Yazı Detayı
01 Şubat 2020 - Cumartesi 09:15
 
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
Mevlüt Koç
 
 

İslâm dünyasının ortak hafızasını, dolayısıyla da ortak kültürünü şekillendiren ana yapı, Allah’ın iradesinin en bediî ve bedîhî ifadesi olan kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’dir. Zihin dünyamızı şekillendiren mânâ ve kültür âlemi bu ana yapıya dayanır, hayata bakışımızı yine bu mânâ ve kültür âleminden edindiğimiz kodlar belirler. Dolayısıyla, daimî bir devinimle hayat bulan kâinatı birlik ve bütünlük içinde kavrayabilmek, suretlerde tecelliye gelecek mânâya en uygun formu giydirebilmek için, Allah’a Resûlü’nün gösterdiği yoldan bağlanmak esastır… Eşyadan yansıyan MUTLAK BİR’e dair ihsasları hmenin, işaretten işaret edilene yönelebilmenin yegâne yolu budur. Bu yolda elde edilen bilginin sezgisi imana özgüdür ve fiillerde esas olan sağlam bir yaratılışa dayanan imandır. Sahih bir kurala dayanmayan, keşfe evrilmeyen, sadece fizikî kavramlardan hareketle elde edilen bilginin sezgisinde ise imana aykırı bir durum söz konusudur; bizi, Hakk’ın kendisine mahsus tecellilerinin mazharı olan eşyanın hakikatiyle yüz yüze getirmez. Bu yolda yürüyen insanın bilgisi artsa da bilgeliği artmaz, âlim olsa da arif olamaz. “İlmi cehline alsa da ahmaklığını almaz.” Cahil değildir ama yobazdır. Gaflet, yanılma ve unutma ruhunu sardığı için keşfi kısa, ilmi işlerin iç yüzünü görmekten âcizdir. Bilgisizliğini değil de, bilgisini onaylayan şeylere bakma eğilimindedir, bilgisi arttıkça zihin karışıklığı, cahilliği ve kendini beğenmişliği de artar. Bütüne değer vermediği, duygularında bütünlük aramadığı ve bütünün düzeniyle ilgili bir çaba sarf etmediği için, kendisini bütünleyecek bütünleyicileri tanıma, Hakk’ın onlara giydirdiği hâli görmek gibi bir şansı yoktur, ihtimâller âleminin posası olarak kalmaktan öte bir yere gidemez. Buna mukabil, İlâhî nur içinde ışıldayana kadar, tıpkı maddeye biçim verir gibi ruhuna ölçü kazandıran, yakıtı hakikat ve marifet olan aşk ateşinde yanan, yalnızca Allah’a sığınan insana bilmedikleri de öğretilecek, tarifi imkânsız şeyleri düşünüp konuşma gücü verilecektir.

 

Kelâmın sırlarına eren, “Kurtarıcı fikir”leriyle “kurtuluş yolu”nun taşlarını döşeyen, bizi selâmete erdiren (bütünleyen) ve tek mutlak insanî değer olan büyük sanatkârlar bu kafiledendir. Dünya tarihi de Peygamberlerin ve onların varisi konumundaki bu güzel insanların tarihidir, insandan murad da sadece Allah’a teslim olan bu “gerçek insan”lardır. Zirve noktasında da Hakk’ın “sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım,” hitabına muhatap sevgili Peygamberimiz Hazreti M....... (s.a.v) var. Gaye-insanların dokunuşları, insanın sahih ve samimi olduğu tek andır ve harikadır. Onlardan taşan sevgi ve güzellik tüm engelleri aşarak birden bize ulaşır, bizi arındırır ve yeniler. Dolayısıyla, bu büyük insanların sevgisi ve eserlerinin gücüyle kuşatılan insan, taklid mesabesinde kalmamalı, onların elinden çıkmış bir sanat eserine dönüşmeye bakmalıdır. Gerçek talebe, gerçek mürid ve gerçekten seven bu dönüşümü gerçekleştirebilendir. Şayet tüm kazanç ve zenginliğinin bu kuşatılmışlıktan kaynaklandığını göremeyecek kadar körse insan, bir an önce onlardan uzaklaşmalıdır. Çünkü basit ve devşirme ruhların, zarif bir mîzaca ve seçici bir ruha sahip olan bu insanların yanında hiçbir zaman yeri olmadı.

 

“Allah güzeldir, güzeli sever” ölçüsünden telmihen söylersek, hayatı estetiğin içinden yaşamanın ve bir şeyi güzelleştirmenin tek yolu onu sevmektir. Gerçekten sevebilmek için de yüce olanı tanımanız, güzelle hemhâl olmanız gerekir. Bu da bir eğitim, şuur ve kültür meselesidir… Hayatın tüm alanlarıyla estetik bir bağ kurmayı, üslup sahibi olmayı, anlamayı gerektirir… Güçlü üslup güçlü ifadedir, eğiticidir. Eğer bir tarzınız yoksa, ideal bir norm da oluşturamazsınız; formdan, düşünceye ve tutkuya yürüyemezsiniz. Anlamak ise başlı başına bütünlüklü ve derin bir “okuma”, muradı kestirme, hâl dilinden anlama meselesidir, öncelikle de bilgi ve hakikat mefhumlarıyla alâkalıdır. Bilgi her zaman hem bir tecrübe hem de bir zihnî dönüşümdür. Hakikat ise cüz’î değil, Küllî Akıl’ın emrindedir. Dolayısıyla hakikatleri bulundukları hâl üzere bilme becerimiz, Küllî Akıl’a ait melekelere ünsiyet kesb edebildiğimiz kadardır. Aksi taktirde, eşyadaki sır sonsuza kadar saklı kalacak, eşyada bizi ikaz eden işareti görmek gibi bir şansımız olmayacaktır.

 

Nitekim bizim zihin dünyamız böyle bir ortamda; aslıyla ilgisi olmayan bir anlayışın ürettiği modernist bir ortamda şekillendi. Moderniteyi, Batı Medeniyeti’nin en “ham softa ve kaba yobaz” Hıristiyan unsurları üzerinden öğrendik. Kurucu unsurlarımız hep dışarısı olduğu için, zihin dünyamız da hep kültürel emperyalizmin vesayeti altında oldu; kendimize ait bir bilim, edebiyat ve sanat üretemedik; bize ait olan bizim olmaktan çıktı, kendi kültürümüzü oryantalist versiyonuyla öğrenir hâle geldik. Gönüllü asimilasyona soyunan; kendi toplumunun mânevî ve estetik değerlerinin yüzlerce yıl üzerinde taşındığı intikâl metodlarını hor gören, bunları Batılı kavramlarla özdeşleştirme gayreti içine giren, entelektüel meraktan mahrum aydınımız, Batı’da üretilen sun’i kavramların Türkiye’deki kötü bir uygulayıcısı olmaktan öte bir yere gidemedi. Nihayetinde, hafızası bir gecede sıfırlanmış, kendi hazinesinin dilencisi konumunda yaşayan bir toplumun fertleri olarak, hâl dilinden anlamayan, ortam farkındalığından uzak, dilsiz ve dölsüz bir varlığa dönüştük. “İman zevken idraktir,” gibi temel bir prensibimiz olmasına rağmen, bundan pay sahibi olan, “zevk”ten bahseden aydınımız neredeyse yok gibi! Oysa gerçekliği estetik veçhesiyle özümleyebilmenin, arzularımıza-hislerimize bütüncül bir form giydirebilmenin, hâsılı, Hakk’ın kendisine mahsus tecellilerinin mazharı olan eşyada hakikatin tümüyle yüz yüze gelebilmenin tek yolu, “zevken idrak”tir. Nitekim İbnî Arabî Hz.’leri de, “Allah’ın Peygamberlerine bütün hâl ve durumlarla ilgili bilgiyi ‘zevk’ yoluyla verdiğini ve zevkten kaynaklanmayan bilginin, Allah ehlinin bilgisi olmadığını” söylüyor.

 

Bu durumda, bilgisi son derece acınacak hâlde, güzelle ilişkisi ilkel ve tekdüze bir seviyede kalan, kendi iptidaî anlayışına İslâmî bir mazeret uyduran, bunu da keskinliğine vehmeden ham halat insanın yaptığı ve tabiatının hicabı altında kalan ibadet zevk hâsıl etmeyecek, ibadetiyle vücuda getirdiği “eser”in de bir değeri olmayacaktır. Dolayısıyla, İslâm’a Muhatap Anlayışı temin edecek dil ve diyalektiğin önemi kavranmadan, bu dil ve diyalektiği maddî ve manevî bir zenginlikle tahkim edecek zihnî bir birikime sahip olmadan, zalimine aşık olma sapkınlığından kurtulup kendimizi sevmeyi öğrenmemiz, elimizdeki, her biri eşsiz bir zevkin numunesi değerlerin kıymetini bilmemiz, güzele sonsuz bir özlem duyup İslâmî zevki yansıtan eserler ortaya koyabilmemiz mümkün değildir. Zira “Bütün Fikir” yoksa, bütün bir dünya ve bu dünyanın karşısında duran bütün bir insan da yok demektir. Bu durumda birlik duygusundan, davaya bağlılık şuurundan da bahsedilemez.

 

Aylık Dergisi 184. Sayı

 
Etiketler: İnsandan, Murad,, "Gerçek, İnsan”dır,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı