Yazı Detayı
03 Aralık 2015 - Perşembe 13:46
 
Huzurevleri
Hanife Kındır
 
 

Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun işlememiz ve kazancını kullanmamız için sonsuz sermaye olarak sunduğu Büyük Doğu-İbda fikriyatı bizi mutlak manada insan olma memuriyetinde tutup, her daim kendimizi kendimizin önünde hesaba çektirir. Eşya ve hadiseleri "islâma muhatap anlayış" ölçüsüyle değerlendirmemizi sağlar. Etrafımıza baktığımızda bu anlayışla yorumlanmaya muhtaç birçok hadise görmekteyiz. Bu bağlamda hemen hemen her şehirde görülen ve her geçen gün sayıları çoğalan bir kurumdan bahsedelim istiyoruz. “Huzurevleri...”

Her şeyden önce İbda Mimarı'nın hemen hemen her kitabında belirttiği şu cümlenin unutulmaması gerektiğini düşünüyoruz. "İslam merkezli bir düzende feda edilecek hiçbir fert yoktur." O yüzden Mütefekkir’in teklif ettiği dünya düzeninde, hangi yaşta olursak olalım Yaradan adına bir şeyler üretmek zorundayız. Zaten insanoğlunun yaratılma gayesi; Allah'ın halifesi yükümlülüğüyle, yeryüzünde Allah için iş yapmak memuriyeti değil midir?

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, Haliç Kongre Merkezi’nde sunduğu “Adalet Mutlak’a”adlı konferansında şöyle demişti; “Bütün insanlığa sunulabilen, aynı zamanda da tek tek her ferde sunulabilir bir ideolocyan yoksa senin fikrinin fikir haysiyeti yoktur. İnsan ve toplum meselelerinin hâlli davasında bir kül fikrin olması lazım.” Benimsediğimiz “Büyük Doğu-İbda” fikriyatının her meselede olduğu gibi bu meselede de ürettiği fikri çözümler mevcut tabi ki. Bu çözümü Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “İdeolocya Örgüsü” isimli eserindeki şu cümlelerinde görebiliriz;

"Bakımından mesul olacak hiçbir yakını veya isteklisi bulunmayan maddi veya manevi sakat fert, illetinin iyileşme veya iyileşmesine bağlı imkan kadrosu içinde, şifasına veya ölümüne kadar devlet hastahanelerinin, devlet ıslahhânelerinin ve ‘Devlet Bakım Evleri’nin en has ve en kıymetli konuğudur. Buralarda cemiyetin çürük ve tortu kısmı, en şefkatli gizlenme ve bakılma örtüsü altında sokaklardan ve meydanlardan nihândır. Her türlü yakınlık himayesi ve gelirden ve tam mânasiyle iş iktidarından mahrum ileri ihtiyarların da yeri, ‘Devlet Bakım Evleri’nin hususî şubeleridir.

 Devlet, çocuklara masal anlatmak kabiliyetinde bir ihtiyardan, parmak uçlarına inen temas dehasîyle bir hasır iskemle örebilecek körlere kadar herkesi en rahat iktidarı içinde verimlendirmekle mükellef olduğuna göre, ‘Devlet Bakım Evleri’nin topyekûn verimsiz konukları, topyekûn iktidarsızlardır. Bu bakımdan devlet, bir taraftan kendi girift ve muhteşem teşkilatı, öbür taraftan da irade mihrakını teşkil ettiği cemiyette aile çocuklarıyla sıkı ve uyanık bir bağlantıya sahiptir."

Şimdi de huzur evlerinin tarihinden ve günümüzdeki görünümüyle huzurevlerinden bahsedelim.

Huzurevlerinin tarihine baktığımızda, yaşlıları koruma hizmetini veren ilk kurum Selçuklular döneminde 11. yüzyılda kurulmuş. Sivas'ta Reha Oğulları tarafından yaptırılan Darülreha (Huzurevi), Mısır'da Erbil Atabeyi Muzaffereddin Ebu Sait tarafından yaptırılan Gökbörü tesisleri, dört darülaceze ve dullar için barınma tesisi bulunuyormuş. Ayrıca, Memlüklüler döneminde 13. yüzyılda Kahire'de açılan Seyfettin Kalavun Hastanesi ve tesisleri dul kadınlara ve yaşlılara hizmet veriyormuş.

Cumhuriyet’in ilanından sonra 1930 tarihinde yürürlüğü giren yasa ile ilk defa kamu kuruluşu olan Belediyelere bakıma muhtaç kişilerin (yaşlıların) korunması, yaşlı evleri yapma ve yönetme yükümlülüğü getirilmesi üzerine, değişik illerde aceze evleri, güçsüzler yurdu, düşkünler evi ve huzurevi adı altında yatılı yaşlı kuruluşları açılmış. Aynı zamanda çeşitli dernekler, azınlıklar ve gerçek kişiler de yaşlılara hizmet vermek amacıyla yatılı yaşlı kuruluşları açmışlar. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı ilk huzurevi 1966’da Konya’da, ikincisi ise Eskişehir’de açılmış.

Osmanlılarda günümüzdeki şekliyle anlaşılan bir huzurevinin olmaması, toplumun böyle bir kuruma ihtiyaç duymadığını gösteriyor sanki. Osmanlılarda huzurevi denilince aklımıza gelecek tek kurum; “Darülaceze”… Darülaceze,  1895 yılında padişah II. Abdülhamit'in fermanı üzerine,Sadrazam Halil Rıfat Paşa tarafından Okmeydanı'nda kurulmuş. Padişah Darülaceze’nin kuruluş masraflarını karşılamak üzere 7000 altın lira kıymetindeki eşyasını hediye etmiş, ayrıca 10000 altın lirada nakit vermiş. Yine ayrıca piyango tertip edilmiş ve toplanan teberrularla 50000 altın lire toplanmış. Halil Rıfat Paşa da evindeki bazı kıymetli eşyayı satarak kuruluşa iştirak etmiş. Çatısı altında barındırmakta olduğu 1000 den fazla kimsesiz, sakat aceze ve sokağa atılmış kimsesiz çocukların her bakımdan ve her türlü istirahat ve ihtiyaçlarını zamanın icaplarına göre temin edip karşılamak üzere daima ileri doğru hamleler yaparak imalathaneler genişletilmiş, kreş ıslah edilerek modern bir hale getirilmiş. Bir idare binası, sekiz aceze dairesi, çocuk yuvası, revir ve hastane, cami, kilise, sinagog, iş ocakları, aş ocağı, fırın, hamam, çamaşırhane, gasilhane, berberhane, hemşire ve bakıcılar için personel lojmanları, rehabilitasyon merkezi, hayvan kesimhanesi, demirbaş eşya deposu, kuru gıda ambarı, yaş sebze ve meyve muhafaza deposu, buzhane gibi üniteleri içine alan 20 binadan oluşuyormuş. Burada yüzyıldan beri din, mezhep, dil, ırk, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeksizin bakıma muhtaç kimsesiz, yaşlı ve sakat insanlarla, sokağa terk edilmiş 0-6 yaş arası çocuklar ücretsiz olarak, her türlü ihtiyaçları karşılanarak barındırılmış. Sosyal bakımdan memleket ölçüsünde büyük faydalar sağlamakta olan bu şefkat Müessesesi bugün İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak doktoru, hemşiresi, memuru ve kafi miktar personel kadrosu ile idare ediliyor.

Huzurevi; belli bir yaşın üzerinde hayatını tek başına idame ettirmekte zorlanan yaşlıların 24 saat ve yaşam boyu bakımlarının yapıldığı, sosyal bir yaşam sunan ve çoğu zaman ücretli bakım merkezidir.Genel tanımı bu şekilde olan huzurevlerine kabul şartları, kuruma göre değişkenlik arz edebiliyor. Genelde 60 yaş ve üzerinde olan yaşlılar, bu kuruma kabul ediliyor. Ayrıca, ruh sağlığının yerinde olması, bulaşıcı hastalığının bulunmaması, uyuşturucu yada alkol gibi madde bağımlılığı olmaması, sosyal ve ekonomik yoksunluk içinde bulunduğunun sosyal inceleme raporu ile saptanmış olması aranılan diğer koşullar arasında.Huzurevleri yaşlı bakım evleri ve özel bakım üniteleri olarak ikiye ayrılıyor. Yaşlı, huzurevine müracaat ettiğinde öncelikle uzmanlar tarafından huzur evinin hangi kısmına uygun olduğu araştırılıyor ve araştırma sonucuna göre normal huzurevi ya da özel bakım ünitesine yerleştiriliyor. Bu aşamalarda sonra bu kuruma yerleştirilen yaşlılar, geri kalan ömürlerini burada idame ediyorlar.

Yaklaşık bir yıl önce üniversiteden arkadaşlarımla bir huzurevini ziyaret etmiştik. Görevli bazı yaşlıların bizimle sohbet etmek istemediğini, bazılarının da yataktan kalkamayacak kadar rahatsız olduğunu söyledi.O yüzden hemen hemen 10 yaşlıyla beraber huzurevinin salonunda 2 saat vakit geçirdik. Oradaki insanların hiç de huzurlu olmadıklarını söyleyebilirim. O insanlarla muhabbet ederken şunu farkettim; hiçbirimiz onlara neden burada olduklarını, ailelerinin olup olmadığını sormamıştık. Ama onlar direk kendilerine sorulmamış sorunun cevabını anlattılar bize.Bazısı çocuklarından şikayet etti, bazısı hayatta hiç kimsesi kalmadığından... Bazısı da tamamen kendi isteğiyle orada bulunduğunu söyledi. Gençlik yıllarını anlattılar bize. Tecrübelerinden bahsettiler. Eminim ki çoğu; keşke şu an tecrübelerimi aktardığım bu çocukların arasında benim torunlarım da olsaydı demiştir.Bazısı çocuklarından şikayet etti, bazısı hayatta hiçkimsesi kalmadığından... Bazısı da tamamen kendi isteğiyle orada bulunduğundan bahsetti. Gençlik yıllarını anlattılar bize. Tecrübelerinden bahsettiler. Eminim ki çoğu şu an tecrübelerimi aktardığım bu çocukların arasında benim torunlarım da olsaydı keşke demiştir.Yaklaşık bir yıl önce üniversite arkadaşlarımla bir huzurevini ziyaret etmiştik. Oradaki insanların hiç de huzurlu olmadıklarını söyleyebilirim. Burada yaşayan 10-15 tane yaşlıyla huzurevinin salonunda 2 saat valit geçirdik. Görevli bazı yaşlıların bizimle sohbet etmek istemediğini, bazılarının da yataktan kalkamayacak kadar rahatsız olduğunu söyledi. O insanlarla muhabbet ederken şunu farkettim; hiçbirimiz onlara neden burada olduklarını, ailelerinin olup olmadığını sormamıştık. Ama onlar direk kendilerine sorulmamış sorunun cevabını anlattılar bize.Yaklaşık bir yıl önce üniversite arkadaşlarımla bir huzurevini ziyaret etmiştik. Oradaki insanların hiç de huzurlu olmadıklarını söyleyebilirim. Burada yaşayan 10-15 tane yaşlıyla huzurevinin salonunda 2 saat valit geçirdik. Görevli bazı yaşlıların bizimle sohbet etmek istemediğini, bazılarının da yataktan kalkamayacak kadar rahatsız olduğunu söyledi. O insanlarla muhabbet ederken şunu farkettim; hiçbirimiz onlara neden burada olduklarını, ailelerinin olup olmadığını sormamıştık. Ama onlar direk kendilerine sorulmamış sorunun cevabını anlattılar bize.Yaklaşık bir yıl önce üniversite arkadaşlarımla bir huzurevini ziyaret etmiştik. Oradaki insanların hiç de huzurlu olmadıklarını söyleyebilirim. Burada yaşayan 10-15 tane yaşlıyla huzurevinin salonunda 2 saat valit geçirdik. Görevli bazı yaşlıların bizimle sohbet etmek istemediğini, bazılarının da yataktan kalkamayacak kadar rahatsız olduğunu söyledi. O insanlarla muhabbet ederken şunu farkettim; hiçbirimiz onlara neden burada olduklarını, ailelerinin olup olmadığını sormamıştık. Ama onlar direk kendilerine sorulmamış sorunun cevabını anlattılar bize.

Huzurevlerinin artmasının sebeplerinden biri de, toplumu oluşturan bireylerin kapitalist-modernist kurguyla yaşamaya kendisini bu denli kaptırıp, bunun tezahürlerinden biri olan "bireyselcilik" algısıyla hadiseleri değerlendirmesi olabilir mi? Bir müslüman olarak hayatımızı, karakterimizi, anlayışımızı şekillendiren tek ölçüt; Yaradan'ın emirleri ve Resul’ünün bildirdikleri değil midir? O halde Kuran-ı Kerim'in anne babayla ilgili birkaç ayetine bakalım.

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, annenize ve babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine öf! bile deme! Onları azarlama! İkisine de güzel söz söyle! Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de Sen onlara (öyle) rahmet et (diyerek dua et!)” İsra Suresi/23. Ve 24. Ayet “Biz insana yapacağı hayırlı işlerden biri olarak anne ve babasına iyi davranmasını emrettik...” Ankebut Suresi/8. Ayet

 

"Biz insana, annesine ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da annene ve babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır." Lokman Suresi/14. Ayet

  Şimdi de Yaradan’ın kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Resul’ünün hadislerini paylaşalım.

"Ana-babasına iyilik edene müjdeler olsun! Allah Onun ömrünü uzatır.”

Buhari

 

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Bir adam:

−Ya Resulallah! Kendisine güzel sohbet etmeme en hakkı olan kimdir? dedi.

Rasulullah (SallallahuAleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Annendir, sonra annendir, sonra annendir, sonra babandır. Sonra da derece derece olan kimselerdir.” (Yani yakın akrabalarındır.)

Müslim2548/2

 

Ebu Hureyre (RadiyallahuAnh) şöyle dedi:

Nebi (SallallahuAleyhiveSellem) şöyle buyurdu:

“Burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün!

Sahabeler:

−Ya Rasulallah! Kimin? dediler.

Nebi (SallallahuAleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ana babasına, ikisinden birine yahut her ikisine birden ihtiyarlık zamanlarına yetişip de cennete giremeyen kimsenin.”

Müslim 2551/9, Buhari Edebü’l-Müfred 21

  Yaradan'ın emirleri ve Resul’ünün bildirdikleri bariz bir biçimde ortadayken, huzurevi denilen kurumlar her geçen gün çoğalıyorsa, bir müslüman olarak öncelikle kendimizi hesaba çekmemiz de fayda var diye düşünüyoruz. Sakın her hadisede muhtaç olduğumuz şey; "Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz." hadisini mutlak manada anlayabilmek nisbeti olmasın?

 

 
Etiketler: Huzurevleri
Yorumlar
Haber Yazılımı