Yazı Detayı
05 Mayıs 2016 - Perşembe 13:46
 
Keyfiyetçilik ve Şahsiyetçilik
Hanife Kındır
 
 

BÜYÜK DOĞU TEMEL PRENSİPLERİ

II. KEYFİYETÇİLİK

  “Keyfiyetçiliğimiz, insanî verim çerçevelerini, üstün bir kıymet hükmüne bağlama işi…” Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK

  Arapça kökenli bir sözcük olan keyfiyetin, sözlük manasına baktığımızda karşılığı “kalite”, “nitelik” tir. Bu prensip, sayı olarak çok olanı değil, vasıf olarak doğru olanı önemli kabul etmemiz gerektiğini söyler. Bir fikrin yada bir meselenin gürültüsüne değil de halis ve hakiki özüne bakmamız gerektiğini anlatır. Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl’ın tanımlamasıyla; “Keyfiyetçilik; bütün insanî verim şubelerinde, (çok)tan ziyade (tek)in kanunları üzerinde derinleşmek ve her iş vâhidini, onu saran mücerret oluş cevherine göre değerlendirmek dâvası...”

Keyfiyetçiliğin, etrafımızdaki maddî ve manevi her şeyi, ana cevherine yani sâf, halis, gerçek ve daimî cephesine inerek derinlemesine aramak ölçüsü olması gerektiğini belirten Üstad Necip Fazıl, keyfiyetin tecelli planının saflık, hâlislik, hâkikîlik ve daimîlik çizgilerinin kurduğu dört köşe çerçeve olduğunu söyler.

Keyfiyetçilik anlayışını mutlak manasıyla benimsemiş, eşya ve hadiselere derinlemesine inerek, ana cevherine nüfus eden bir ruh; derin bir mücerred ile katı bir müşahhası bir araya getirebilir. Ki bugün şahsiyetimizde, bu durumun tam manasıyla mevcut olmaması, Büyük Doğu-İbda Fikriyatı Mimarlarından öğrendiğimize göre; yaşadığımız buhranın sebeplerinden biri… Keyfiyetçiliğin, ruh ve madde kutupları arasında muazzam bir bağ kuruyor olması, cemiyetimiz için0 olduğu kadar, kendi saf cevherimizi değerlendirebilmemiz için de önemli bir özellik...

Bugün keyfiyet kelimesinin zıt anlamlısı olarak kemmiyet kelimesi kullanılıyor. Kemmiyetin sözlük manası ise “miktar”, “sayı” yani “nicelik”... Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ifadesiyle; “keyfiyet, zamanın; kemmiyet de mekanın ressamı”... Ruhunu kaybetmiş madde ve kemmiyet cümbüşlerine inanmak delaleti, keyfiyetçiliğin düşman tanıdığı usûllerden biri. Diğerinin ise; “Dampingçilik zihniyeti” olduğunu söyler Üstad. Damping, ekonomide kullanılan bir terim olmakla birlikte, “ihracatçı firmanın malını dış piyasada, iç piyasada sattığından daha düşük fiyatla satması” olarak tanımlanıyor. Bu tanımı böylece anlayıp, konumuzla bağlantısını düşünecek olursak, Üstad'ın “dampingçilik zihniyeti” diyerek vurgulamak istediğinin, günümüzde hemen hemen her konuda yaşadığımız sorunlardan biri olan “ucuzculuk anlayışı” olduğunu görebiliriz.

Üstad, bugün özellikle Batı Dünyası’nda muazzam bir kemmiyet köpürüşü ve buna bağlı olarak bir keyfiyet çöküşü olduğunu söyler. Ve, “Keyfiyet olmadan kemmiyet, milyonların sıfıra darbına müsâvidir.” diyerek keyfiyete ne derece önem verilmesi gerektiğini gösterir. Son olarak Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin bir risalesinde geçen şu sözünün keyfiyetin önemini bir kez daha vurgular vaziyette olmasından dolayı paylaşmak istiyoruz. “Kemmiyetin keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok.”

III. ŞAHSİYETÇİLİK

  “Şahsiyetçiliğimiz, insanlar arasında ibdâ çilesi çeken sınıfı imtiyazlandırma dâvası…”       Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK

Büyük Doğu İdeolojisi'nin üçüncü temel prensibi “şahsiyetçilik” tir. Bu prensip, içtimaî olarak düşünüldüğünde keyfiyetçiliğin tamamlayıcısı kabul edilebilir. Şahsiyetçilik prensibi de, kemmiyet ölçüsüne karşı çıkar, ayrıca hiçbir hakikati temsil etmiyorsa avam, yığın, güruh gibi nicelik belirten kavramlara önem vermez. Şahsiyetçilik nitelemesini niçin önemsememiz gerektiğini Büyük Doğu Mimarı'nın şu harika ve hakiki tespitinden anlayabiliriz. “100 milyonluk bir cemiyetin, 100 milyon köşeli bir yıldız gibi, ruh ve akılda en ileri zirvesi, köşeler içinde en fazla çıkıntılı, en ziyade fırlak olanıdır; yâni tek şahsiyet üzerinde düğümlenmiş bulunanı...”

Geçmişten günümüze kadar oluşan her cemiyetin fikir sisteminin mutlaka belli başlı bir sınıfa istinat etmiş olduğunu aksi takdirde olması gereken fikir sisteminin mimarî temelinin bulunamayacağını belirten Üstad, bizim de bir sınıfa bağlı olduğumuzu, bu sınıfın her sınıfı içine alan camiasındaki her ferdi ıstıraplariyle kucaklayan, kendi nefsinden başka her nefsi düşünen ve en kıymetlisi mücerred bilmek ve anlamak davasının yakıp tutuşturduğu, ortak bir yaradılışlar çevresi olacağını, olması gerektiğini söylüyor. Ve şöyle devam ediyor; “Hak ve hakikatimizi dayadığımız ıstırap da, her acının üstünde, mücerret idrâk ıstırabı...”

“Bir cemiyette tek mahkum fert kalmaması için biricik hâkimiyet makamı, Allah'ın idrak çilesini doldurmaya ve ona göre hayat çatıları kurmaya memur ettiği üstün kullar manzumesine bağlı; ve biricik hikmet ve imtiyaz, idrak ıstırabının kahramanlarına ait...”

“Hakka mahkûmiyet ise hâkimiyetin tâ kendisi olduğuna göre, bizim şahsiyetçiliğimiz, hakkın en üstün kaza ehliyetini temsil edenleri hâkim kılma dâvasından başka bir şey değildir.”

Üstad Necip Fazıl, benimsememizi istediği şahsiyetler manzumesinin; “cemiyetimiz içinde, bir bahçenin ağaçları gibi, en olgun ve örnekli ruh ve kafa yemişiyle yüklü” olması gerektiğini söyler. Büyük Doğu Şahsiyetçiliği, bir cemiyeti hakikat karşısında temsil hakkının mutlak manada “seçkin” ve “yetişmiş” şahsiyetlerde olduğunu savunur. “Kalabalıklar yanlışı doğru kılmaz.” cümlesindeki mana da olduğu gibi, hakikat karşısında yığını oluşturan üyelerin eşitliğini savunmaz. Yalnız burada şöyle bir yanılgı anlaşılmaması için belirtmek istiyoruz. Büyük Doğu Şahsiyetçiliği halkı değersizleştiriyormuş yada toplumun düşüncelerine önem vermiyormuş zannedilmemeli. Aksine Büyük Doğu, hakikat karşısında her ferdi eşit olarak değerlendirir. Bu fert, ister cemiyeti yöneten ister yönetilen olsun, hakikatin belirlendiği nispet her ikisi içinde geçerlidir. Büyük Doğu Mimarı bu yepyeni sistemin, “muztarip ve muhteliç dünyanın rahmindeki kurtarıcı çocuk” olarak gelmekte ve gelecek olan, olduğunu belirtir.

Aylık Dergisi, 138. Sayı, Mart 2016

 
Etiketler: Keyfiyetçilik, Şahsiyetçilik
Yorumlar
Haber Yazılımı