Yazı Detayı
09 Mayıs 2014 - Cuma 12:21
 
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
Fatih Turplu
 
 

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun "Kültür Davamız-Temel Meseleler" isimli eserinin 2. Levhâsının başlığı "Sakat Muhakeme"dir. Bu başlık altında üç temel yanlışa dikkat çekilir. Bu yanlışlar sırasıyla "Zıddını Düşünmek", "Karşı Yanlış" ve "Donma ve Alışkanlık"tır. Biz bu yazımızda "İkinci yanlış" alt başlığı içerisinde ele alınan "Karşı Yanlış"tan bahsedecek ve izâh edilen meselelere kendi fikir seviyemizce yaklaşmaya çalışacağız.

Muhakeme

"Sağlam"a nisbetle "Sakat" unsuru umumiyetle bilinir-biliniyor. Ya muhakeme? Mevzumuza geçmeden evvel "Sakat Muhakeme"nin doğru algılanabilmesi için bu kavram üzerinde durmayı uygun görüyoruz. İlk hatıra gelen tanımı ile "karşılaştırma, kıyaslama". Bir sözlükte geçen tarifi ile "bir mevzuyu zihinde iyice düşünüp inceleyerek karar verme, akıl süzgecinden geçirme, akla vurma". Fransızca'da "raisonnement" diye kullanılıyor. Raisonnement (rezonman): akıl yürütme, uslamlama, tümevarım, muhakeme.(1) Burada yine fransızcadaki raison-rezon'un "akıl" diye kullanıdığını ve yerine göre "sebeb" denildiğini ve mevzuuna göre başka şekillerde ifade edildiğini not düşelim. "Muhakeme"nin, misâlen Ömer Seyfettin'in bir eserinde "güldüm, şu muhakemem ne garip bir münasebetsizlikti" diye ifade edişinde okuyup üzerinde durmadan geçtiğimiz kadar sıradan algılanmaması gerektiği üzerindeyiz. Yine Ömer Seyfettin'den bir misalle "dâima felsefe yapmaya hazır, kurulmuş bir makineye benzeyen ukalâ dimağım muhakemeye başladı" ifadesindeki fikretmeye sevkeden tanımı üzerindeyiz.

İstidlâl: "Bir veya birden çok önermeden başka bir önerme çıkarma, akıl yürütme anlamında mantık terimi."

Ebû Muhammed İbnû'l-Cevzî, cedel ve münazarada isidlâl'in on beş çeşidi olduğunu anlatır.(2) Necmeddin et-Tûfi ise istidlâl'i "aklî, hissî, şer'i ve mürekkeb" olmak üzere dört kısıma ayırır.(3) Ferhat Koca ise Ebû Muhammed İbnû'l Cevzi ile Necmeddin et-Tûfi'nin istidlâl hakkındaki tanım ve tabirlerini "âdeta fıkıh usulüyle dil ve mantıkta bir delil ve önermeden hüküm çıkarma yollarının bir sayımı" diye niteler. (4)

İstidlâl kelimesi "yol gösterme, rehberlik etme" mânâsına kullanılan "delâlet" kökünden türemiştir; "zihnin daha önce bilinen veya birden çok önermeden (kazıyye) bilinmeyen bir önermeyi sonuçlandırma, açığa çıkarma işlemidir. Diğer bir ifadeyle istidlâl, daha önce doğruluğu bilinen yahut doğru olduğu sanılan bir hüküm veya hükümlerden hareketle bilinmeyen bir hükme ulaşmaktır. Bu ise bilinmeyene ulaşabilmek için bilinen hükümleri belli bir şekilde düzenlemeyi gerektirir. Şu hâlde istidlâl, bir veya birkaç önermenin diğer bir önermeyi doğrudan yahut dolaylı olarak ispat etme işlemidir." (5)

Bu tariften yola çıkarak söylersek "daha önce doğruluğu bilinen yahut doğru olduğu sanılan bir hüküm (Büyük Doğu) veya hükümlerden hareketle bilinmeyen bir hükme (İBDA) ulaşmaktır."

Yahut, "bilinmeyene (Mutlak Fikir) ulaşabilmek için bilinen hükümleri (Büyük Doğu) belli bir şekilde düzenleme (İBDA) gerektirir."

Nitekim Salih Mirzabeyoğlu "Kültür Davamız"da "O hüküm koyuyorsa, biz hükme getirici; o sentezciyse, biz tahlilci... "(6) diyerek muhakemesini nasıl yürüttüğünü anlatır. Büyük Doğu'yu anlamanın "ancak muhakeme usûlünü kavramakla mümkün" olduğunu söyler. (7)

Tam bu esnada bir not olarak hatırlatmak gerekiyor ki, "İslâm, önce bulmanın sonra aramanın rejimidir" yani, İslâm'a Muhatab Anlayış davası da "Peşin Fikir Hikmetine" mevzu; mantıkî bir yaklaşım biçimi yahut "mantık"ta bir önerme değil. Fakat, her hakikat ve her kavramın esasının, kendini nisbet ettiğinde olduğunu ispat ve izhar etme işinde bütün bu usûlleri kullanıyor ve bu esnada nasıl kullanılması gerektiğini de öğretmiş oluyor; yani, bir nevî doğru düşünme usûlü yahut sanatı. Mantık'ın "doğru ile yanlış arasındaki akıl yürütmenin ayrımını yapan bir disiplin" tarifine nazaran söylersek "mantık üstü mantık"ı ile kavram, eşya ve hâdiselere yanaşıyor. Ayrıca, yaptığı "akıl yürütme"deki kullandığı "akıl"ın umûmiyetle bilinen ve kullanılan Batı ilim ve nazariyelerinin tarifi içindeki değil "biz 'bağlı' akılla faaliyette bulunduğumuza göre, akılcılığımızın niteliği bellidir ve nisbet içinde olduğu 'Mutlak Fikir'e nazaran, O'ndan hakikate gelmedir, hakikatten O'na gitmek değil"(Salih Mirzabeyoğlu, Kültür davamız, sayfa 26) tarifi içerisindedir.

Mevzumuza dönersek, "Muhakeme"yi tarif etmeye çalışırken usavurma-aklavurma tanımını kullanmıştık. Yani "akıl yürütme"... 'Eğitim Terimleri Sözlüğü'nde usavurma'nın tanımı şöyledir: ing. Reasoning. Osm. Muhakeme Fr. Raisonnement 1- Mantık ilkelerine uygun biçimde düşünme ya da bu ilkelerden yararlanarak sorun çözme. 2- Düşüncenin, belirli bir takım önermeleri birbirine bağlayarak yeni bir önermeye (sonuca) erişmesi." (8)

Bu tanımdaki 2. maddeyi tekraren ve şöyle ifade edelim: "fikrin, belirli bir takım hükümleri (Büyük Doğu'nun Prensiplerini) birbirine bağlayarak (tahlil ederek -ki "her tahlil ise en küçük çaplar içinde bile bir senteze bağlı... S. Mirzabeyoğlu-") yeni bir hükme (İBDA) neticeye erişmesi.

Burada dikkat çekmek istediğimiz iki husus var; ilki, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun "Eşya ve hâdiselerin yorumu için tahlil usûlü şarttır; çünkü meseleler izahlarını kendiliklerinden açıklamazlar..."(9) diye öne sürdüğü prensip, ikincisi ise, yine Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun "prensipler, faaliyetleri yönlendiren ve 'esas'a giden yol üzerindeki hareket noktaları ve 'kaziye-önermeler'dir ki, 'esas' onunla elde edilir..." (10) diyerek "Muhakeme Usûlü Prensipleri" başlığı altındaki "prensip" tarifi.

Buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımız ile "muhakeme"nin sıradan bir şekilde fikir yürütme olmadığı, aksine "tefekkür" edebilmek için usûlünün ayrıca öğrenilmesi gereken ayrı bir ilim olduğu sanırız anlaşıldı. Kaldı ki, bizim anlatmaya çalıştığımız "muhakeme"nin kaba sözlük tanımlarından ibaret bir kaç husustur.

"Muhakeme" ve usûlü, belki de ilk başta öğrenilmesi gereken ve tâbiri câizse Büyük Doğu-İBDA fikriyatını öğrenme ve anlama işinin abc'si... Aynı mânâdan olmak üzere, kültür-irfan meselesine yaklaşacak olanların da meseleler içinde boğulmasını önleyen bir payanda. Niyetimiz ister tümevarım yoluyla kültür-irfan meselesine yaklaşıp derinleştikçe Büyük Doğu-İBDA prensiplerine varmaya çalışmak olsun, isterse tümdengelim yoluyla yine Büyük Doğu-İBDA prensiplerinden yola çıkarak meselelere sarkmak ve buradan ise zamanın bizden istediği çözümlemelere ulaşmak olsun; iki şekilde de bunun bilgi ve ilmi elzem gözüküyor.

Temel meselelere bakarken el fenerinin kendisi değil ama, yol gösterici ışığının- prensiplerin açma-kapama düğmesi gibi; prensiplere varmak için kavranılması gereken ve prensiplerin bize "telkin" ettiğini bulmak için yaplan tahkikat. Tahkik ise, "doğru olup olmadığını araştırmak veya doğruluğunu, yanlışlığını meydana çıkarmak, incelemek, iç yüzünü araştırmak. Bir şeyi eksiksiz ve ziyadesiz yapmakta mübalağa etmektir. Bir şeyin hakikatine ermek, künhüne vakıf olmak, nihâyetine erişmek demektir. Kur'an kıraat ıslahatında ise: Her harfin hakkını vermek, özel sıfatlarına riayet etmek, sesi mahrecinden çıkarmak , medleri gerektiği kadar uzatmak, hareke, izhar ve gunneleri okuyuş hassasiyetinin en son imkanını kullanarak okumaktır." (11)

Tüm bunları söyledikten sonra Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun Büyük Doğu'ya yani "İslâmiyetin emir subaylığı"nı anlamanın nasıl olacağını izâh ettiği cümleleri buraya almamız gerekiyor:

"Büyük Doğu'nun ruhuna nüfuz etmek ve su katılmamış İslâm 'esas'ına yol veren prensiplerini kavramak, ancak muhakeme usûlünü kavramakla mümkündür..." (12)

Dikkatimizi dağıtmamak adına şu notu eklemek gerekiyor ki; biz burada "muhakeme usûlü" üzerinde değil, muhakemenin ne olduğu ve yeri geldikçe nasıl tarif edildiği üzerindeyiz. "Muhakeme Usûlü Prensipleri" için İBDA Diyalektiği sayfa 187-195 arasına bakılmalı ve onların başlı başına ayrı makale-yazı- araştırma mevzuları olduğu unutulmamalı; ayrıca bizim söylediklerimizin "budur" tavrından uzak bir yaklaşma çabası olduğu.

Netice olarak, Kültür Davamız'daki "sakat muhakeme" bahsi, muhakeme usûlünün en dikkat edilmesi gereken tarafıdır. Temel olarak bu yanlışlar bilinmediğinde yapılan muhakemelerin sakatlığı bilerek-bilmeyerek ideolojik tutarsızlığa varır. Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun "kanser diye bir hastalığın olduğunu bilmemek, insanı kansere karşı masun kılmaz." (13) deyişindeki gibi, bırakalım bilmemeyi, bunları bilmek bir vazifedr.

"Karşı Yanlış" üzerine

Kültür Davamız isimli eserde bu mevzu, "zıddını düşünme" yanlışının "tersi" olarak tarif edilir. Misâl olarak da "Yaşasın karşı anamalcı çizgimiz!" yobaz tavrı anlatılır. "Karşı anamalcılığın (Sermaye düşmanlığının) en tutarlı 'dünya görüşü' marksizmdir; doğruluğu, yanlışlığı ve uygulanabilir olup olmaması ayrı mesele... Her inanışın bir ideolojisi olduğuna göre 'Mutlak Fikir' ölçülerine nisbetle nasıl böyle bir sonuca varıyorsun ve hangi fikir sentezinle?"(14) denilerek yanlışlık izâh edilir. Zıddını düşünme yanlışındaki körü körüne sendika karşıtlığının tersini, burada kendi fikir ve ideolojisinin ne olduğu bulunmadan-bilinmeden yobazca (donma ve alışkanlık) karşı çıkışta, karşı yanlış'a düşüşte görüyoruz.

Anlaşılacağı üzere zıddını düşünmek yanlışında "zıt düşüncenin tersini söyleyerek doğruya varılacağını" zanneden yobaz tavır, bizim ele aldığımız mevzuda ise şöyle bir çehreye bürünüyor: Bulunduğu mihrakı bilmeden, karşı olunması gerekene karşı olan zıt fikirlere körü körüne karşı olma tavrına bürünülmesi. "Karşı Yanlış" bu!

Bu meselenin bariz misâlini, kendini "İslâmcı" olarak addeden zümre, grup ve çeşitli medya kuruluşlarında görüyoruz. Hesapta ABD karşıtı ama ideolojisi itibariyle anti-emperyalist olanların karşıtlığına da karşı. Kendileri ABD hegemonyasını sistematik bir biçimde işleten düzen'e yamanmış bir vaziyette bir ömür sürerken, doğru-yanlışlığı ayrı mesele, bu köhne düzen'e karşı olanlara da karşı bir vaziyet takınılıyor. Bu absürt-saçma tavrın sebebi de, ne karşı olduğunun ne de yanında durduğunun hiçbir izahının yapılmaması bir yana, bir de bunu "islâmi tavır" zannetme ve etrafına böyle "yedirme" yobazlığı. Zıt fikir içinde olsa da, bu köhne düzene kendi tutarlılığı içinde karşı olana tüm gücüyle karşı olurken, diğer taraftan hesapta istemediği(!), beğenmediği(!) ve değişmesini arzuladığı(!) düzenin payandalığını yapmak yobazlığı. İnandığını iddia ettiği ile yaşanması gerekenin örtüştürülmediği bu hâliyle de, karşı olduğu zıt fikir zaviyesince tutarsız görülmesi... Oysa, temsil ettiği iddasında bulunduğu davaya bakan zıtlarının parmaklarını ısırarak kendilerini misâl alması gerekirken, davasının heybetini, vakarını, fikir yüksekliğini kendi nefsinde öldüren, ona uyduran ve bu hâlleriyle yobazlığın tarifi içine girenler. Burada "Yobaz"ın tarifini hatırlatmak gerekiyor:

"Sakın yobazı, bir davaya, onun en mahrem çilelerini çektikten sonra kıl ve nokta feda etmeksizin emirlere sımsıkı bağlanan ulvi adam sanmayınız! Yobaz, her sahada, asla anlayamadığı ve iç yüzünü göremediği tecelliler karışsında papağan gibi hep aynı aksülamelleri gösterip Nuh diyen, fakat peygamber demeyen; ve insanda en büyük ilâhi nimet olan 'ruh ve fikri', 'bekçi sopası', 'tulumbacı narası' ve 'yurya çığlığı'yla boğmaya kalkışan, böylece inanışları kör ve havasız nefsaniyetine indiren insan kılıklı 'insan tersi'dir." (15)

"Karşı Yanlış" dairesi içine giren bu yobaz tipinin bir hususiyeti de, inandığını iddia ettiği davanın (tezlerin tezi) olduğunu anlamayıp anti-karşıt olarak "var" olabilme çabasıdır. Buradaki temel çelişki, görüldüğü üzere, varolmayanların her hangi bir ideoloji-inanış biçimi'ne karşıt olmakla kendi varlığını sürdürebileceğini yahut varolacağını zannetmeleridir. Yahut da, karşı oldukları gidince-bitince kendi varlıklarının kendiliğinden belireceğini sanmalarıdır.

Bu yobaz tipinin hemen yanı başında yeşeren ve "karşı yanlış"a düşmemek cehdi ile, yahut doğru ifadesi ile inandığı dünya görüşünün meselelere nasıl bakılması gerektiği bahislerini anlamamak bir yana, yanlış bir alışkanlık yahut fikir seviyesince değil şahıs eksenli hareket etme hatası. Bunun bariz misalini de anti-emperyalist tavır göstermekle kendini sadece anti-emperyalist zannetmek'i karıştırmak yanlışlığında görüyoruz. "Karşı Yanlış"a düşmemek için yerinde doğru tavır başka bir şey, karşı yanlış'a düşmezken kendi mihrak noktanı unutup bütün tavır ve hareketlerde bu türlü hareket etmek bambaşka bir şey! Yani, inanılan'ın stratejik olarak tayin ettiğini atlayıp taktik sahada takılıp kalan ve taktik'in zamanın hususiyeti ile alakalı politik yahut siyâsi bir atraksiyondan ibaret olduğunu unutmak. Neticesinde ise, bir vakit taktik diye kuşanılanın zamanla strateji zannedilmesi hastalığı; "soğuk savaş dönemi" sendromu da denilebilir belki? Doğrusu, "soğuk savaş" döneminde kalmış (donma ve alışkanlık), kendi ideolojisinde hayatiyet bulamayan yahut alamayan hâliyle sürdürdüğü(!) mücadelesinin aksiyonunu yanlış tarafa karşı yönelten (zıddını düşünmek), aynı renk tonları içerisinde yine ideolojisinin prensiplerini dış yüzden anlayan ve nerede nasıl davranacağını kestiremeyenler (karşı yanlış).

İslâm'ın bizzat "tezlerin tezi" olması hasebiyle ve ne kadar tez, anti-tez varsa hepsinin ona mukâbil meydana geldiği anlaşılırsa, İslâm'a Muhatab Anlayış'ı, böyle bir tasnife sokmanın, yahut kendi nefislerinde onu öyle göstermenin yanlışlığı da sanırız hemencecik anlaşılır.

İslâm, kapitalizmin anti'si-karşıtı olarak var değildir; bilakis sadece tek gerçek ve hakikat olan İslâm'a karşı kapitalizm anti-karşıt bir yapıyı barındırır. İslâm'ın anti-kapitalistliği tabiîdir ve anti-kapitalistler bilerek-bilmeyerek İslâm'ın, İslâma Muhatab Anlayış'ın potansiyel yoldaşı, taraftarı, sempatizanı vs. sayılırlar. Böyle basit bir meselede bile tenakuza düşülmesinin sebebi ise, bizce iki temel yanlışın iç içe girmesiyledir. İlki, bağlı bulunulan ideolojinin ağızlarda kuru tekrarlara hapsedilmesi, prensiplerin okunmaması, bilinmemesi ve bunları anlama cehdine girilmemesi; ikincisi ise, ideolojiyi her ferdin kendi kendine özümsemesi yerine zaten "donma ve alışkanlık"tan kurtulmamış şahısların tekelinde zannetmek ve ideolojik yaklaşımdan öte yandaşçılık ruhiyatıyla hareket etmek. İlki olmasa ikinciye yol verilmez, ikinci yanlış anlaşılsa ilkindeki hatalar giderilmeye çalışılır gibi bir iç içelik, yanlış silsilesi...

"Karşı yanlış"a dâir Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun verdiği bir başka misâl ise ilim ve akıl meselesi etrafındadır. İslâm'ın ilim ve akla uygunluğu bahsinden yola çıkarak İslâm'ın, Mutlak Fikir'in önünde ilim ve aklı yerli yerine oturtacakken tam tersi ile (karşı yanlış'la) ölçülerin ilim ve akıla uygunluğundan dem vurmak... Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu' "sınırsız sınırlıya, 'mutlak fikir' her ân gelişen, değişen veya yıkılan 'veri'lere tasdik ettirilir mi?" diyerek bu mevzuyu misâllendirir. (16)

Karşı yanlış özelinde olmak kaydiyle bu "ilim" meselesinin üzerinde durmak istiyoruz.

Son yüzyılın mevcut ilmi yapısı, "ilimci anlayış" bütün değerleri, değerler sahasını "ilimle tanzim etmek"gayesi ile hareket etmiş ve bunda muvaffak da olmuşlardır. Yani "ahlâkın da dinin de, sanatın da, ilmi kanunlarla tabiat ilimlerinin esaslarıyla kurulabileceğini ve onlara dayanılarak yeni bir ahlâk, yeni bir din, yeni bir sanat meydana getirilebileceğini" ileri sürdüler. (17)

Gelinen noktada bütün değerler silsilesinin alt-üst vaziyette olduğunu ve iddiada "İslâmî" dünya görüşüne sahip olduğunu söyleyen fakat hayat tarzı itibariyle de dibine kadar maddeci görüşü yaşayan ve yaşatan milyonlarca insan. Süleyman Hayri Bolay bu durumu "pratik materyalizm" olarak niteler ve şöyle izâh eder:

"Pratik materyalizmden, benim anladığım şu; meselâ bir insan hristiyanlığa veya müslümanlığa inanıyor, Allah'ın yaratıcığına inanıyor, insanların ve diğer varlıkların maddeden meydana gelemediğine inanıyor, yani fikren materyalizmi reddediyor; ama yaşayışı itibariyle pratik materyalist... Yaşayışı tamamen maddeci, gayri ahlâki bir hayat içinde, sefahat peşinde, menfaatsiz bir iş yapmak istemiyor... İslâm dünyasında ve Türkiye'deki sıkıntılardan biri de budur. Müslüman dediğimiz kimse bu tarzda yaşıyor: Praktikte materyalist! Fikren kabul etmese bile pratikte materyalistlerden beter yaşıyor." (18)

Bizce bu mesele "karşı yanlış"ın günümüzdeki en canlı misallerinden birisidir. Zihni, fikri ve yaşayış olarak hayatiyetini sağlarken aynı zamanda maddeci görüşe karşı olmak, "Hem onlara karşı olmak ve hem de yamanmaya kalkmak, yanlış karşısındaki yanlıştır; karşı yanlış." (19)

Bugün, tıpkı sanat dallarının iç içe geçmesi gibi birbirlerinin içine katışan ve ton farkı ile değişen "sakat muhakeme" bahsindeki meseleler tekraren ele alınmak ve niçin anlaşılmadığı üzerinde tartışılmak zorundadır. Hiç okunmamış sayılarak yeniden değerlendirmeye tâbi tutulmak zorunluluğu kendini hissettirmektedir. Suzanne Brogger'ın "evet, yaşadığımız çağda insan ihtirasının başarmaktan VAR OLMAYA kaydığı söylenebilir" (20) diye belirttiği bir yokluk denizinde, var kalmak, varolmak için bu muhakeme usullerini, sakat muhakeme bahsini anlamamız gerekiyor galiba? Çünkü, muhakememiz yerinde olmadan, bırakalım meselelere sarkmayı, hangi meseleye nasıl bakmamız gerektiğini bizlere öğreten prensipleri bile bilemeyiz. Ötesi ezbercilik (Donma ve alışkanlık), ölçüyü ölçü ile tepeleme (Zıddını düşünme), şahsî itiş-kakış (Karşı yanlış)...

Dipnotlar:

  1. Fransızca-Türkçe, Türkçe-Fransızca Genç Sözlük

  2. Diyanet İslâm Ansiklopedisi 23. Cilt, Sayfa 325, İstidlâl, Ferhat Koca

  3. A.g.e

  4. A.g.e

  5. A.g.e 23. Cilt, Sayfa 323, İstidlâl, Abdûlkuddüs Bingöl

  6. Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, Sayfa 18

  7. A.g.e

  8. www.sozce.com/nedir/321945-usavurma

  9. Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, Sayfa 19

  10. Salih Mirzabeyoğlu, İBDA Diyalektiği Sayfa 187-188

  11. www.muhakeme.net/forum/mn-sozluk/106140-tahkik-nedir-tahkik-ne-demektir.html

  12. Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, Sayfa 18

  13. Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, Sayfa 13

  14. Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, Sayfa 25

  15. Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü

  16. Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, Sayfa 26

  17. Emile Boutroux, Tabiat Kanunlarının Zorunsuzluğu Hakkında, S. Hayri Bolay'la konuşma, Sayfa IV

  18. A.g.e, Sayfa XVII

  19. Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, Sayfa 26

  20. Suzanne Brogger, Bizi Aşktan Koru, Sayfa 114

 
Aylık 116. Sayı, Mayıs 2014 
 
Etiketler: Sakat, Muhakeme, , Karşı, Yanlış
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı