Yazı Detayı
01 Aralık 2011 - Perşembe 05:05
 
Müjdeler Olsun! -O Günün Fecr Vakti-
Ömer Emre Akcebe
 
 

Tüm dünyada cereyan eden hadiselerin bize işaret ettiği tek bir hakikat var, o da Büyük İslâm İhtilâli ve İnkılâbının, dünya ve İslâm âlemi çapında provalarına başlandığıdır. Üstad Necib Fazıl, "Dünya Bir İnkılâp Bekliyor" adlı konferansında, üç daireden bahsediyordu. Bu daireleri de; en dışta dünya, onun içinde İslâm âlemi ve "Merkez Anadolu" vesilesiyle, Türkiye olarak ifade ediyordu. Yine Üstad'ın ifadelerinden, meâlen; dünya, yakın çağ olarak adlandırıldığı çağdan beri, çağdışılığını sürdürmektedir. Bu ifadeye nisbetle, İslâm âlemiyse, yakın çağ diye adlandırılan zamandan beri, çağ dışı olanı taklid etmenin peşinde. Merkez olan Türkiye ise çağdışını taklidin zirvesinde.

 

Bu “provalar” iki dairede başlamış sürmekte, merkezde ise daha hazırlık safhasındadır. Neden “prova” diye ifade ettiğimizi belirtelim. Doğudan Batıya, toplulukların isyan ettiği ülkeleri incelediğimizde, insanların sadece ne istemediklerinin cevabını bulabiliriz. Ne istedikleri ise kendilerine bile meçhul. Muhakkak ki birşey istiyorlar, ama ne? Öyleyse, birşey istemek bile keyfiyetler bütünü gerektirir, diyebiliriz. Özellikle, adı “Arab Baharı” olarak anılan isyan hareketinin yayıldığı coğrafyada, ülke ülke her birinin, muhakkak ki birbirinden farklı keyfiyetleri vardır. Ancak ortak olan kıymeti belirtecek olursak, “neyi istemediklerini” bildiklerini ve “neyi istediklerini”  bilmediklerini söyleyebiliriz.

 

 Anadolu çerçevesinde de çeşitli hadiseler tezahür etmekte bir süredir. İslâm Devleti bakımından değerlendirildiği takdirde, belki zavallılık olarak ifade edilebilecek bu hareketler, bizim zaviyemizden mevcut rejimin istikbâline(!) bakıldığı takdirde, son derece  memnun edici olarak görülmelidir. Değişim, ancak ve ancak değişimin önünü açar. Dünya çapında yaşanan hadiselerin Anadolu'daki değişime tevafuk ediyor olması, o büyük vaadin sahibinin bizlere ikramıdır. "Zamanı gelmiş bir fikri engelleyebilecek hiçbir güç yoktur," dolayısıyla, selâm olsun "Büyük Doğu-İBDA" çağına ve o zamanın hakimi olan Kumandan Mirzabeyoğlu'na.

 

Dünya çapında cereyan eden hadiseler, Üstad Necib Fazıl’ın da beyan ettiği üzere, kıtalar çapında gerçekleşmeye devam ededursun, biz de “provalar”ı bir mânâda teftiş etmeye gayret edelim.

 

"Batı'nın Buhranı"

 

İlk olarak, Batıyı incelememizin sebebini söylemekte fayda var. Batı, bugün taklid edilen ve taklid edilmek istenen olduğuna göre, ondan başlamalıyız. Maalesef bugün, 21. yüzyılda, hâlâ Türkiye'de Avrupa Birliği, İslâm Dünyasında ise lâiklik ve demokrasi taleb eden fikir fakiri kimseleri görüyoruz. Bu sebeble Batıdan başlamak istedik.

 

 Batı, bugün, eskisinden çok daha büyük bir buhranın hemen başında bulunmaktadır. Ahlâkî değerleri ve ölçemedikleri keyfiyetleri reddettikleri günden itibaren içinde bulundukları kuyudan çıkmaya gayret edeceklerine, kuyuyu süsleme çabasına girişmişlerdir.  Batıyı, bir bakıma, “Anglosakson barbarlığıyla Roma ahlâksızlığını bünyeleştirmiş idareciler tarafından idare edilen ülkeler topluluğu,” olarak ifade edebiliriz. Bu yönetim altında huzur(!) ve refah(!) içinde yaşayan toplulukları da, uyuşturucu vesilesiyle sahte cennetlerde ikâmet ettiğini vehmeden Haşhaşilere benzetebiliriz. Uyuşturucunun etkisi geçmeye ve bu cüzzamlı sûret, aynada belirginleşmeye başladı bile.

 

Kısaca değinmek gerekirse, Avrupa Birliği ve Amerika,  yanlış iktisat politikaları vesilesiyle, çok büyük bir buhranın eşiğinde bulunmaktadır. İstatistikî veriler incelendiğinde, yakın gelecekte ciddi iktisadî buhranlara ve içinden çıkılmaz problemlere garkolacaklardır. (Bir kısmında bu tesirler görülmeye başlamıştır bile.) Avrupa Birliği, ortak para birimi olan yüroya geçerek, gayesine taban tabana zıt bir hamleye girişmiş ve daha o gün kaybetmiştir. Amerika ise SSCB'nin yıkıldığı gün silah pazarının devamlılığını kaybetmiş ve bunun üzerine kurulu olan iktisadî yapısını, şartlara uygun şekilde yeniden tasarlayamamıştır.

 

İktisadî şartlar iyiyken, tüketim, tıpkı bir uyuşturucu gibi, Batı toplumunun bünyesine zerkedilmiştir. Ne var ki, iktisadî şartlar kötüleşmeye, yani uyuşturucuyu tedarik edebilecek iktisadî güç azalmaya başladıkça, toplumlar ayılmaya başlamışlardır. Bunun bir sonraki safhasında bu şartlar daha da kötüleşmeye başladığında ise, uyuşturucu krizleri gibi şiddetli ve vahşi tepkiler göstereceklerdir.

 

İktisadî olarak ele aldığımız Batının, entelektüel seviyesi de içler acısıdır. Materyalist zihniyet tarafından kemmiyet kıymeti çerçevesinde inşa edilen Batı, laboratuvarda yeni birşeyleri ölçmekten öteye kımıldayamaz vaziyettedir. Batıya baktığımızda fikir çilesi çeken ve fikir sancısıyla eserler veren pek kimseyi göremeyiz bugün. Sorsak, en kıymetli fikir üstadı olarak, yani bilgisayar ve cep telefonunu en iyi şekilde pazarlamayı becerdiği için Steve Jobs'u gösterecek kadar alçalmışlardır. Fikir namusu ve  haysiyeti işportaya düşmüş vaziyettedir.

 

Makineye tahakküm edemeyip, makine tarafından tahakküm edilen Batı. Diyor ya; "insanlık hiç bu kadar aşağıya inmemiştir."

 

Batıda Yunanistan'dan başlayan iktisadî buhran İtalya'ya da sıçradı ve daha da yayılacağa benziyor. Yunanistan'da ve Amerika'da isyan hareketleri halihazırda başlamış durumda. Bu hareketlilik diğer ülkelere de yakında sirayet etmeye başlayacaktır. Kemer sıkma politikaları ve neticesinde meydana gelecek işsizlikse, Batının kronik hastalığı olan faşizmi hortlatmaya kafî gelecek görünüyor. 

 

Batı toplumlarına bakıldığında, istemedikleri ortak değerin, gelir dengesindeki uçurum olduğu göze çarpıyor. Peki ne istiyorlar? Öyle ya, demokrasiyle iktidara getirdiklerini, seçim olmaksızın deviriyorlar. Hatta bunu şampanya patlatarak kutluyorlar. Şimdilik, “ne istiyorsunuz?” diye sorsanız, yine, “demokrasi,” diyeceklerdir. Ne var ki; hakikat, insanlığı baştan başa kuşatma hamlesine girişti bir kere.

 

Arab Baharı’nda yaşananları bugün vahşet olarak niteleyen Batının, ileride içine düşeceği hali de göreceğiz.  

 

Arap Baharı Zaviyesinden

 

Sözümüze Arab Baharı'yla devam edelim. Bugüne kadar hakkında bir çok yorum yapıldı. Bazıları isyanların Arab halklarının devrimi olduğunu iddia etti, bazılarıysa Amerika ve avanesinin sinsi bir planı olarak değerlendirdi.   Herkes kendi zaviyesinden bu hadiseleri yorumlarken, iş artık içinden çıkılmaz bir çizgide ilerlemeye başladı.

 

 Tunus'ta başlayan isyan Mısır, Libya, Yemen ve Suriye'nin de içinde bulunduğu Arab coğrafyasının neredeyse tamamına sirayet etti. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun, Baran Dergisinde haftalık olarak tefrika edilen “Ölüm Odası / B-Yedi” adlı eserinde, Akdeniz Ülkeleri olarak tarif ettiği ülkeler topluluğu.

 

Tunus'da isyan bitti, demokratik(!) seçimler gerçekleşti.

 

Libya'daki isyanda, isyancılara, "ezelî sırtlanlar birliği" olan NATO destek verdi. Libya'da devlet başkanı Kaddafî, isyancılar tarafından katledilerek öldürüldü. Yerine geçici hükümet konseyi kuruldu. Şimdilik çeşitli aşiretler arasında çatışmaların devam ediyor olduğuna dair haberler var.

 

 Mısır'daki isyan neticesinde ise Hüsnü Mübarek görevinden ayrılmak zorunda kaldı. İsyan başlangıcında Mısır halkından yana olan Mısır ordusu, Mübarek'in devrilmesinin ardından, kendi hakimiyetinde bir anayasa hazırlıklarına girişti. Bunun neticesinde ise ikinci isyan başladı Mısır'da, halen de sürüyordu biz bu satırları kaleme alırken. 

 

Daha birçok nihayete ermiş veya sürmekte olan isyan hamlesi gerçekleşmiş olsa da, biz içlerinden sadece bunlara temas ettik.

 

İsyanlara sebeb olarak, işsizlik, enflasyon, ifade özgürlüğü arzusu, yolsuzluklar ve düşük hayat standardı gösterilmekte. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere, bu insanlar ne istemediklerini çok iyi biliyorlar. Bu rejimleri istemiyorlar. Ne istediklerini sorduğunuzda ise, ifade edebilecekleri derlitoplu bir amaç yok.

 

Bir kısmı ”demokrasi” diyor. Sanıyor ki demokrasi olursa herşey hallolacak. Batıdan öyle görüyor ama örnek aldıklarının hali de malûm.

 

Diğer bir kısım da ”şeriat” diyor. Elinde şeriatı icra edecek hangi “vasıta fikir” ve “model” var da ondan bahsediyorsun? Suudî Arabistan'da, İran'da da şeriat(!) var ona kalırsa!?

 

Amerika ve avanesinin bir oyunu mudur, yoksa toplumların kendi başlarına giriştikleri bir hareket midir, bilinmez. Ancak bilinen ve idrak edilmesi gereken mânâ o ki; İBDA’nın yıllardır anlattığı İslâm İnkılâbı davasına "artık o değişimler olmaz!" diyen zavallılara, zavallılıkları çapında, kapak olacak hadiseler vukubulmaktadır. Bizce kıymet hükmü budur: Değişim (provalar) başlamıştır artık.

 

Herkesin ne istemediği malûm, ne istendiği ise meçhul, demiştik. Bir yer hariç; Merkez Anadolu. Anadolu zaviyesinden yaşananlara bakalım o halde.

 

"Merkez Anadolu"

 

Üstad Necib Fazıl'ın verdiği konferansta; üç daireden, merkezde olanın Anadolu olduğundan bahsetmiştik. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ise, yukarıda adresini işaretlediğimiz, “Ölüm Odası / B- Yedi” adlı eserinde, "Merkez Anadolu" diyor.

 

Anadolu'nun “merkez” olması hususunda, Doğudan Batıya, aklı başında olan herkesin müşterek olduğuna inanıyoruz. İsbat gayretkeşliğine gerek bile yok; o kadar ayan beyan. Diyebileceğimiz, yine O'nun ifadesiyle, mealen,  "İslâm Davası burada düştüğüne göre, yine buradan ayağa kalkacaktır".

 

Gelelim Anadolu'nun geçmiş manzarasının tasvirine.

 

Türkiye Devletinin kurulduğu günden 1999'a kadar geçen zaman zarfında, Anadolu'da, cebren, "Bir Maymun, Bir Şapka, Bir İnkılâp" adlı tiyatro sahnelenmiştir. Bu tiyatro; güneşi gecede arayan cibilliyetsiz, liyakatsiz, hırsız, vicdansız ve zalim kimselerin eline teslim edilen, mağdur ve mağrur Anadolu insanını anlatmaktadır. Türkiye'nin kuruluşunda, soysuzlukları kıymete binenlerin fildişi kulelerinden seyrettiği ve Müslüman Anadolu insanının figüran olarak oynatıldığı bir tiyatro sahnelenmektedir. Başrolde, malûm CHP ve onun zihniyeti.

 

Ne var ki, gün geldi, bugün geldi, figüranlar senaryoya o veya bu şekilde müdahil oldular. Oyunun senaryosunda roller değişti. Bugün, ne o maymun kaldı, ne de o şapka. Şapkasız başka tür maymunlar geldi belki de. Bizim için sabit kalan tek şey ise, mutlak fikre nisbetle gerçekleştirecek olan inkılâbın yüreklerimizdeki yanan ateşi. Belki her şey değişti, ona ihtiyaç değişmedi.

 

1999 senesinin “Kurtuluş Yılı” olduğuna dair mânâ... O günden itibaren dünyada hiçbirşey eskisi gibi olmadı. Yaşanan değişimleri alt alta kaleme almaya kalkacak olsak, dergimizin pek çok sayısını buna ayırmak gerekir herhalde. Bu değişimleri, yaşarken belki idrak edemiyoruz ancak tek tek hepsi birbirinden kıymetli. Sanki yaprağın dahi kıpırdamadığı Anadolu'da, 1999 depremleri vesilesiyle başlayan bu hareketlilik, rezonans gibi şiddetini arttırarak devam etmekte.

 

Büyük Doğu'nun kötü bir taklidinin iktidara gelmesiyle başlayan süreci, iki farklı şekilde değerlendirebiliriz. Bu değerlendirmeden, birincisi; iktidara yine Batı işbirlikçilerinin geldiği, ikincisiyse; Anadolu'nun öz bünyesinden birinin iktidara geldiği şeklinde olacaktır.

 

Burada bir parantez daha açmakta fayda var. Denilebilir ki; Batı, CHP zihniyetiyle, bu topraklarda 1999 senesi itibarıyla, artık tutunamayacağını idrak ettiği için, Müslüman Anadolu halkı içinde Truva Atı olabilecek  Ak Parti'ye oynadı. Yine denilebilir ki; Ak Parti, Batıya takiyye yapıyor ve İslâm İhtilâl ve İnkılâbını bünyeleştirmiş kimselerce kurulmuş bir partidir. Oysa, Batı'nın taklidi olan bir rejime, onun kuralları ile oynanan bir oyuna “oyuncu” olarak kimin geldiğinin ne kıymet-i harbiyesi var? Biz, tribünde oturup, sahada oynanan oyuna tarafgirlik yapıp, taraflardan birine “şak şak” tutacak kadar alçalamayacak bir fikrin temsilcileriyiz. Bununla da ilgili değiliz. Zaten bu rejim içerisinde bu mesele halledilebilecek olsa, biz şimdiye kadar iktidara pekalâ gelirdik. İBDA olarak bunun böyle olmayacağını bildiğimiz için Metris’lerde, Bandırma cezaevlerinde şehidler verdik. Fikir namuskârlığı ve hakikatin  haysiyeti ne gerektiriyorsa, ona layık şekilde. Bu direnişlerin 1999'da kırdığı kapıdan içeri giren değişimden ve nelere vesile olacağından bahsedeceğiz, diyerek parantezimizi kapatalım.  

 

Evvelâ, alenen Müslüman Anadolu insanına her cebhede zulmeden CHP zihniyeti tasfiye edildi. Yerine, Anadolu Halkının kalb lisanına kendisini nakşeden Büyük Doğu'yu taklid ederek, bunun vesilesiyle oy toplayan Ak Parti iktidara geldi.

 

Üstad Necib Fazıl, “İdeolocya Örgüsü” adlı eserinde, “Nasıl Bozulduk” başlığı altında, bozulma sürecini; Kanunî Devri, Kanunî'den Sonra, Tanzimat Devrinde, Meşrutiyet Devrinde ve Son Devir başlıkları altında ifade eder. Bu başlıkların muhtevaları, bozulmanın kaynağını, devamını, hastaya konan yanlış teşhis ve neticesiz tedavileri, son olarak da nihayeti bize bildirmektedir. Bu sıralamanın belirttiği mânânın, bir bakıma ve bu sefer zıt kutub zaviyesinden, Türkiye Cumhuriyeti için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz.

 

CHP zihniyeti, 1999 senesinde, zirvede oldukları o eski dönemde davasına olan motivasyonunu yitirmiştir. Ardından, tasfiye edilen CHP zihniyeti ve yerine gelen Ak Parti. Giriştiği "Yobaz Kemalistleri" tasfiye operasyonları için, Ak Parti'nin, isterseniz Batı tarafından alet olarak kullanıldığını, isterseniz şuurlu bir şekilde hareket ettiğini söyleyenler çıkabilir. Bu hareket, bir yönüyle, Yeniçeri'nin topa tutulmasını hatırlattı bize. Bu hadise, Osmanlı'nın yıkılma sürecine bakıldığında, maddî alâmetlerin başında belki de. Yeniden hatırlatmakda fayda var. Bu hareketler, neticede Osmanlı'yı bile yıkılmaya sürüklemiştir.

 

 Bu operasyonların alt yapısının hazırlanması için gerçekleştirilen değişikliklere (Avrupa Birliği “uyum yasaları” vesaire…)  bakınca, bize, Osmanlı'da yapılan “Islahatlar”ı hatırlatıyor. Yıkılışa bir adım daha… Yapılan “Islahatlar”, Batıdan. Hangi Batıdan? Kendisini kurtarabilmek için başı kopmuş yılan gibi kıvranan Batıdan.

 

Tanzimat Fermanı ve malûm kanun değişikleri... Reform ve Rönesans hareketlerinden sonra dünyada yeniden şekillenen siyasî, içtimaî, iktisadî, askerî ve teknolojik gelişmeleri süzüp bünyeleştiremeyerek, Batıdan “ham” nakil yoluyla almak. Kan uyuşmazlığı sebebiyle, ölüm kaçınılmaz olacaktı tabiî. Bugün de yine Batıda çok önemli teknolojik gelişmeler meydana geliyor.

 

Üstad mealen diyor ki: Batı, hakimiyetini çoktan makineye kaptırmış vaziyette. İçtimaî meselelere yaklaşma usulünü, eşya vasıtasıyla tayin etmekte. Usulün gereği olan bu eşyayı da, kabiliyetli bir işportacı meziyetiyle, başarıyla pazarlamaktadır Anadolu pazarına,. Eşya ve hadiseleri teshir edecek İslâm ahlâkına malik olmayan insanların, türlü kanunlarla hayvanlar gibi zaptedilmeye çalışılmasından daha çılgın bir gayret tahayyül edemiyoruz. O zaman Tanzimat, şimdiyse günü kurtarmak adına çıkartılan ne idüğü meçhul kanunlar. Kanunlar da Avrupa Birliği kanunları. “Ham” nakil yoluyla!

 

Burada bir parantez daha açalım teknolojiden bahsetmişken. Üstad diyor ki:

- "Bir gün elektronik beynin çıkıp da senin beynini deleceğini biliyor musun?" [1]

 

Telegram cihazının marifetini ifade eden bu müthiş tesbiti işaretlemeden geçmek istemedik.

 

Meşrutiyet’ten devam edelim.  Meşrutiyet, hortumu musluktan ayırıp, su beklemeye benziyor. Bu mânâda, Türkiye'de bir çok kez “meşrutiyet” ilan edildi, malûm. Şimdi de –malûm- yeni anayasa hazırlıklarına girişildi. 1923'den bugüne değişim silsilesinin belki de son halkası eklenmek üzere.

 

Şu sorulabilir: “Değiştiriyorlar da, bizim davamıza hizmet edecek şekilde mi?”

 

 Bu süflî rejimden bizim ulvî davamızın aslî menfaatine olacak müsbet bir gelişme zaten beklememeliyiz. Beklememiz gereken, 1999 senesi vesilesiyle işi kotaracağız diye giriştikleri abuk sabuk hamlelerin ancak hızlanması olmalıdır. Halk -bunca değişime rağmen- içinde kaldığı bataklığı farkedecek; başının üstünde, sadece ve sadece, ışıl ışıl parıldayan "Pörsümez Yeni’yi" bulacaktır.

 

Osmanlı Devleti'nin yıkılış merhalesinden örnekler vermekten muradımız, bu değişimlerin neticesinin önünde sonunda nereye bağlanacağını tasvir içindir. Bugün bu değişimlerin yahud “iyileştirme” çalışmalarının kökü yine aynı Batıdır. “Aynı hatayı iki kere, ancak aptallar yapar,” derler.

 

İşte tesbitimiz: Aslını yıkan unsur, bugün yine aslını yıktığı şekilde yıkıma sürüklenmekte. Hem de etrafındaki iki çembere nisbetle geç bile kalmış halde!

 

Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;

Lâfını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta!

Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni;

Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!

NFK (1947)    

 

Aylık Dergisi 87. Sayısı

 
Etiketler: Müjdeler, Olsun!, -O, Günün, Fecr, Vakti-,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Mart 2017
Deva Hazır da Hasta Hazır mı?
03 Şubat 2017
2016’dan 2017’ye Devreden Bakiye
30 Kasım 2016
Üstün Siyaset, Üstün Sanattır
03 Ekim 2016
Anadolu Baharı - Büyük Satranç Tahtası Kırıldı
30 Temmuz 2016
Bu Millete Yeni Bir Ordu Lâzım
04 Temmuz 2016
Şeytanla Karşılaşmamız
05 Mayıs 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIV
03 Mart 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XIII
01 Şubat 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XII
07 Ocak 2016
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - XI
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - X
05 Kasım 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - IX
08 Ekim 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VIII
04 Eylül 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VII
05 Ağustos 2015
Başyücelik Devleti - İktisat Vekaleti - VI
05 Temmuz 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti –V-
29 Mayıs 2015
Başyücelik Devleti İktisat Vekaleti-IV
30 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -III-
02 Nisan 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -II-
09 Mart 2015
Başyücelik Hükümeti İktisat Vekaleti -I-
06 Şubat 2015
Başyücelik Devleti İcra Makamı -Başyücelik Hükümeti-
06 Şubat 2015
Ölüm Odası B-Yedi-Matla’ Beyitler- Eseri Üzerine
12 Ocak 2015
Aydınlar Aristokrasisi ve Başyücelik Devleti
03 Aralık 2014
Devlet Şekilleri - Türkiye Cumhuriyeti - Başkanlık Sistemi Başyücelik Devleti'ne Giriş
30 Ekim 2014
İdeolocyamızın Ruhçuluk ve Keyfiyetçilik Prensibi Hakkında
25 Eylül 2014
Diyalektik ve Âhlak Çerçevesinde
28 Ağustos 2014
Kültür Ekseninde Varlık ve Oluş
01 Ağustos 2014
Çeşitli Veçhelerinden Zaman Meselesi
04 Temmuz 2014
Temel Meseleler Etrafında
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme -Donma ve Alışkanlık- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür Davası
28 Mart 2014
Batı Medeniyeti, Hâlimiz ve İslâm
04 Mart 2014
Anadolu'daki Sunî Bir Problem: Türkiye Cumhuriyeti
01 Ocak 2014
Takkeli Truva Atı
01 Kasım 2013
Ayıkları Tasfiye Aracı Olarak Hukuk
01 Ekim 2013
Batı: Hasta Adamlar Manzumesi
01 Şubat 2013
Nakşi Şeyhi İmam Şamil
01 Aralık 2012
Aylık Dergisi Sekiz Yaşında
01 Eylül 2012
Filipinlerin Bilinmeyen Mücahidi: Maktan Sultanı Lapu Lapu
01 Ağustos 2012
Sermayemiz Ne Kadar Milli?
01 Temmuz 2012
Yatacak Yeriniz Yok
01 Haziran 2012
Ekonomik Verilerin Hakikati
01 Mayıs 2012
Ekonomik Açıdan 28 Şubat
01 Mart 2012
Suriye ile Alakalı Kısa Mülahazalar
01 Mart 2012
Mekanik Kainat Tasavvuru ve Makine Mefkuresi
01 Şubat 2012
Çağdaş(!) Eğitim Sistemi
01 Ocak 2012
Hesaplaşmaya Doğru Hatırlatmalar
01 Kasım 2011
Modern Dünya'nın İktisadi Bunalımına Dair Kısa Bir Mülahaza
01 Ekim 2011
İnsanın Muhtaç Olduğu 3 şey
01 Eylül 2011
İktisadi Aksiyon Teklifi
01 Ağustos 2011
Kumarhane Güzel(!) Ama…
01 Temmuz 2011
Ak Parti Neden Yüzde 50 Oy Aldı?
01 Haziran 2011
Olmayan Parayı Harcamak
01 Mayıs 2011
Borcun Suni Zevki
Haber Yazılımı