Yazı Detayı
06 Kasım 2016 - Pazar 19:43
 
İllegalite Artık Batı'nın Resmi Politikası
Mevlüt Koç
 
 

Tüm varlığını sevdiklerinin önüne serebilen, sevdiklerine hizmeti nimet bilen, başkası olmadan başkası için olmanın iştiyakı içinde kalbi sevgi ile dolu olan insan; maddî imkânları kıt olsa da, zengindir. Buna mukabil, geniş imkânlara sahip olmasına rağmen, kendinden hiçbir şey vermeyen, hiçbir fedakârlıkta bulunamayan, hep biriktiren bünye, hem yoksul hem “ölü”dür. Siz siz olun, bu tür insanlardan uzak durun; çünkü kendileri batarken sizi de dibe çekerler. Bu bağlamda, sömüren ve biriktiren yapısıyla, kendi uzuvlarını yiyerek beslenen Batı toplumu özü itibariyle ölü bir toplumdur.                                                                                      ***

Eşyanın hakikatini bilmek, eşyanın Rabb’in hangi ilâhî isminin hükmü altında olduğunu bilmekle olur. İnsan, kendisini uyaran ilâhî işareti bildiği nisbette kendini bilecek, kendini bildiği nisbette de Rabb’ini bilecektir. Aksi takdirde eşyaya hakkedilmiş ilâhî sır, sonsuza kadar saklı kalır, siz de “o şeyi değil, o şey hakkında söylenenler”i bilmekle avunursunuz.

                                                                                 ***

“Bilgi tek, çokluk bilendedir.” Ve “keşfi olmayanın bilgisi de yoktur” buyuruyor İbni Arabî Hazretleri. Oysa evrensel olduğu iddiasıyla, tek “doğru” olarak dayatılan modern aklın ürünü bilgi; hem keşfî olmaktan uzak, hem istikrarsız, hem fakir... Zira en basit bir “aynılığın” doğrulanması ve kesinlik kazanması bile, zaruri biçimde birbirini davet eden zincirleme bir teyide ve bunların sonsuz bir zeminde birbirinin üstüne binmesiyle elde edilen bilgiye bağlı. Dahası, bu bilginin üretildiği zemin, delil yokluğunu yokluğa delil sayan, dolayısıyla bugün söylediğini yarın inkâr eden; yanlışın kendi doğrularını doğurduğu bir zemin. Oysa İbda Diyalektiği’nden de biliyoruz ki, “Doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti de olmaz.” Dolayısıyla, iyi-doğru ve güzelin kendisine nisbet edileceği “epistemolojik bütün”; hem doğru düşünceyi doğru düşünce faaliyetiyle sonsuza kadar kesiştiren kodları temin etmeli, hem eşya ve hadiselerin teshirinde tam bir tanıma sağlamalıdır. Ve behemehâl “Mutlak Fikir”den hareketle temellendirilmiş olmalıdır. Zira “iş”in ruhî yönünü göz ardı eden, sadece beş duyuya dayanan akılcı bilgi tam bir tanıma sağlamaz, varlığı (eşyanın hakikatini) yalnızca ölü kabukları itibariyle tanıtır.  Dolayısıyla tanıyan özneyle tanınan nesneyi karşı karşıya getiren bu bilme biçiminde varlığı bulunduğu hâl üzere kavramak imkânsızdır.

                                                                                 ***

“Yaptıkları iş”in ne kadar idrakindedirler bilinmez ama, modern felsefenin-felsefecilerin sanki tek bir görevi-gayesi var: Kusursuz ve eksiksiz bir biçimde çalışmasından sorumlu oldukları ve hayatiyet buldukları kapitalist-modernist sistemi eleştirir gibi yapmak, güya muhalif bir görünüm altında bu sistemin çalışmasına mani olacak her türlü düşünceyi, yayılmasına fırsat vermeden, daha kaynağındayken boğmak.

                                                                                 ***

Nasıl ki bir doktorun, tedavi etsin diye kendisine teslim edilen canlı bir organizmayı kobay olarak kullanmak, kadavraya dönüştürmek gibi bir hakkı yoksa; benzer biçimde, bir fikir adamının da ele aldığı meseleyi istediği gibi eğip bükme, çarpıtma, kendi menfaatleri istikametinde kullanma gibi bir hakkı yoktur.

                                                                                 ***

İbda Diyalektiği’nden öğrendiğimiz biçimiyle; “Suretler olmadan mânâlar ebediyen tecelliye gelmez” doğrusuna telmihen söylersek; sanatı üzerine düşünen sanatçı, birbirinden bağımsız gibi duran unsurlar arasında ünsiyet peyda etmek suretiyle ifade zenginliğine ulaşırken, tecrid kabiliyeti nisbetinde de imgeyi temsil ettiği objeden koparıp mânâlarda tecelliye gelecek hakikati suretler aracılığıyla yaratır. Bu yolda her şey onun için malzeme hükmündedir. Sanatçı renk, biçim, ritim, desen… kaygısı içinde elindeki malzemeyi yoğurur, biçimlendirir, kalıba döker ve yeni bir dile dönüştürür. Sanat eserini anlamak da bu dili anlamakla mümkündür. Ancak, estetik anlayışınız taklidin ötesine geçmiyorsa, sanatla kurduğunuz ilişki iptidai ve yeknesak bir ilişki ise, kayıtsızlığınız ve duyarsızlığınız nisbetinde hayatla estetik bir bağ kurmanız da güçleşir. Güzel olan, klâsik olan size hiçbir şey söylemez. Tabiatı olduğu gibi taklid etmeyi, vermek istediğiniz mesajı kaba saba bir biçimde iletmeyi sanat kabul edersiniz.

                                                                                 ***

Modern çağ iki ana temele oturur: Ulus devlet ve evrensel ölçekte örgüleştirilmiş kapitalist bir sistem… Ancak ne kadar düzenli bir örgütlenmeye sahip olursanız olun, büyüme ve yayılma sonsuza kadar süremez. Sistem karmaşıklaştıkça, yasal düzenlemeler de katılaşır, dağılma ve branşlaşma artar. “Bütün”ün idaresi elden kaçarken, resmi ve düzenli yapılar da kendi içinde gayri resmi ve düzensiz yapıları üretir. Fordist-Keynesçilik ekseninde seyreden ve gelişimini tamamlayan kapitalist sistem de, 1970’lerden beri, bir ilişkiler bütününden başka bir ilişkiler bütününe geçerek devam eden krizlerle, sanki nihai krizini yaşadığının sinyallerini veriyor. Kapitalizmin lider ülkesi Amerika ve “organik merkez”i Avrupa dünyada meşruiyetini yitirirken, “Batı Modeli” kendi insanı nezdinde de sorgulanır hale geldi. “Modern klişe” tabirle terör, illegalite artık demokrasinin beşiği olmakla övünen ülkelerin devlet politikası. Sanki “yeni” bir sistemin yeni yapıları oluşturuluyor ya da Scott Lash ve John Urry’nin belirttiği gibi; “düzenli kapitalizm”den “düzensiz kapitalizm”e geçiş söz konusu.

***

İbda Mimarı’ndan ödünç aldığımız kelimelerle söylersek, “gerçekleşmeden önce her şey mümkün olma özelliğiyle vardır” ve gaibte sabit olanı izhar etmede bize muhal gibi görünen bir hadisenin gerçekleşmesi, nisbet olarak, imkân dâhilinde gördüğümüz bir olayın gerçekleşmemesine denktir. Ne var ki, bizler hadiselere meçhule hürmet tavrı içinde bakamadığımız ve bize belletilen “organize bilgi”ye aşırı güvendiğimiz için, sıra dışı hadiseleri öngöremeyiz, öngörenleri de kaale almayız. Bu tür hadiseler de sırf bu yüzden, beklenmedik oldukları için gerçekleşir ve tesir gücü büyük olur. Oysa insana ait bilgi bir seferde ve ilelebet geçerli olmak üzere verili bir şey değildir. Büyük değişim dönemlerinin ürünüdür. Bu dönemlerin yenileyicileri tarafından bilgi edinmenin, bilgi sahibi olmanın çerçevesi bütüncül bir yapı içinde yeniden belirlenir. Ancak bu “epistemolojik bütün”lerin ekseriyeti, bilgiyi varlığın dışında bırakan bilme biçimleridir, tam bir tanıma sağlamazlar. Dolayısıyla, iman için gerekli olan bilme biçimi; kendimize, hayata ve “öte”sine ait taleplerimizi, sorumluluklarımızı “Mutlak Fikir”le kesiştiren, her örgüsü tezatsız bir “Bütün Fikir”dir. S. Mirzabeyoğlu bunu ortaya koydu. Bizler, zihnî referanslarımızın zenginliği nisbetinde ondan pay almak durumundayız. 

Aylık Dergisi 144. Sayı, Eylül 2016

 
Etiketler: İllegalite, Artık, Batı'nın, Resmi, Politikası,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Şubat 2022
Hayatı Düzenleyen Kurallar Bilime Değil, Dine Aittir
04 Aralık 2021
Yeni Çağın Yeni Ruhu ve Gelecek Yeni Kültür
01 Aralık 2021
Parçayı “Bütün”e Takdim Etmek Bütünü Parçaya Feda Etmektir
04 Ekim 2021
Dünya Hiç Olmadığı Kadar Küresel Çöküş Tehdidi Altında
03 Eylül 2021
Dil, Toplum ve Kültür Üzerine
01 Ağustos 2021
Gerçek İktidar “Mutlak Fikir”in İktidarıdır
02 Temmuz 2021
İnanmak Anlamaktır, “İman Zevken İdraktir”
16 Mayıs 2021
Hayat Nerede Başlar, Nerede Biter?
01 Mayıs 2021
Eşi ve Benzeri Olmayan Tarihi Bir Dönemden Geçiyoruz
01 Nisan 2021
En Güzel, En Yüce Olandır
04 Şubat 2021
Tesettür ve Estetik
02 Ocak 2021
Modadan Medet Ummak ya da Tribünlere Oynamak
01 Kasım 2020
Tarihin Dokusu ve Toplumların Yapısı Değişti
02 Ekim 2020
İlahi Tecelliler Hep Böyledir...
01 Ağustos 2020
Kriz Geçici Değil Yapısal
01 Temmuz 2020
Ava Giderken Avlanmak
01 Haziran 2020
İBDA’ya Muhatap Anlayış “Zevk” Temeline Oturmalıdır
02 Mayıs 2020
Sıradanlaşmanın ve Sıradanlaştırmanın Ağır Bedeli
03 Nisan 2020
Zalimin Mazlum Gibi Düşünebileceğini Ummak Safdillik Olur
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
01 Aralık 2016
Aydınlanma(K) mı, Ateşte Yanmak mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı'yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Ocak 2016
Gözden Öz'e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
"Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef"*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı
barandergisi.net/