Yazı Detayı
01 Temmuz 2012 - Pazar 05:13
 
Sıradan Bir Gün
Fatih Turplu
 
 

Önemli fikirler insanın aklına hangi vakitlerde gelir? Büyük hâdiselerin oluşları, fikirlerin birden içe doğuşu? “Akla gelişi” değil de “içe doğuşu”…

 

Camus’ün tespitini burada anmak lazım: “Bazen bir lokantanın kapısı önünde”…

 

Şartlar ne kadar olgunlaşırsa olgunlaşsın, bunların su yüzüne çıkar gibi belirişi öyle alelâde sebeplere bağlıdır ki, bunda bir fevkalâdelik aramak tuhaf olur.

 

İşte o günde böyle oldu.

 

Yaklaşık iki aydır maaşlarını alamayan konfeksiyon işçileri, öğle yemeği paydosuna çıkmışlar ve hiçbir mağduriyetleri yokmuş gibi neşeliydiler.

 

Çalıştıkları taşeron firmanın mevcudu 1500 kişi kadar vardı. Bir kilometre ötede bulunana ana firmanın bünyesinde ise 600 işçi bulunuyordu.

 

Her iş yerinde ve – aslında insanın bulunduğu her yerde – toplumda (!) olduğu gibi bu iş yerinde de kendi aralarında küçük küçük gruplaşmışlardı. Mizacı uyuşan herkes üçerli - beşerli gruplar hâlinde takılır ve bu grupların birlikteliği, gücü, işin ağırlığına, stresine karşı bir kalkan vazifesi görür.

 

İşte bu çetelerden bir çete: Cüneyt, ustabaşı (nam-ı diğer davulcu), Erol, Ali,  Fuat ve Kadir.

 

Ne yaparlar?

 

Ne yapsınlar; iş başı dâhil paydoslarda sohbet ederler, dalga geçerler, ufak tefek şakalar, falan filan…

 

O gün de böyleydi. Hiçbir fevkaladeliğin olmadığı, yine Fuat’ın başı çektiği, Kadir’in çayları getirdiği, Cüneyt’in durmadan “Meliha”sından bahsettiği, Ali’nin telefonuyla uğraştığı bir gün...

 

Elli dakikalık bir yemek molasında ne yapılıyorsa onun yapıldığı, hangi küfür ediliyorsa onun edildiği, hangi kızla dalga geçilecekse onunla dalga geçildiği, hafta sonu ne yapılacaksa – içten içe – onun düşünüldüğü her zamanki gibi sıradan bir gün. Hatta diğer tekdüze günlere göre sıkıcı bir gün.

 

Ustabaşı olduğu için Erol bir – iki dakika önce kalktı masadan ve her zamanki meşhur, klişeleşmiş ve belkide artık ne söylediğinin hiç farkında olmadığı tiradı savurdu:

 

“Haydee iş başı!”

 

Sanki “iş başı” erkekler için geçerli değilmiş gibi, kızların olduğu bölüme doğru döner ve bağırırdı, o gün de öyle yaptı.

 

Homurdanmalar, kakara – kikiriler, oflamalar – puflamalar ile dolu olan uğultu, merdivenlerden yukarıya doğru sanki bir heyûla gibi aka aka gitti; sesler, çılızlaştı, çılızlaştı ve kesildi.

 

Ustabaşının kendi çetelerinden olmasından mıdır Fuat’ın egosundan mıdır bilinmez her zaman en son yemekhaneden çıkan ve hep bir – iki dakika geç işbaşı yapan grup hiç üzerine alınmadı meşhur “tiradı”.

 

Erol gitti. Bizim “üç silahşörler” Athos, Pathos, Aramis ve Dartanyan hâlâ sigaralarını tüttürüyorlardı.

 

Kadir bardakları topladı, Cüneyt sigarasını söndürdü, Ali telefonu kapadı fakat Fuat aynen oturduğu gibi durdu ve hiç istifini bozmadı.

 

“Haydi, gidelim!” dedi Cüneyt.

 

“Ben gitmiyorum!” dedi Fuat.

 

“Hayırdır?”

 

“Hiç, can sıkıntısı, gitmiyorum!”

 

O esnada Erol geldi. “Hadi gençler işbaşı!”

 

“Ben gitmiyorum!”  

 

“sen bilirsin!”

 

“Valla o çıkmıyorsa yukarı ben de gitmiyorum!”

 

Cüneyt’in sözünü Ali tamamladı; “ben de buradayım o zaman!”

 

Kadir ise: “Siz gitmiyorsanız ben hiç gitmem!” deyince Erol geri döndü.

 

Birisinden birisi olmasa belki idare edebilirdi, ama dördünün yokluğunu izâh edemezdi Erol. Yüzü ekşidi, ama arkadaşlarına da bir şey diyemedi.

 

İşyerinden Özlem Cüneyt’i aradı beş dakika sonra “neredesiniz?” diye.

 

Fuat’ın ikâzı ve o ân uydurduğu bir yalan ile Cüneyt’e direktif verdi. Cüneyt, şuuraltının belirmesi gibi hayalini Fuat’ın yalanına kattı ve “Biz iki aydır verilmeyen maaşlarımızın hesabını sormak için AR-MA’ (ana firma adı) önüne gidiyoruz!” dedi ve telefonu kapattı.

 

Üç silahşörlar kahkaha attılar. Kadir çay verdi herkese.

 

Biraz önce ne yaşanmış, ne söylenmişse unutulmuş ve bir mevzu hakkında baş başa konuşuyorlardı. On dakika sonra yemekhaneye inen merdivenlerin başında bir ayak sesi işitilince, sanki daha önceden planlanmış gibi, dördü birden, yeni işçiler tarafından pek  bilinmeyen arka çıkış kapısının aralığına doğru koştular.

 

Kim geldi, kim gitti bilinmez ama bir olağanüstülük olduğu belliydi. Yemekhanedeki gürültü kesilince tekrar geri geldiler ve gelsindi çaylar, dönsündü boş muhabbet.

 

“Falanca filancaya demiş ki” ayarında öylesine konuşurlarken Cüneyt’in telefonu yine çaldı. Arayan Özlem’di ve “Madem siz oraya gidiyorsunuz, biz de oraya geliyoruz!” demiş ve telefonu kapatmıştı.

 

“Hayda!” dedi Kadir.

 

Hepsi birden güldü ama iş ciddiye binmişti bir kere…

 

İhtilâlin fitilini ateşleyen can sıkıntısının sahibi bir şey diyecek oldu ama o esnada merdivenlerden koşar adım Davulcu Erol indi ve lakabına eş bir gümbürtü ile:

 

“La olum herkes AR-MA’ya gidiyor sizin peşinizde!” dedi sırıtarak…

 

Biri; Danton gibi başını çevirmedi; diğeri Dömulen gibi sandalyeye çıkıp konuşma yapmadı; ötekisi Robespiyer gibi kızgın bir şekilde çıkış yapmadı; en sonuncusu ise Fuşe gibi tarafsız davranmadı ama etrafında toplandıkları masa, sanki bir ihtilâl komitesine hizmet ediyormuş gibi gerinmiştir herhalde diğer masalara bakarak.

 

Masanın sessiz sessiz övünmesini telefon bozdu.

 

“E biz geldik, siz nerdesiniz?” diyor “Özlem” dedi Fuat’a bakarak Cüneyt.

 

Şarlo’nun bir filmindeki meccani kahraman gibi, ister istemez bu hareketin lideri oluverdi Fuat: “Kalkın gidiyoruz. Özleme söyle, az öteye gitmiştik, geri dönüyor ve yanınıza geliyoruz!” dedi. “Artık zarlar atılmıştı.”

 

AR-MA’nın önü tıpkı şiirde söylenen:

 

“Ortalık mahşer gibi;
Kim buranın sahibi,
Kimlerin düğünü var?” gibiydi.

 

Onlar gelince belli – belirsiz bir kıpırdanma oldu.

 

Hepsi onlara, onlar da Fuat’a dönüp baktılar.

 

Fuat: “Biz buraya sadece gasp edilen paralarımızın, hakkımızın hesabını sormaya değil; onunla beraber bilmem kaç küsur yıldır ‘idraklerimizin iğdiş edilmesinin de’ hesabını sormaya geldik!” demedi. Hiçbir şey demedi. Kalabalığı süzdü, birkaç adım attı. Fuat ilerleyince kalabalık sanki fay hattındaki bir yarık gibi açıldı.

 

Ne diyeceğini tam olarak bilemediğinden, demir kapının iç tarafında bulunan güvenliği işaret ederek:

 

“Hakkımızı isteyin!”dedi.

 

Allah, öyle bir durumda böyle bir kalabalığa hitap edenin kalbine doğru yolu ilhâm etsin; çünkü bir saat önce hiçbir şey olmamış gibi (koyunlar gibi uysal) çalışan bu insanlar bu “binbir başlı ejderhan”nın kendisi, AR-MA’nın kapılarına öyle bir dayandı ki, sormayın.

 

Ertesi gün AR-MA’nın ana binasının bir katında bulunan işçiler de diğerlerinin arasına katılınca iş çığırından çıktı, radyo ve televizyonlara haber oldu. Uluslar arası HNM firmasının işlerini yapan AR-MA işlerinin sekteye uğramaması için hemen geri adım attı ve bir hafta içinde herkesin maaşını – tuhaftır her zamankinden daha yüksek miktarlarla – ödedi. Hatta daha önce işten ayrılanlar ve alacağı olanlar maaşlarını fazlası ile – hakkı olanı – aldılar.

 

Sonrasında ise, bütün işçiler tekrar iş başı ve bizimkiler, başta “ihtilâlin canı sıkkın lideri” hepsi kapı dışarı.

 

Galiba “şartların olgunlaşmasını beklemek” demek, hem o şartları olgun hâle getirmeye çalışmak, hem de olgunlaştığını fark edebilmektir.

 

Boşuna söylenmemiş; “can sıkıntısı, varoluş belirtisidir!” diye.

 

Aylık Dergisi 94. Sayı

 
Etiketler: Sıradan, Bir, Gün,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı