Yazı Detayı
02 Ocak 2021 - Cumartesi 14:21
 
Modadan Medet Ummak ya da Tribünlere Oynamak
Mevlüt Koç
 
 

Seçme yapabilme ve tekâmül edebilmenin bütün şartlarına sahip olarak yaratılan insan, yaratılışından beri ruh ve ruhun mukabil kutbu nefs arasında gidip gelen, “ideâli aramayla toprağa bağlanma arasında kıvranan” ikili bir varlıktır. Bir yanda ortalama bir uyum hissi içinde, rutine dayalı; yitirilmiş bir dünyaya ilgi duyar, kalabalıklar içinde erime, eyleminde yalnız olmadığı duygusuyla rahatlarken, diğer yanda farklı görünme, tekâmül etme, değişme ihtiyacı içinde eşsiz, benzersiz olmaya özenir… “Sürüden farklılık gösterisindeki sürüden biri” olarak, sivrilme güdüsüne dayalı hiyerarşiye katılmakla ve farklı olmanın çekiciliğiyle tatmin olur.

 

Zira, insanın yaratılışından getirdiği, inancın da gıdası olan his ve hisse bağlı hasletler (temel formlar) her tür mânânın zıddını da içine almaya hazırdır. Ne var ki, farklı suretler yaratarak daimi bir devinimle hayat bulan suretler âleminde Hakk’tan bir olarak çıkan bilgi âlemin suretlerinde çoğalırken, bilinene de bilinenin üzerinde bulunduğu hâle göre ilişir ve bilen bilineni içindeki mânâ dolayısıyla bilir. Şayet bilenin nefsinde o şeye dair bir mânâ zuhur etmiyorsa, o şeye yönelmek, ilgi duymak, onu aramak gibi bir meselesi de olmaz. Dolayısıyla, bilenin muradı kestirip gerçek mânâyı kavrayabilmesi, onu tasdik edebilmesi, “öz”e en uygun formu giydirebilmesi, eşyanın hakikatine ünsiyet kesb edebildiği kadardır. Hakikatlerin insanda tecellisi ise perdelenmişliğin kendisinden kalkması nisbetindedir. Hakk’ı halkda (âlemde) tanımak da böyledir: Çünkü, “Gaye Hakk’ı âlemin Rabb’i olarak tanımaktır ve böyle bir bilgi ancak önce âlemi tanımak suretiyle mümkün olabilir.” Yani, eşyaya dair bilginin Hakk’a dair bilgiyi zorunlu olarak öncelediğinin bilincinde olmanız gerekir. Aksi takdirde, Mutlak’a açlık duymak, O’nu aramak, hislerde yakalamak gibi bir meseleniz de olmaz… Sadece nefsinizin beklentilerine uygun şeyleri görür, sizi doğrulayacak delilleri ararsınız, buldukça da doğruladığınız hissine kapılarak, gerçekliği algılayışın dumura uğradığı bir alanda yaşarsınız.

 

Dolayısıyla, nefsini ve kuru aklın kuru bilgisini nihaî gerçeklik olarak gören insan gerçekten utanılacak bir şeydir… Kaba ruhludur, ne kendini ne başkasını ne de Rabb’ini bilir. Kendine yabancılaşmış bir rezillikler madenidir. Diniyle, diliyle, devletiyle sorunlu, biçimsiz yığınlara dönüşmüş böyle bir kitle yetiştirdiğiniz zaman bu kitleyi gütmeniz, istenilen “çekim havuzları”na yönlendirmeniz de kolaydır. Yapay Batılı üretim merkezi gibi çalışan eğitim sistemimiz böyle bir kitle yetiştirdi. Ve bu kitle lâik dinselliği haiz sembollerle bütünleşti, belli tutum ve davranış alışkanlıkları geliştirdi, bunları da kendin yap kendin tap tarzı bir tapınma kültüne dönüştürdü. Düğünden cenazeye, doğum gününden ölüm yıl dönümüne kadar, eline geçen her fırsatta bu usûl ve kuralları komikliğe varan bir ciddiyetle tekrarlıyor. Güya çok halkçılar. Oysa, halkı hiç tanımıyorlar. Tanımamak bir yana, hiç sevmiyorlar. Çünkü utandıkları ve unutmak istedikleri her şeyi kendilerine bu halk hatırlatıyor. Dolayısıyla, halkçılıkları da popülist bir söyleme dayalı halk dalkavukluğundan ibaret… Halkın içinde halktan biri olarak değil, tarihleriyle, değerleriyle hiçbir bağı olmayan saplantılı biri olarak varlar. Nefretlerini farklı semboller ve farklı figürler üzerinden kussalar da, cümlesinin maksudu bir: İslâm düşmanlığı. Ancak, “tersinden harika” tipler oldukları için, hâllerinin bu merkezde olduğuna da şuurları yok… İslâm’la sorunu olan herkesle ve her şeyle uzlaşıyor, ama İslâm’la barışık herkesten ve her şeyden nefret ediyorlar. Bununla da kalmıyor edindikleri düşünce kalıplarını nesilden nesile aktararak düşmanlıklarını nesiller boyu devam ettiriyorlar.

 

Köklü bir zihniyet değişimi yaşamadan, sadece öykünmekle ve heves etmekle Batılı olabileceğini zanneden bu kesime mukabil, toplumumuzda, kendini muhafazakâr olarak tanımlayan, fakat, maddî imkânları arttıkça muhafaza ettiği değerleri de farklılaşan bir kesim de var. Sırf içinde doğmadıkları için daha büyük bir değer atfettikleri bir çevreye özeniyor, inançlarının tam zıddı bir hayata tutkuyla sarılıyor, ihtiyaç duydukları tatmini ruhsuz bir biçimcilikte arıyorlar. Kendi şaşkın üslûblarını İslâm ahlâkıyla özdeşleştiriyor, kötü bir biçimde iyi bir Müslüman olmaya çalışıyorlar. Velhasıl, toplumun her iki kesimi de kendini kendine ait olmayan bir hayatın büyüsüne iyiden iyiye kaptırmış durumda. Tek başarı kriterleri var: Ruhu öldüren para yığınlarına ve statü sembolü olarak gördükleri ünlü markalara sahip olmak. Bunlara sahip olan başarılı addediliyor.

 

Ne yazık ki, toplumun her iki kesimi de giderek asabiyyetini yitirdiğinin ve nimetle nimeti verenden perdelendiğinin idrakinde değil. Modanın ve markanın tahrik edici cazibesinden kendini kurtaramıyor, bunlarla yatıp bunlarla kalkıyorlar, bunları ellerinden aldığınız zaman da konuşacak bir şeyleri kalmıyor. Dengeden ve ölçüden mahrum olduklarının, istenilen “cazibe merkezleri”ne kolayca yönlendirildiklerinin, hâsılı, fena halde aldatıldıklarının farkında değiller. Sanal bir dünyanın ödülü olarak ellerine tutuşturulan oyuncakları yüksek ve değerli buluyor, bunlar olmadan yaşayamıyorlar. Bundan da bir hayli memnunlar… Kalıplaşmış zevklerinin, dejenere olmuş fantazilerinin üzerinde hâkimiyet kurmayı güçlülüklerine vehmederek rahatlıyorlar. Biçim olarak güçlü görünseler de, güzele ve “özel”e has mânâdan ve hayattan mahrumlar. Eşyanın hakikatine, nesnenin mahiyetine hürmet etmek gibi asîl insana özgü davranışlardan çok uzaklar. “Davranışları, sözleri, mimikleri, her şeyleri sahte. Hiçbiri ruhlarına tercüman değil, sadece elbisesini giyinmişler”, o da üzerlerinde sırıtıyor, taşıyamıyorlar. Sürekli bozulan iç âlemlerindeki düzeni yeni nisbetlerle temin için modadan medet umuyor, liyâkate rütbe yaptıkları ünlü markaları üzerlerine geçirmekle şık olduklarına inanıyorlar.

 

Oysa modayla, yani revaçta olanla; benzer şeyler giyinip benzer tutum ve davranışlar sergilemekle şıklık farklı şeydir. Ancak, farkı fark etmek için farklı olmak, “zevk” temeline oturan estetik bir anlayışa sahip olmak gerekir. Çünkü moda da şıklığa has ve başkasında sahihlik duygusu uyandıran ruh, beden ve lisan zarafetine delâlet eden orijinallik ve hazmedilmişlik yoktur… Moda, özü itibariyle, kendine has bir kişiliği olmayan, aradığının ne olduğunu bilmediği için bulduğunun da ne olduğunu bilmeyen, “içinde kalınlık tüten incelik gösterileri”yle itibar açlığını gidermeye çalışan ferdlerin aslî faaliyet alanıdır. Halbuki şıklık, uyumun kendisinden çok, onu aydınlatan şeydir. Farkı fark edenler nezdinde ilk bakışta fark edilir, aranmaz bulunur. Keza, bedeniniz ruhun ışıltılarını yansıtacak derecede parıldamıyorsa, maddî gücünüzü mânevisiyle bezeyemiyorsanız, marka giysileri üzerine geçirmekle şık olamayacağınız gibi, herhangi bir saikle hoşunuza giden ve şık olarak tanımladığınız marka mobilyalarla tefriş ettiğiniz mekân da şık bir mekân olmaz… Hazmedilmemişlik hem sizi üzerinizde hem mekânda sırıtır… Şık değil, maskara olursunuz.

 

Aylık Dergisi 195. Sayı

 
Etiketler: Modadan, Medet, Ummak, ya, da, Tribünlere, Oynamak,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Kasım 2020
Tarihin Dokusu ve Toplumların Yapısı Değişti
02 Ekim 2020
İlahi Tecelliler Hep Böyledir...
01 Ağustos 2020
Kriz Değil, Yapısal
01 Temmuz 2020
Ava Giderken Avlanmak
01 Haziran 2020
İBDA’ya Muhatap Anlayış “Zevk” Temeline Oturmalıdır
02 Mayıs 2020
Sıradanlaşmanın ve Sıradanlaştırmanın Ağır Bedeli
03 Nisan 2020
Zalimin Mazlum Gibi Düşünebileceğini Ummak Safdillik Olur
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı