Yazı Detayı
01 Şubat 2012 - Çarşamba 20:03
 
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
Fatih Turplu
 
 

Yazımızın geçen ay yayımlanan birinci bölümünde hafıza ve hatıra’nın niteliğinden bahisle mitoloji’yi, barındırdığı hakikatleri, zamanla tahrifata uğramasının sebeblerini irdelemeye ve bunu aktarmaya çalışmıştık…

 

Yazımızın bu bölümünde, çok kısa da olsa, Mitoloji’de ehemmiyetli bir yeri olan tiyatro ve sonrasında ise sinemaya kıvrılışını ele alacağız.

 

*

 

Homeros ... Homeros hakkında bilinen en kesin şeyler MÖ.850 civarında yaşadığı ve İzmirli olduğudur. Yunan mitolojisinin ilk ve en mühim kaynağı Homeros'tur. Yunan mitolojisi hakkında ikinci mühim kaynak Hesiodos'tur. MÖ. 8. yy.’da yaşamıştır. İonyalı'dır. “İşler ve Günler” ve “Tanrıların Yaratılışı” (Theogonie) isimli iki uzun şiiri bulunmaktadır. Bunlar, Homeros destanlarından sonra Yunan mitolojisinin en değerli kaynakları olarak kabul edilir. MÖ. 7. Lesbos (Midilli) adasında yaşamış ilk Yunan kadın şairi olan Sappho, Pindaros (MÖ 518-446), Kallimakhos (MÖ 310-240) ve Theokritos (MÖ 3.yy başları) Yunan mitoslarını işleyen diğer ünlü Yunan şairleridir.

 

Latin şairlerde eserlerinde Mitolojik hikayeleri dillendirmişlerdir; bunların en ünlüsü MÖ 70-19 yılları arasında yaşamış olan Vergilius'tur. Mitolojiye en geniş şekilde kucaklayan eseri Aeneis Destanı'dır. Lucretius (MÖ. 98-55) ve Horatius (MÖ 65-8)'ta mitolojiyi işleyen ünlü Romalı şairlerdir.

 

Yunan komedya ve tracedyaların tek kaynağı Mitolojidir; MÖ 5.yy'da yaşamış olan üç büyük tracedya yazarı Aiskhylos, Sophokles ve Euripides ile komedya türünde yazmış olan Aristophanes, Latin edebiyatında ise Seneca (MÖ 4-MS 65) ile Plautus mitolojik konuları ele alan şairlerdir.

 

Yunan Tradecyaları çoğu zaman bir drama etrafında cereyan eder:

 

Poseidon şehre at, Athena da zeytin ağacı bağışlar. Atinalıların Athena'nın bağışını seçmeleri üzerine kızan Poseidon yabasını yere vurur ve şehrinde içinde bulunduğu yarım ada tuzlu sular altında kalır…

 

Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayan Hera onunla sürekli uğraşır ve ölümüne sebeb olur…

 

Ölümlü bir kadın olan Medusa güzellikte Athena ile boy ölçüşmeye kalkışınca Athena Perseus'a emrederek kafasını kestirir ve kalkanının üzerine takar. Vesâire, vesâire…

 

*

 

Görüldüğü üzere zaman ve mekân şartlarına göre, bulunulan kültür ve imkân şartları nisbetince insanlar çeşitli irtibat vasıtalarını kullanıyorlar. Şiir ve tiyatro eskilerin en başta kullandığı ve vazgeçilmez bir kendini ifâde etme biçimleri, araçları. Öyle ki, birçok toplumda şairler ve tracedya yazarları en üst düzeyde hürmete lâyık görülüyor. Hatta Eski Yunan’da (Pityon) ismi verilen bir “Millet Sarayı” var ki, burada ziyafet veriliyor kendilerine; hatırlanacağı gibi, Sokrat, meşhur savunmasında kendisine ceza yerine (Pityon)da ziyafet çekilmesi gerektiğini ihtar etmişti alaya alarak kendisini yargılayanlara… Günümüzde ise mâlum, “Mutlak Fikri” zindanlara lâyık görüyorlar ki, kültür vasatını göstermesi bakımından ehemmiyetli; Üstadın dediği gibi, “hiç olmazsa onlar, Sokratın savunma yapmasına izin vermişti!” Bir tiyatro oyunu sahnelenir gibi mahkeme etmemişler, hiç olmazsa, haysiyetli bir biçimde Sokrat’a idam vermişlerdi; diğer şekilde değil! Bilindiği üzere âlemde her şey zıddı ile kâim; doğru-yanlış, siyah-beyaz, şeref-şerefsizlik gibi…

 

Eski Yunanistan’da şehirden şehire dolaşarak Homeros’un şiirlerini okuyan şarkıcılar bulunurmuş; rapsod’lar. Rapsodlara, bir nevî gezgin diyebileceğimiz gibi aynı zamanda bu efsaneleri canlı tutan, insanları çeşitli ritüellerle heyecanlandıran ve anlattıkları ile seyirciler arasında bir bağ oluşturan kimseler olarak da bakabiliriz. Mitleri ezberden söyleyen bu kimselere saygı ile bakılırmış. “Kimi toplumlarda şamanlar ve sihirbaz-hekimler gizli dernek üyelerinden oluşur. Her ne olursa olsun, mitleri ezberden söyleyen kişi, yeteneğini kanıtlamış ve ustalar tarafından yetiştirilmiş olmalıdır”

 

“RİT:

-dinî âyin

-teshirine girilen şey…” (Salih Mirzabeyoğlu, Esatir ve Mitoloji, “Güneş ve ay”, syf. 492)

 

Ritüeller, Mitolojik hikâyelerin belkemiğini oluşturur bir yerde olsa gerek; çünkü, “ritüel, Yunanlıların dromenon (dram) adını verdikleri “yapılan” eylemler bölümüyle, muthos (hikâye) ismi ile ifâde edilen “söylenen” sözler bölümünden, yani mitos (mit) bölümünden oluşmuştur.

 

Ritüel, yalnızca eylemlerden oluşmuyor, onlara sözler, şarkılar, efsunlar eşlik ediyor. Ritüel (tören-ayin) esnasında teshir altına alınan, “geçmişte söylenenlerin tekrarı” ile, art arda devamlı tekrarı ile hikâye olunanın hikâyenin muhatabı ile bir nevî irtibatını sağlıyor ve Mit’lerin “efsane” olarak kalmasından ziyade yaşayan, hayatiyet bulan bir hâl alması sağlanıyor.

 

Ritüellerin insanı kendi sınırlarını aşma yoluna doğru sevk etmesi bir yana, hikâye kahramanlarının yanında yer almasını ve kendi varlığının sınırlarını keşfetmesine yol açmak gibi bir yönü de bulunuyor. İçinde bulunulan an’dan Mitoslardaki kahramanların zamanına ritüellerle geçiş yapılır.

 

*

 

Tiyatro’nun misyonu hakkında uzun uzadıya konuşmaya gerek yok sanırız;  eskiler tiyatroyu, sadece bir eserin sahnelendiği yer olarak değil, aynı zamanda belirli ritüellerin canlandırıldığı “teshirine girildiği” ve seyircilerin de buna iştirak ettiği “hayatiyet” tüten bir yer olarak görüyorlardı herhâlde?

 

Çok değil, yakın bir zamana kadar Fransa’da tiyatro, asillerin, tüccarların, askerlerin ve “aşağı tabakadan” sayılan halkın bir araya toplandığı, sadece seyretmek için değil, günlük dedikodulardan felsefî tartışmalara kadar birçok mevzuun konuşulduğu, âşıkların birbirini gördüğü, dilencilerin, üçkâğıtçıların da ortalarda gezdiği, kısacası toplumun bütün tabakalarının bir araya geldiği, her şeyin bu “rit” etrafında gerçekleştiği bir yerdi. “Sirano” isimli filmin ilk on dakikası, bu tiyatro üzerine verdiğimiz misâli pek güzel anlatır.

 

Nasıl ki ağır silahların, top’un icâdı, surların arkasındaki şehirlerin artık korunmasız kalmasını sağladıysa ve neticesinde krallıklar bir bir çöktü ise, “sihirbaz feneri” sinemanın icâdı ile -müsbet yönleri ayrı bahis- tiyatro’nun o toplayıcı özelliği kalmadı ve bir önceki yüzyıl ile bu yüzyılın insanını tam aksi yönde, koltuklarına sesizce oturan ve “teshirine girilen şey” ile alakalanan yahut uyutan ve sonrasında ise yine sessizce evine dönen bir ferd hâline getirdi.

 

Sonrasında ise, -şimdiki mahiyeti ile- atom bombasından daha tesirli ve tiyatro’ya nisbetle beğenmediğimiz (!) ve yine müsbet yönleri ayrı bahis “sihirli kutu” televizyon icâd edildi.

 

(Sihirbaz Feneri: Cam üzerine çizilmiş şekillerin büyütülmüş imajını bir ekran üzerine yansıtan optik cihaz. Projeksiyon aletinin daha ilkel şekli.)

 

*

 

Yazılı metinler, tiyatrolar gibi “Rapsod”lar da mühim; Mitoslardaki kollektif yapı, rapsodlar tarafından dinleyicilerin şuurlarına bir nevî taşınır; rapsod’ların şarkılarını söyleme hüneri, bu “rit”ler etrafındaki edebiyat zihinlere işlenir.  Aynen bunun gibi, günümüzde sinema’nın aynı fonksiyonu yerine getirdiği de söylenebilir; yönetmenin vermek istediği mânâ, idealize ettiği fikir, seyircinin zihnine görüntülü olarak kanalize edilir. Bu açıdan sinema tekniklerinin bir çok hususda gelişmiş olması, renk uyumları, uyumsuzlukları, fondan gelen sesler, diyaloglar ve diğer bir çok unsur ile beraber pasif durumda kalan seyirci adetâ bir bombardıman altındadır.

 

Eski zamanların ateş etrafında yapılan ritüellerinin yerini yeni zamanlarda –çağımızda- sinema ve televizyon almıştır; bizler, yine bir ışık (ateş) etrafında sanki büyülenmiş gibi ritüele (anlatılan hikâyeyi seyretmeye) katılırız. Aynen ritlerdeki gibi, ân’ı unutur ve hikâyedeki kahramanın zamanına uyum sağlarız. Filmdeki kahramanın yerini alır, onun heyecanlarını duyar ve kendi sınırımızla karşı karşıya geliriz; onun aldığı nefesi alır ve bir nevî film kahramanını kendimizde yaşatırız. Ve ayin “son” yazısını görünceye kadar devam eder.

 

Bugün, kültür emperyalizminin ve kültür davası’nın ehemmiyetli bir kolu olan sinema sektörü, mitolojiye kayıtsız kalmamış ve birçok mitolojik film yahut da mitolojik unsurlar barındıran filmler sinemaya aktarılmıştır; ayrıca tarz olarak mitolojik unsurları günümüz dünyasına uyarlayarak çekilmiş bir sürü film de mevcuttur. Star Wars yahut Tarzan gibi filmleri de bu kategoriye eklemek gerekir sanırız.

 

Bu filmlerden bazıları şunlardır:

Yüzüklerin Efendisi (Lord of the Rings Trilogy) (2001-2002-2003)

 Gece Nöbeti (Nochnoy dozor / Night Watch) (2004)

Amélie (2001)

Hulk (2003)

Pan’ın Labirenti (El Laberinto del Fauno) (2006)

Watchmen (2009)

Yurttaş Köpek (Mah Na Kahorn / Citizen Dog) (2004)

300 (2006)

Dr. Parnassus (The Imaginarium of Dr. Parnassus) (2009)

Beowulf (2007)

King Kong (2005)

Manhattan’da Sihir (Enchanted) (2007)

Sudaki Kadın (Lady in the Water) (2006)

Hellboy 2: Altın Ordu (Hellboy II: The Golden Army) (2008)

 Clash of the Titans (1981)

Jason and the Argonauts (1963)

Siyah Orfe (1954)

Truva (2004)

Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı (2011)

Narnia Günlükleri (2009-2011)

 

Efsanelerden, masallara, mitlerden çeşitli kültürlerdeki bir çok ritüellere kadar hepsinin hakikatli bir yanı mutlaka var; çünkü, bu âlemde her ne varsa peygamberler vasıtası ile bizlere ulaştırıldı. Zamanın usanmaz çarkları döndükçe bir çok medeniyet ve kültürün üzerine toz bulutları kondu. Salih Mirzabeyoğlu gibi mütefekkirlerin ehemmiyetli yanı da bu; Seyyid Fehim Hazretlerine kıble istikâmetindeki haç’a benzer bir sembol gösterildiğinde “Ne niyetle bakarsanız odur!” buyurmuşlardır. Salih Mirzabeyoğlu da bütün bir Mitoloji kültürünü bir uçtan bir uca eleyip bizlere, 21. Yüzyılın ve İnşaallah İbda Çağı’nın kültürde başladığını ilan ediyor eseri ile ve sanki şöyle sesleniyor:

 

“bir şey, hatırlattığı şeydir de!” (Telegram “Zihin Kontrolü”)

 

Yararlanılan kaynaklar:

Özhan Öztürk. Folklor ve Mitoloji Sözlüğü. Phoenix yayınları. İstanbul, 2009 ISBN 9786955738266 s. 7

Habertürk

Focus Dergisi

İşler ve Günler, çev.Suat Yakup Baydur, İst.1948

Salih Mirzabeyoğlu, Esatir ve mitoloji- “güneş ve ay”, İbda Yay. İstanbul, Ekim 2010

Sinema Modern Mitoloji, Ömer Tecimer, İstanbul, 2006, 2. Basım, Plan B Yayınları / İnceleme Araştırma Dizisi

Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler-“Düşünce Tarihine Bakış”, 2. Cilt, İbda Yay. İstanbul, Aralık 2003

Salih Mirzabeyoğlu, Yağmurcu-“Gerçekliğin Peşinde”, İbda Yay. İstanbul, Şubat 1996

Stefan Zweig, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar- Casanova, Stendhal, Tolstoy. DoğuBatı Yay. Ağustos 2011

 

Aylık Dergisi 89. Sayı

 
Etiketler: Mitoloji, ve, Sinema, üzerine, (2),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı