakikati, kendisine hasım edindiği kimsenin ifadelerinin zıddında arayacak kadar alçalan kimseler.

Kumandan'ın "Kültür Dâvâmız" adlı eserinde, “Birinci Yanlış” olarak verdiği:

- "Zıddını düşünmek... Meselelere yaklaşırken öncelikle üzerinde durulması gereken husus, doğrunun ne olduğunu bilmeden zıt düşüncenin söylediğini söyleyerek bizim açımızdan doğruya varılmayacağını anlamaktır. Karşısındakinin yanlışını göstermekle kendi doğrularını bulabileceklerini sananlar, fikir sahibi olmak ve doğruyu bulmak bir yana, başka alternatif getiremediklerinden dolayı, yanlış da olsa karşı düşünceyi tersinden yaşatanlardır"

Değişimler başladı ve mukaddes nihayete kadar inşallah devam edecek. İnşallah, burada, “olmayacak duaya âmin,” kavlinde değil tabiî. Köyü görür, kılavuza ihtiyaç kalmaz ve yola devam ederiz ama yine de, “hele inşallah” deriz ya, öyle bir inşallah, “kararlı, inançlı ve inatçı”.

Telegram ile alâkalı Kumandan’ın bir ifadesi vardır; “Bana ne fayda gelirse Üstadımdan bilirim,” diye. İşte o mânâ. Bu değişimlerin kaynağında ne varsa, biz O’ndan biliriz. “Merkez Anadolu”nun Hâkimi Kumandan Mirzabeyoğlu’ndan.

Vakti gelmiş mahsûle elini atıp, “benim!” diyecek kimse olduğunu zaten sanmıyoruz. Zira mahsûlün yetiştiriciliği ne kadar meşakkatli ise, toplaması da bir o kadar meşakkatli olacağından, “teyze adam”ın payına düşecek olanı siz biliyorsunuz.

İhtilâl kelimesi, her ne kadar bir başlangıcı ifade ediyorsa da, aynı zamanda, neticeyi de ifade etmektedir. Yeni bir başlangıcın evvelini, eskinin nihayetini bünyesinde ihtivâ eden bir berzahtır.

“Merkez Anadolu”da başlamasına ramak kalan hareket, Üç Işık’ın aydınlattığı nesillerin karanlığa karşı mücadelesinin, fiilî olarak ilk safhasının nihayeti, ikinci safhanın yâni Başyücelik Devleti’nin de başlangıcı olacaktır.

Mevlâm görelim neyler...

 

Aylık Dergisi 88. Sayı

 
Etiketler: Hesaplaşmaya, Doğru, Hatırlatmalar,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Mart 2017
Deva Hazır da Hasta Hazır mı?
03 Şubat 2017
2016’dan 2017’ye Devreden Bakiye
30 Kasım 2016
Üstün Siyaset, Üstün Sanattır
03 Ekim 2016
Anadolu Baharı - Büyük Satranç Tahtası Kırıldı
30 Temmuz 2016
Bu Millete Yeni Bir Ordu Lâzım
04 Temmuz 2016
Şeytanla Karşılaşmamız
05 Mayıs 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIV
03 Mart 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIII
01 Şubat 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XII
07 Ocak 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XI
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - X
05 Kasım 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - IX
08 Ekim 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VIII
04 Eylül 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VII
05 Ağustos 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VI
05 Temmuz 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti –V-
29 Mayıs 2015
Başyücelik Devleti İktisat Vekaleti-IV
30 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -III-
02 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -II-
09 Mart 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -I-
06 Şubat 2015
Başyücelik Devleti İcra Makamı -Başyücelik Hükümeti-
06 Şubat 2015
Ölüm Odası B-Yedi-Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine
12 Ocak 2015
Aydınlar Aristokrasisi ve Başyücelik Devleti
03 Aralık 2014
Devlet Şekilleri - Türkiye Cumhuriyeti - Başkanlık Sistemi Başyücelik Devleti'ne Giriş
30 Ekim 2014
İdeolocyamızın Ruhçuluk ve Keyfiyetçilik Prensibi Hakkında
25 Eylül 2014
Diyalektik ve Âhlak Çerçevesinde
28 Ağustos 2014
Kültür Ekseninde Varlık ve Oluş
01 Ağustos 2014
Çeşitli Veçhelerinden Zaman Meselesi
04 Temmuz 2014
Temel Meseleler Etrafında
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme -Donma ve Alışkanlık- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür Davası
28 Mart 2014
Batı Medeniyeti, Hâlimiz ve İslâm
04 Mart 2014
Anadolu'daki Sunî Bir Problem: Türkiye Cumhuriyeti
01 Ocak 2014
Takkeli Truva Atı
01 Kasım 2013
Ayıkları Tasfiye Aracı Olarak Hukuk
01 Ekim 2013
Batı: Hasta Adamlar Manzumesi
01 Şubat 2013
Nakşi Şeyhi İmam Şamil
01 Aralık 2012
Aylık Dergisi Sekiz Yaşında
01 Eylül 2012
Filipinlerin Bilinmeyen Mücahidi: Maktan Sultanı Lapu Lapu
01 Ağustos 2012
Sermayemiz Ne Kadar Milli?
01 Temmuz 2012
Yatacak Yeriniz Yok
01 Haziran 2012
Ekonomik Verilerin Hakikati
01 Mayıs 2012
Ekonomik Açıdan 28 Şubat
01 Mart 2012
Suriye ile Alakalı Kısa Mülahazalar
01 Mart 2012
Mekanik Kainat Tasavvuru ve Makine Mefkuresi
01 Şubat 2012
Çağdaş(!) Eğitim Sistemi
01 Aralık 2011
Müjdeler Olsun! -O Günün Fecr Vakti-
01 Kasım 2011
Modern Dünya'nın İktisadi Bunalımına Dair Kısa Bir Mülahaza
01 Ekim 2011
İnsanın Muhtaç Olduğu 3 şey
01 Eylül 2011
İktisadi Aksiyon Teklifi
01 Ağustos 2011
Kumarhane Güzel(!) Ama…
01 Temmuz 2011
Ak Parti Neden Yüzde 50 Oy Aldı?
01 Haziran 2011
Olmayan Parayı Harcamak
01 Mayıs 2011
Borcun Suni Zevki
Haber Yazılımı