Yazı Detayı
01 Şubat 2016 - Pazartesi 15:53
 
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
Fatih Turplu
 
 

Başyücelik Devleti

“Dünya Kamu Düzeni”

Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi

Girizgâh

Salih Mirzabeyoğlu bu eserde “Kamu Düzeni” diye bir levha açılmasının sebebini bir yandan Başyücelik devlet sistemini müstakil olarak ele alırken diğer yandan “pratik ve eleştirel planda bizi bizden olmayanlardan ayırıcı” bir şekilde “davamızın zıddından da gösterme” olarak açıklar.

Eserde bir devletin idare şekli ile iktidar biçimi meselesini “bahçe çiti ile bahçe düzeni” arasındaki farklılığa nisbetle bir “ayrılık” olarak niteler ve aralarındaki ilişkiye nisbetle de “değişik kompozisyonlara mevzu oluşumlar” olarak izah edilirler.

İdare şekli ve iktidar biçimlerine nazaran ortaya koyduğu sistem teklifi etrafında devlet şeklinin “başyücelik”, hükümet şeklinin de “Yüceler Kurultayı”nın seçtiği “Başyücelik Hükümeti” olduğunun altını çizen Mirzabeyoğlu, bunun “Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü”nde “sistem bütünlüğü olarak çepeçevre” ortaya konulduğunu belirtir.  Demek ki İslâm Âlemi için hayati derecede ehemmiyetli bu mevzuyu Necip Fazıl örgüleştirmiş ve hazır hâle getirmiş; ancak; bunun ehemmiyetinin kavranamamasından yahut onu kavrayacak kültür birikimi yer etmediğinden ötürü bir türlü gündemleşememiştir. Aradaki tarihî farka nisbetle bugün İdeolocya Örgüsü’nün pratik sahada işlenerek Salih Mirzabeyoğlu tarafından “Başyücelik Devleti” olarak şerhedilmesinin de aynı anlayışsızlık iklimi içerisinde karşılanıyor olması umûmî olarak İslâm Âlemi’nin, hususiyetle de Türkiye’deki “İslamcı Camia”nın kültür seviyesini göstermesi bakımından mühim; bilvesile, bu mevzu ve başka herhangi bir mevzuda iki de bir “İslamcı camia” olarak nitelendikten sonra sanki kendisi “Budist Camia”danmış gibi mevzuyu her vakit “başkası”na havale etme psikolocyasını da reddediyoruz…

Dünya Kamu Düzeni levhası Kamu Hukuku-Amme Hukuku, Avrupa Topluluğu, Biz ve Onlar ve Demokrasi İçin Zorlama ara başlıklarından oluşmaktadır; bu yazıda “Kamu Hukuku-Amme Hukuku” başlığını inceleyeceğiz; mevzunun Birleşmiş Milletler Teşkilatı bahsine kıvrıldığı yerde yazımızı noktalayarak Birleşmiş Milletler bahsinin yapısına dair teferruatları bir sonraki yazımıza havale edeceğimizi şimdiden not düşelim.

***

Devletin kendisini vücuda getiren fertlerle kendi arasındaki ilişkilerini tayin eden ve düzenleyen kısmına “iç kamu hukuku”; devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen hukuk kuralllarını kapsayan kısmına da “Dış Kamu Hukuku” deniliyor. İşin dışta kalan kısmında Devletler Hukuku, Milletlerarası Hukuk; İç Kamu Hukuku ise “Esas Teşkilat Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Usul Hukuku gibi tasniflere mevzu. Salih Mirzabeyoğlu İç Kamu Hukuku’nun bağımsız bir dalı olarak da Genel Kamu Hukuku’nu işaretler.

Genel Kamu Hukuku

İç Kamu Hukuku’nun bu dalı daha çok devletin mahiyeti, kökeni, tarihî süreci, fertlerle olan ilişkisi gibi vesâir mevzularla alakalanıyor ve kurallardan ziyade umûmî prensipleri ele alıyor. Alaka çekici bir tesbitimiz olarak hatırlatmak isteriz ki, Salih Mirzabeyoğlu’nun bu eserde sadece bir paragraf olarak belirttiği bu mesele “Bütün Fikrin Gerekliliği” eserinde kitaplık çapta izah edilmiştir. Bu durum bize elimizdeki eserin ne denli (konsantre) olduğunu da gösteriyor.

Esas Teşkilat Hukuku

Esas Teşkilat Hukuku “belirli bir devletin bünyesini açıklamaya çalışan bir hukuk dalıdır”   . Devletin Şeklini ortaya koyarak devlet içindeki kuvvetlerin kendi aralarındaki ilişkilerini, bunun yanında “bir ferdin devlete karşı olan haklarını tayin eder”. Bugün “Kuvvetler Ayrılığı” olarak sıkça gündeme gelen yasama, yürütme ve yargı’nın birbirlerinden ayrı olarak işlediği devlet yönetim modelinin unsurları; işte Esas Teşkilat Hukuku bu “kuvvetlerin hangi organ aracılığıyla temsil edildiğini” belirtir.

***

Bir nevi “ikinci girizgâh” diyebileceğimiz bu tanımlardan sonra bu ana başlığın esas meselesine geçebiliriz. Bu hususu Salih Mirzabeyoğlu “Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın yaşattığı mânâ Kamu Düzeni başlıklı levhamızın ana meselesi” diyerek belirtmiştir. Mevzu “Tabiî Hukuk” ara başlığından itibaren başlayarak devam eder.

Tabiî Hukuk

Doğal Hukuk Kavramı olarak da isimlendirilen görüş: “Âlemşümul düzen, insan aklının ve tabiatının ürünüdür ve her türlü şahsî müdahaleden önce de vardır”. Tabiî Hukuk-Doğal Hukuk niteliği gereği hukukî pozitivizme karşıdır; bu sebeple de âlemşümul olduğu savunulur. Salih Mirzabeyoğlu “Kâinatı bir bütün olarak izah iddiasındaki Marksizmin yaygın olduğu bir zamanda” tabiî hukukun “şahsiyetçi ve ruhçu bir telâkki olarak” karşılandığını söyler. “Realist görüş” ise tabiî hukukun olamayacağını, hukukun zamana ve yere göre değişebileceği esasıyla reddetmiştir. Salih Mirzabeyoğlu, bu görüşlerin tamamıyla kabul edilemeyeceği gibi tamamıyla reddinin de mümkün olmadığını, buradaki nüansın, bu nazariyelerin “ayrı ayrı hakikatleri ifade edici” olduklarını hatırlatarak “Mutlak Fikrin Gerekliliği”ne nibetle bâtıl ve “mihraksız tümevarımın zaafiyeti” önünde mahkûm olduklarını hatırlatır. Bunun yanında bahsimize dair ehemmiyetle altını çizdiği husus ise Tabiî Hukuk Telakkisi’nin “bizim mensub olduğumuz dünya görüşüyle bir alâkası olmadığı”dır; nitekim bilindiği üzere her Allahçı telâkki İslâmcı olmadığı gibi (günümüzdeki misalleri hatırlayalım) her ruhçu telâkki de (Budizim gibi) Allahçı değildir.

Bu başlık altında Salih Mirzabeyoğlu’nun dikkat çektiği mühim bir ayrıntı da “tabiî hukuk” telâkkisini reddeden realist görüştür; bu hususa temasındaki incelik, “kuvvetlinin iradesini zayıfa kabul ettirmesi” olarak devletin doğumunu ifâde eden ve tabiî hukuka karşı çıkan realist görüş işe “tabiî hukuk” arasında bugün oluşturulmuş olan sentezdir. Salih Mirzabeyoğlu’na göre bu sentez ne hukuk, ne felsefe ne de sosyal-siyasî bir nazariyedir; “bugün doğrudan doğruya –yani pratikte geçerli- hukuk kisveli bir kuruluş olarak, BM teşkilâtının yaşattığı mantıktır.”

Tekrar etmekte fayda görüyoruz; tabiî hukuk telâkkisini reddeden realist görüş, tabiî  hukuk ile realist görüşten sentezlenerek ortaya atılmış ve daima tartışılan, yer yer hukukî kaide olarak tecrübe edilen, tabiri caizse yamalı bohça gibi her zaman değiştirilen nazariyelerin hepsinden sentezlenerek pratize edilen BM teşkilâtı.

 Bu mevzuyu anladıktan sonra Salih Mirzabeyoğlu’nun şu sözlerini daha iyi idrak edebiliriz; “dünyada birçok anayasa tamamen göstermeliktir ve tarif ettikleri rejimin memlekette olanla hiçbir alâkası yoktur. Anayasa âdeta mevcut rejimi gizleyen bir paravana vazifesi görür.

BM mi, yoksa Domuzlar Diktatoryası mı?

Birinci Dünya Savaşı sırasında A.B.D. Başkanı Wilson’un yayınladığı beyannamenin meşhur maddesi şuydu; “milletlerin encamını tayin etmeye hakkı vardır.” Demokrasiyi bir iç rejim olmaktan çıkartarak milletlerarası ilişkilerin temeli hâline getiren süreç hızla gelişti ve Salih Mirzabeyoğlu’nun teşhisiyle “monarşilerin tasfiyesi gibi esasen soyal ve siyasî fonksiyonunu yitirmiş yapılanmaların doğurduğu boşluk.” İçine girildi. O günden bugüne gelinen süreçte ve bugünkü dünya manzarasına bakıldığında bahis mevzu boşluğun ne kadar doldurulduğu ve demokrasinin çare olup olmadığı ortadadır. Demokrasi bahsini Salih Mirzabeyoğlu’nun ilerideki levhalarda ayrı bir fasıl hâlinde ele almış olmasından ötürü mevzuya girmeyeceğiz.

Salih Mirzabeyoğlu, iç ve dış kamu düzeninin ayrımında “devletler arası ilişkileri uyuma getirmek adına” dış kamu düzeninden bahsedilirken, bugün “kamu düzeninin kendi”nin bizzat “dış kamu düzenini ifâde eder bir mânâya” büründürüldüğünü; devletlerin birbirleri arasındaki dış kamu düzeni yerine “devletlerin içinde yer aldığı bir dünya toplum düzeni”ninden bahsedilir olduğunu hatırlatır. Bugün “dünya bir köy oldu” denilen ve globalizm diye isimlendirilen görünümün temeli, monarşik düzenlerin oluşturduğu boşluğun böyle bir “temsiliyet” ile kapatılmaya çalışılmasındadır. Salih Mirzabeyoğlu bahis mevzu “santez” içerisinde BM teşkilâtının yapısını “doğrudan doğruya monarşi çekişmesi içinde oligarşik” olarak niteleyip gayesinin “bu sınıf dışındaki ülkeleri sömürme aracı” olduğunun altını çizer.

Mevzu, bir devletin kendine nisbetle iç kamu düzeni ve kendine nisbetle bir başka devletle ilişkilerinin uyumu bakımından dış kamu düzeni olmaktan çıkarılıp, “kamu düzeninin kendi” hâlinde “devletlerin içinde yer aldığı bir dünya toplum düzeni” olarak kabul edildiğinde; bir de bunun temsili olarak teşkilâtlandırıldığında, kimsenin de “hayır!” diyecek mecali olmamasını da buna ilâve ederek söyleyelim, yeni dünya düzenini yahut yeni sömürü alanının meydana getirilmesidir.

Eserin bu noktasında Salih Mirzabeyoğlu, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının gayelerinden birinci maddeye dikkat çeker. “Milletlerarası barış ve güvenliği korumak ve bu maksatla: barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve uzaklaştırmak ve her türlü tecavüz fiilini veya barışın başka suretle bozulması hâlini ortadan kaldırmak üzere, tesirli müşterek tedbirleri almak; barışın bozulması sonucunu verebilecek milletlerarası nitelikteki anlaşmazlıkların veya durumların düzeltilmesine veya çözülmesine adalet ve milletlerarası hukuk prensiblerine uygun olarak barış yollarıyla gerçekleştirmek.”

Bunun ardında ise BM’den önce kurulmuş ve onun moda tabirle bir önceki “sürümü” olan Milletler Cemiyeti vesilesiyle söylediğini hatırlatır ki şu:

“Bazı devletler, bir andlaşma ile kendisinden daha kuvvetli bir devletin himayesi altına sokulmuştur. Şüphesiz himaye karşılık olarak her iki devlete haklar ve vecibeler yüklerse de, aralarında hukukî bir eşitlik asla söz konusu olmaz. Koruyucu devlet milletlerarası ilişkilerde her zaman korunan devletten üstün bir mevkiye sahiptir. Bu şekil, gerçekte emperyalist ve sömürgeci bir siyasetin meşru gösterilmesi için ileri sürülen bir açıklama tarzından başka bir şey değildir; zira uygulama bize göstermiştir ki, güçlü olan zayıf olanı kendi emelleri için bir araç olarak kullanmıştır.”

Anlaşılacağı üzere tabiî hukuk ile realist görüşün sentezi “hukuk kisveli” fakat “monarşi çekişmesi içinde oligarşiyi temsil eden” BM teşkilâtına hâkim “seçkin zümre” dışındakiler manda devletlerdir.

Çünkü “bazı devletler, bir andlaşma ile kendisinden daha kuvvetli bir devletin” yahut devletlerin BM vesilesiyle “himaye altına sokulmuştur.” Manda rejimi “her iki devlete de haklar ve vecibeler yüklerse de, aralarında hukukî bir eşitli asla söz konusu olmaz.” Buradan da anlaşılacağı üzere Milletler Cemiyeti’nde “manda devletler” statüsündeki devletler BM’de teorik açıdan hür, pratik açıdan “manda devletler” pozisyonuna sokulmuş oluyor.

 Salih Mirzabeyoğlu, bu noktada kurulduğu günden bu yana güçlü devletlerin çıkarlarını korumaktan ve zayıf devletlerin tecavüze uğradığı sahalarda ise daima “sağa sola teessüf iletmekten başka” işe yaramayan BM’nin vaziyetini kısaca izah eder. Güvenlik Konseyi’nin teşekkül ve karar alma şekline bakıldığında her şeyin açıkça görüleceğini söyler.

“Konsey 15 üyeden teşekkül etmiştir ve bunun beşi daimi üyedir. Daimi üyeler; Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, Rusya. Geriye kalan bürün devletler de bu konseyin üyeliğine iki sene için seçilir.”

Salih Mirzabeyoğlu bu tezgâha tekme savurduğunu belli eder bir imaj ile sorar:

- “Ne demek daimi üye ayrıcalığı”

Bilindiği üzere beş daimi üye harici olan devletler iki sene için seçilir; usul meseleleri dışındaki mühim kararlar dokuz daimi üyenin oyu ile alınır ve daimi üyelerden birisi veto hakkını kullandığında karar alınamıyor.

Tüm bunların ardından Salih Mirzabeyoğlu şu teşhisini aktarır; “Devletlerin yönetim şekilleriyle anılmaları gibi, Birleşmiş Milletler Teşkilâtını da “domuzlar diktatoryası olarak anabiliriz.”

Mevzunun başından bu yana öğrendiklerimizle beraber bilhassa “tabiî hukuk” başlığı altındakileri hatırlarsak bu ara başlık başında sorduğumuz suali en azından kendimizin de cevaplayacak bir kıvama geldiğimizi zannediyorum. BM Teşkilâtı domuzlar diktatoryası mı? Evet, BM Teşkilâtı dünyada demokrasi havariliğine soyunmuş oligarşik bir teşekkül hâlinde monarşi çekişmesi güden devletlerin oluşturduğu, diğer devletleri manda rejimi içinde tutan Domuzlar Diktatoryasıdır.

 Aylık Dergisi, 136. Sayı, Ocak 2016

 
Etiketler: Kamu, HukukuAmme, Hukuku, Bahsi
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı