Yazı Detayı
05 Mayıs 2016 - Perşembe 14:40
 
Kürtler Sahipsiz Midir?
Abdüsselam Tutal
 
 

Geçtiğimiz asrın başlarında Şark’taki Kürt aşiretlerine Meşrutiyeti Meşrua dersi veren Said-i Nursî hazretleri, sonradan kitap hâline getirdiği o konuşmalarının başına “değerli sahipsiz bir kavim” sözünü de eklemiştir. Hiç şüphesiz “değerli sahipsiz kavim” dediği Kürtlerdir. Elbette ki bu sözü yalnızca Said-i Nursî hazretleri dile getirmemiştir. Osmanlı’nın çöküşü ve hilâfetin ilgasının ardından birçok değerli İslâm âlimi bu ve buna benzer ifadeler sarfetmişlerdir.

Peki, Kürtler gerçekten de sahipsiz midir? Bu sualin cevabı fertlerin bakış açılarına göre değişir. Kimilerinde tasdik, kimilerince ise reddedilebilir.

“Hayır, Kürtler tabiî ki sahipsiz değildir” penceresinden bakalım. Bilindiği üzere Hazreti Ömer (R.A.)’ın halifeliği döneminde Sa'd bin Ebû Vakkâs hazretleri komutasındaki İslâm ordusu Kürdistan’ı fetih hamlesine girişir. Kürdistan halkı da İslâm ordusuna kapılarını sonuna kadar açarak İslâm ile şereflenen ilk milletlerden birisi olma izzetine nail olur. O tarihten bu yana, Kürtler İslâmiyet’in yayılması için türlü fedakârlıklara girişmişler, dinlerinden asla dönmemiş ve taviz vermemişlerdir. Dolayısıyla pek çok büyük İslâm bilgini Kürtleri de “ümmetin mızrağı” ve “İslâm’ın kahramanları” şeklinde nitelendirmiştir.

Günümüzde Kürt nüfusunun yüzde seksenin üzerindeki bir oranı Müslümandır. Müslüman Kürtlerin yüzde doksanı da Ehl-i Sünnet vel Cemaat akidesine bağlıdır. Amelde Şafiîlik ve itikatta ise Eşarîlik mezhepleri en çok mensup olunan mezheplerdir. Yine Ehl-i Sünnet vel Cemaat akidesine bağlı Müslüman Kürtlerin büyük bir çoğunluğu ehl-i tariktir ve Nakşibendîlik çok yaygındır. Nakşibendî olmayanların ekserisi Abdülkadir Geylani hazretlerinin tarikat ekolüne mensuptur, ayrıca farklı tarikatlara mensup olanlar da vardır. Kürtler arasında Nakşîliğin çok yaygın olduğu, bölgede sarfedilen “Nakşîler xurtin – Nakşîler güçlüdür” sözü ile de sabittir. Buna mukabil Kürdistan’ın en ücra köşelerine kadar hemen hemen her beldede, her köyde ve hatta her evde Abdülkadir Geylânî hazretlerinin pek duyulmamış, kitaplarda yer almayan sayısız menkıbesinden bahsedildiğini işitebilir, Kürtlerin kendi dillerinde Abdülkadir Geylânî hazretlerinin kerametlerini anlatmalarını işitebilirsiniz. Bu durum Abdülkadir Geylânî hazretlerinin Kürtler üzerinde nasıl bir tesiri olduğunu göstermeye yeter. Nitekim Üstad Necip Fazıl “Başbuğ Velîlerden 33” kitabında, Büyük Doğu-İbda’nın tuğra ismi, zamanın kutbu, büyük Nakşî şeyhi Manzur-u Nazar-ı Pîran-ı Kiram Esseyyid Abdülhakîm Arvasî hazretlerinden naklen şöyle denilmektedir:

“Babadan oğula bütün soyumuz, Hazreti Ali'den intişar eden Muhammedî nurun Kaadirî ve Çeştiyye tarikatlerinin en büyük şeyhleri imişler... O tarikatlerin ölçülerine göre Kürdistan halkını yetiştirirler ve Allaha yakinlik derecelerine erdirirlermiş... Ve bağlı oldukları yola ait birçok muteber kitap telif etmişler... Nihayet hakikat güneşi Mevlânâ Halid Hazretleri zuhur edince Hüseynî Seyyidler ismini taşıyan Arvâsî sülâlesinin büyükleri, üstadın eteğine yapışanlar arasında yer almışlar...”

“O tarikatların ölçülerine göre Kürdistan halkını yetiştirirler ve Allaha yakinlik derecelerine erdirirlermiş” sözü Kürdistan halkını, kimin hangi kıvama soktuğunu ve kimin Kürtler üzerinde tasarruf sahibi olduğunu göstermektedir.

Yukarıda bahsedilen büyük tarikatin büyük şeyhleri Kürt halkına sahip çıkmıştır. Bu sahiplenme ve himmet sayesinde Kürtler Ehl-i Sünnet vel Cemaat akidesine sadakatlerini korumuşlardır. İslâmiyetin yayılmasında ve İslâm dünyasının inkişafında katkı sağlamışlardır. İslâm dini için çarpışmaktan imtina etmemeleri ve cihadda ön saflarda yer almaktan kaçmadıkları için de yukarıda belirttiğimiz üzere, İslâm bilginleri, onlara “İslâm’ın kahramanları” ve “İslâm’ın mızrağı” lakaplarını takmışlardır.

Kürtlerin kahramanlıklarının kendilerinde müşahhaslaştığı birçok kumandan ve devlet adamı da mevcuttur. Bu cümleyi kurduğumuzda elbette akla ilk gelen isim, Kudüs Fatihi, büyük kumandan Selahaddin Eyyubî hazretleridir. Bir diğer ehemmiyetli isim ise, hilâfetin Türklere geçmesini sağlayan ve Ehl-i Sünnet vel Cemaat akidesine taarruz eden sapık fırkaları dize getiren, İslâm Birliği’nin yılmaz mücahidi, ilk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim Han hazretlerinin yardımcısı İdris-i Bitlisî’dir. Halk arasında dolaşan yersiz efsanelere nazaran şunu da dipnot olarak belirtmekte fayda var ki; Yavuz Sultan Selim Han hazretleri İslâm tarihinde Kürt halkına en fazla ehemmiyet atfeden liderdi. Kimbilir, belki de Said-i Kürdî hazretlerinin “benden önceki hemşerilerimin Yavuz Sultan Selim’e biat ettikleri gibi ben de biat ediyorum” demesinin sebebi budur. Yavuz Sultan Selim Han hazretlerinin Kürtlere beslediği sevgi ve muhabbet ondan sonra gelen Osmanlı halifeleri tarafından da devam ettirilmiştir.

Bundan dolayıdır ki, Osmanlı Devleti yıkıldıktan ve hilâfet laik-Kemalistler tarafından ilga edildikten sonra en gür ve sert seda Kürtlerden yükselmiş, en şiddetli tepkiyi Kürtler göstermiştir. Laik-Kemalist rejimin tesisinin ardından Kürdistan’da arka arkaya şeriatçı isyanlar-serhildanlar baş göstermiştir. İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun dedeleri Mutki aşireti reisi ve Hamidiye Alayları Komutanı Hacı Musa Bey ve oğlu İzzet beylerin isyanı ve Şeyh Said hazretlerinin isyanı bu serhildanların başında gelir. Bölgede Kemalist idare biçimine karşı halifeliğin yeniden tesisini amaçlayan başkaldırıların sayısı 20 civarındadır. Bu isyanlar neticesinde binlerce Müslüman şehid düşmüştür. Bu durum bize İslâmiyetin Kürtler arasında ne kadar benimsendiği açık bir şekilde göstermektedir. Kemalist düzene başkaldırılarda tarikat şeyhlerinin ve müridlerinin rolü çok fazladır.

Kürdistan kelimenin tam anlamıyla bir dervişler diyarıdır. Tasavvuf büyüklerinin himmetlerinin had safhada hissedildiği bir bölgedir. Allah-u âlem bu isyanlarda batın yoluyla Kürtlere yaptırılmıştır. İBDA Külliyatından biliyoruz ki bu büyük zatlar kendi nefsleriyle ve kendi kendilerine hareket etmemektedirler; bütün hareketleri ve sözleri Allah tarafından ilham vasıtasıyla ilâhî emirledir. Dolayısıyla Kürtler sahipsiz değildir; o İslâm büyükleri her dâim Kürtlerledir ve yine dolayısıyla Allah her ihlas sahibi Müslümanın olduğu gibi Kürtlerin de yanındadır.

Hâdiseye bir de “evet kardeşim, Kürtler sahipsiz bir millettir” diyenlerin cephesinden bakarsak, en önemli argüman olarak 30-40 milyon nüfusu olmasına mukabil Kürtlerin hâlâ bir liderinin olmadığı ve dolayısıyla sahipsiz olduğu iddiasıyla karşılaşırız. Bu sebepler her isteyen Kürtleri istediği mecraya doğru yönlendirebilmekte, tabir-i caizse Kürdistan’da istediği gibi at koşturabilmektedir.

Güney Kürdistan’ı göz önünde bulundurduğumuzda bu tezin haklılık payını derhal farkederiz. Güney Kürdistan coğrafyası bugün, ABD ve İsrail’in arka bahçesi konumuna gelmiştir. Kuzey Kürdistan ise Komünist-Sosyalist ideolojiler başta olmak üzere, mezhepsizliğe dayalı fikirlerin ve Şia’nın tehdidi altındadır. Bu unsurları Kürtlere sirayet ederek, Kürtleri kendi emelleri doğrultusunda yönlendirmekte ve yanlış istikametlere doğru kıvrılmalarına zemin hazırlamaktadır. Nesebi sıkıntılı zümrelerin bu coğrafyada cirit atması ve Kürtleri bir piyon misali kullanma girişimlerine zemin hazırlayan ise bölgedeki otorite boşluğudur.

Her ne kadar HDP Kürtleri temsil ettiğini iddia etse de son yaşanan hâdiseler göstermiştir ki, bu iddia mesnetsiz ve asılsız bir iddiadır. Bilhassa 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin oy oranındaki muazzam yükseliş Kürtlerin yanı sıra Türkiye’nin diğer halklarının da HDP’ye olan teveccühünün arttığı şeklinde yorumlanmıştır. Oysa ne tenakuzdur ki onyıllarca laik-Kemalist zulme muhatap kalan Kürtleri temsil ettiği söylenen parti yine laik-Kemalistlerin verdiği oylar ile meclisteki koltuk sayısını artırmıştır. Başlı başına bu durum bile HDP’nin aslında Kürt halkını temsil edemeyeceğinin göstergesidir. Zira, HDP’nin Kürt faşizmi ve Marksizmin sirayeti dolayısıyla Kürtleri fikrî olarak temsil etme iddiası ortadan kalmıştır. Aksine bu tutum Kürt halkına zarar vermektedir. Netice olarak asırlar boyunca İslâm’a hizmet eden ve benliğine İslâm ile kavuşan Kürt milletinden bahsediyoruz; Marksist ve faşizan anlayışın hâkim olduğu bir yapının Kürtleri temsil etmesi imkânsızdır. Son yaşanan hâdiseler ile birlikte HDP’nin güç kaybetmesine mukabil, partinin Türkiye Kürdistanı’nda hâlâ hatırı sayılır bir nüfuzu olduğunu da unutmamak gerekmektedir.

Bu yapının Kürdistan’da güç kazanması ise yine Kemalist rejim vasıtasıyla sağlanmıştır. Çünkü Kemalist rejimin tehdit algısında bir numara olan her zaman Müslümanlardır. Bilhassa 28 Şubat sürecinde binlerce militanı olan PKK yerine İslâmî hareketler tehdit olarak görülmüş ve bölgede söz sahibi olmalarını engellemek için her türlü baskı ve zulme maruz bırakılmışlardır. Bu da bölgede PKK’nın nüfuzunun artmasına sebep olmuştur. Oysa bölge halkı İslâm ile yoğurulmuş ve kendisini gerçekten temsil edecek hareketlerin yeniden ortaya çıkmasını beklemektedir.

1 Kasım seçimleri sonrasında yaşanan devlet ile PKK mücadelesiyle HDP’nin ve PKK’nın yaşadığı güç kaybı İslâmcı hareketlerin bölgede hâkimiyet tesis edebilmesi için zemin hazırlamıştır. İslâmcı hareketlerin güç kazanması ve kendilerini meydan yerinde göstermeleri Kürtleri HDP’ye oy verme zorunluluğundan kurtaracaktır. Nitekim bugünün İslâmcı gençliğinin Kürt meselesine bakışındaki muazzam değişim de hâdiselerin bu mecraya doğru kıvrılmasının önünü açıcı bir mahiyettedir.

Sözün özü Kürdistan’da bir kıvılcım beklenmektedir. Faşizan Marksist düşüncenin gölgesinde senelerce kalmak zorunda olan Kürtler artık, öz misyonlarını üstlenici vazifelerini kendilerine hatırlatacak ve Türklerle birlikte İslâm’a yeniden hizmet etmelerini sağlayacak lideri beklemektedir. Biz biliyoruz ki “İstikbâl İslâmındır” ve Kürtler bu dava uğruna mücadele edecek ve bu dava uğruna can vermekten de asla imtina etmeyeceklerdir. 

Aylık Dergisi, 139. Sayı, Nisan 2016

 
Etiketler: Kürtler, Sahipsiz, Midir
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı