Yazı Detayı
11 Aralık 2019 - Çarşamba 10:13
 
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
Mevlüt Koç
 
 

Bu kadar güzel ve şerefli bir varlık olarak yaratılmış olmasına rağmen, bu ödüle yaraşır bir vakar, zarafet ve asaletin ihtişamı içinde yaratanına yönelmek ve onda kaybolmak varken, uşak olmaya özenen insan gerçekten utanılacak bir şeydir... Kendini güzel bulur ama yaratandaki güzelliği göremez, “kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam” diyemez, kendini çok sevse de, en az tanıdığının yine kendisi olduğunu bilemez!

 

“Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir,” ölçüsü ve bunun kalben tasdiki, insana insanlığını kazandıracak bir teyiddir. Eğer kendi nefsinde bu hakikati teyid edemiyor, kirli geçmişine bakmadan, yanlış inancını yasa haline getirip sırf beyaz ve Avrupalı olduğun için kendi ırkını üstün görüyor ve kendi dünyandan başka dünyalar da olabileceğini bir türlü kabullenemiyorsan; hor görmeyeceğin hiçbir ırk, zaaf olarak algılamayacağın hiçbir insanî haslet, istismar etmekten imtina edeceğin hiçbir söz ve davranış yoktur! Şayet hâlin buysa, inandığın Tanrı da âlemlerin Rabb’i olmaktan çıkar, belli bir milletin hamisi haline gelir ki; ayrıcalıklı bir millet olduğun inancı içinde her türlü hukuksuzluğu meşru hâle getirmen, tüm işgâl, zulüm ve katliamlarını bir iftihar vesilesi olarak görmen hiç de zor olmayacaktır.

 

Çünkü hadiseye yaklaşan şuurun kendisine şuurunun olmaması ve insanî hasletlere dair algıyı teknolojik donanımın belirlemesi tehlikelidir; acıyı da günahı da benimsemekten uzak bir ruhsuzluğa çanak tutar... Yasal olan ahlâkî olanın, çıkar ilkenin önüne geçer, insana ve topluma ait meselelere sadece kendinizin tamir edebileceği bir makine gözüyle bakmaya başlarsınız... Bu hâl, kısa ömürlü ve arızî olmayan hastalıklı bir hâldir; ahlâkî çöküşe delâlet eder, ahlâkî çöküş de tüm üst sistemin çöküşü demektir.

 

Dolayısıyla, Batı Medeniyeti’nin evrensel değerler sloganı altında tüm insanlığa dayattığı normlar, evrensel olmaktan ziyade, kâinatı yeniden yaratmaya soyunan bir zihniyetin seküler devlet anlayışı istikametinde ürettiği yeni-hukukî ve siyasî kavramların içine yerleştirdiği yalanlar bütününden ibarettir; paganizme tutkun, tek Tanrı inancından nefret eden ve insanı bir tüketim malzemesi olarak gören vahşiler sürüsüne verilmiş tavizlerdir. Batı’nın keyfî vandalizmine çanak tutmakta yarışan ve Batı’nın ağzından çıkan her sözü Tanrı kelâmı mesabesinde görüp her şart altında doğrulamaya çalışan, geçmişi olmadığı için geleceği de olmayan ruhen ezik yalakaların tapındığı kültür, bu yalanlar bütünüdür. Dahası, gerçekliğin mitlerle, Yahudi ve Hıristiyan mistisizminin Helenizmle hemhâl edildiği bu yalanlar bütününün içine doğan insanı, insana insanlığını kazandıracak vasıflarıyla tebarüz etmiş bir tek Tanrı’sı ve azizi olmamasına rağmen, Antik Yunan ve Roma Tanrıları’ nın izini halen, Pagan dünyanın ilâhlarına dönüştürdüğü Hıristiyan azizleri üzerinden sürmektedir. Dolayısıyla, Tanrıları’nda var olmayan bir yüceliği, rahmeti ve merhameti, bunlara tapınan kullarında vehm etmek abesle iştigâldir.

 

Nitekim, dünya tarihin görmediği bir zenginlik ve para bolluğu içinde, ama açları değil, “toklar”ı doyuramadığımız için fakirlik, gelir dağılımındaki eşitsizlik had safhada... Bir yudum suya, bir lokma ekmeğe muhtaç milyonlarca insan var. Ve bunu bile bulamadığı için bu insanlar açlıktan, susuzluktan ölüyor... Ne kadar çok tüketirsen o kadar medenisin anlayışının “lağım künkü”ne dönüştürdüğü bünyeler ise, içler acısı bu durumdan hiçbir rahatsızlık duymuyor, hiçbir vicdani sorumluluk hmiyorlar. Hmeleri de mümkün değil, çünkü artık ortada ödülü yahut cezayı kabul edecek bir bünye yok... İhtiraslarının sınırsızlığıyla meflûç hâle gelmiş bünyelerin tek derdi var: Özü itibariyle sakat bir iktisadî sistemi ne pahasına olursa olsun devam ettirmek, urlaşmış-ruhu öldüren para yığınlarına biraz daha para katmak. Oysa Doğu’nun, özellikle İslâm dünyasının bugüne kadar olmamak içi direndiği ruh, bu ruhtur. Ve bu kapitalist ruh, Doğu’nun insanında bir Avrupalı gibi şahsî mülkiyet duygusunun olmamasını, buna rağmen kendini fakir hmemesini, toplumuna ve devletine duyduğu güven duygusunu yitirmemesini hiç anlayamamıştır. Dolayısıyla yeryüzünü bir ganimet alanı, insanı ise bir sarf malzemesi olarak gören anlayışın, dünyanın başka bir yerinde değil de sadece Avrupa topraklarında ortaya çıkmış olması, devlet ve sermaye gücünün emperyalist emeller istikametinde sadece bu topraklarda bir araya gelmesi tesadüfî bir hadise değildir. Batı bilimi etrafında gelişen her tür değişimi peşinen bir iyiye gidiş kabul ederek, güçlü olanın haklı da olduğuna hükmeden Darwinci prensiple kendi varlığını meşru kılmaya çalışan; insanı düşünemediği gibi, tabiatı da tüketen anlayış bu temel üzerinde yükselir.

 

Ne yazık ki, doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti de olamayacağını, bunlardan birincisinden mahrum olmanın ikincisinden de yetersizlik anlamına geldiğini bir türlü anlamayan yahut sistemi tümüyle dönüştürmenin imkânsızlığını gördüğü için anlamak istemeyen Batı’nın duyumcul kültürü, insanı düşünmemiş; varlıkların birbirleri üzerindeki etkisini, maddenin biçime, biçimin hareket ve keyfiyete direnmesini hesaba katmadan tabiata yaptığı rastgele müdahaleler yapıcı değil, yıkıcı olmuştur. Bunun ağır bedelini de, aslî prensipleri itibariyle sakat bir sistemi ne pahasına olursa olsun devam ettirmek isteyen küresel aklın sun’i olarak gündeme getirdiği sorulara cevap, sorunlara çözüm aramakla geçiren ve istenilen “çekim havuzları”na kolayca yönlendirilen tüm insanlık ödemek zorunda kalmıştır... Hatalarını görüp bunlardan dönmediği, içten içe çürümüş bir kültüre tapınmaktan vazgeçmediği sürece de ödemeye devam edecektir...

 

“Her şeyden önce kelâm vardı” doğrusu bağlamında söylersek; doğru düşünceye sahip olabilmeniz için, öncelikle doğru kelimeye sahip olmanız gerekir... Yanlış kelimelerden hareketle doğru düşünce üretip doğru bir muhakeme yürütemezsiniz. Doğru kelimeye nitelik kazandıracak olan da, niteliksiz bir biçimde içimize aldığımız nefese hâlini giydirecek olan duygulardır. Eğer kalbinizdeki duygular samimi ve sahihse iyi söz derhal sihrini gösterecek, eşyaya düzen gelecek, iç âleminizde her şey yerli yerine oturacaktır. Aksi takdirde, İlâhî yardımdan mahrum kalacak, eşya size hakikatini vermeyecek, düşünen şuurun kendisine şuurunun olmayışı sebebiyle, yanlışın kendi doğrularını doğurduğu bir süreçte her şey ters işleyecek ve krizler hiç bitmeyecektir. Nitekim kapitalist tarih de genişleme ve refah dönemlerinden çok, uzun kriz dönemleriyle karakterizedir.

 

Aylık Dergisi 182. Sayı

 
Etiketler: Tanrılarında, Var, Olmayanı, Kullarında, Vehmetmek,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı