Yazı Detayı
01 Kasım 2020 - Pazar 12:11
 
Tarihin Dokusu ve Toplumların Yapısı Değişti
Mevlüt Koç
 
 

Dünya tarihinde kesin bir dönüm noktasına tekabül eden, çağ açıp çağ kapatan, kuruluş-yıkılış, keşif ve fetih gibi toplumların hayatı üzerinde büyük bir etkisi olan sıradışı hadislerin neticesi olarak, insanlığı hangi iyiliklerin yahut hangi felâketlerin bekliyor olacağını, toplumların tarihinde kısa bir zaman dilimine denk düşen iki-üç yüzyıl gibi bir sürede, tüm uzantılarıyla hiçbir insan aklı kuşatamaz. Çünkü, hakikat cüz’i değil, Küllî Aklın emrindedir. Hakikatleri bulundukları hâl üzere görebilmeniz için Küllî Akıl’a ait melekelere ünsiyet kesb etmeniz gerekir.

 

Yüzlerce, hatta binlerce yıllık geçmişi olan imparatorlukların gerilemesi ve çözülmesi de sıradışı bir hadiseydi; tarihî sonuçları ve toplumların hayatın üzerindeki etkisi çok büyük oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi ve çözülmesi yüzlerce yıl sürdü, hem Balkanlar’da hem Orta Doğu’da büyük sorunlara yol açtı. Sistemik kaos ortamını fırsat olarak gören, sorunu çözüme yağ tutan emperyalist devletlerin belirli alan ve coğrafyalarda üstünlük kurma girişimi ve sözde-devletleri kendi çıkarları doğrultusunda desteklemeleri önce çatışmalara, sonra küçük çapta savaşlara, daha sonra büyük savaş tehditlerine dönüştü; nihayetinde 1. Dünya Savaşı patladı. İnsanlık 20. yüzyılda iki dünya savaşına ve yaklaşık yetmiş milyon insanın ölümüne şahitlik etti. 1989’da Berlin Duvarı’nın altında kalacak olan komünizmle ve atom bombasıyla yine bu yüzyılda tanıştı. Muhtemeldir ki, 20. yüzyıl insanlık tarihinin en buhranlı bir dönemiydi, arkasında cevaplanmamış pek çok soru, çözüm bekleyen yığınla sorun bırakarak tarihe karıştı.

 

21. yüzyılın ilk çeyreğindeyiz, 19. ve 20. yüzyıldakine benzer gelişmeler günümüzde de yaşanıyor. Tıpkı, imparatorlukların gerilemesi ve çözülmesi sürecinde olduğu gibi sınırlarına ulaşmış, miadını doldurmuş Amerikan yüzyılı sona ererken, evrimini tamamlamış sanayi toplumu medeniyeti içinde yolun sonu görünüyor! Krizler daha sık, tehlikeli ve daha güçlü, küresel alandaki kavga ise büyüyerek, genişleyerek ve derinleşerek devam ediyor. “Vekiller” üzerinden yürütülen müzminleşmiş bölgesel savaşlar büyük bir savaşa dönüşme eğiliminde. Kapitalist üretim tarzı ve endüstriyel toplumların yapısına ve evrimine denk düşecek biçimde düşünülmüş; Batı’nın yararına, Batı dışında kalan toplumların zararına olacak şekilde düzenlenmiş sistemler giderek bir çıkmaza doğru sürükleniyor. ABD ve AB bâriz bir biçimde ayrışıyor ve geleneksel Batı kimliği parçalanıyor. İnsanlık eski sisteme ait yapıların işlevsiz hâle geldiği, yıkılmakta olduğu; pandeminin sanayi uygarlığına ait tüm kurum, kural ve davranış alışkanlıklarını silip süpürdüğü netameli bir süreçten geçiyor. Para ilk kez Batı’nın ellerinden kayarken, sürdürülebilirliği kapitalizmin başarılarına ve ekonomik büyümeye bağlı; alışık olduğu dünyada ayaklarının altından kayıyor. Dolayısıyla, alınan tedbirlerle krizlerin atlatıldığı yahut bittiği söylemi, artık hiç inandırıcı değil.

 

Zira, başta Batı Avrupa ve Amerika olmak üzere erken sanayileşmiş devletlerin merkez bankaları eliyle kalpazanlık yaparak, kendi insanı da dahil tüm dünya toplumlarını haraca bağlamaları ve ekonomik büyümelerini devam ettirebilmeleri artık çok zor. Krizler bir ilişkiler bütününden başka bir ilişkiler bütününe geçerek, büyüyerek ve genişleyerek devam ediyor. 2008 krizi, zora dayalı el koymalar, haraç kesmeler ve karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı sun’î desteklerle doları rezerv para konumunda tutmanın ve krizlerin önüne geçmenin artık mümkün olmadığını herkese gösterdi. Fakat tüm bu olumsuzluklara rağmen, sermayelerini ve statülerini korumaktan başka endişesi olmayan mâlî güçler; büyük ve süreklilik arz eden sorunların iktisadî ve maddî olmaktan çok, siyasî ve mânevî olduğunu göremeyecek kadar gelecek körlüğü içinde. Oysa medyadaki, teknolojideki ve iletişimdeki yeni imkânlar kitleleri farklı bir şekilde hareketlendirdi; tarihin dokusu ve toplumların yapısı değişti. Nasıl denetim altına alınacağı, nereye ve hangi yöne evrileceği ise henüz belli değil. Dolayısıyla, adım adım sosyal bir mühendislik projesi olma yolunda hızla ilerleyen pandeminin, muhtemel siyasî, sosyal ve iktisadî sonuçlarının üzerinden kuru bir mantıkla atlayarak, meseleyi sadece bir sağlık sorununa indirgemek, hiç sağlıklı bir yaklaşım olmaz.

 

Netice itibariyle, “Batı modeli” gücünün buharlaştığı bir dönemi yaşıyor, güçlü görünmeye çalıştıkça biraz daha batıyor. Kapitalist üretim tarzı ve karşılıksız kâğıt paraya dayalı sistemin birlik ve bütünlüğü onarılamaz biçimde bozuluyor, sistem giderek bir çıkmaza doğru sürükleniyor. Dolayısıyla, başta Amerika olmak üzere, erken sanayileşmiş Batı Avrupa ülkeleri hiç beklemedikleri kadar kısa bir sürede gelişmiş toplumların en güçlüsünden en zayıfına ve en acınacak olanına dönüşebilir! Avrupa’nın erken öten horozu Fransa’nın, “horoz akıllı” başkanı Macron’un tüm horozlanmalarının ve küstahlığa varan söylemlerinin altında bu çaresizliğin hazin itirafı var. Kapitalizmin “organik merkez”inin parçalanmakta olduğunu ve endüstriyel toplumların gidişatındaki durumun vehametini ilk gören İngiltere oldu ve AB’den ayrıldı. Beklemede ve farklı arayışlar içinde. Avrupalı-yetkili ağızlardan; “imparatorluklar geri dönüyor” söyleminin açıkça dillendirildiği bir süreçte, İngiltere’nin takınacağı tavrın önemli olduğunu ve ciddi bir biçimde takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

1989 yılı sadece Soğuk Savaş döneminin sonu değil, aynı zamanda modern çağın, Amerikan yüzyılının ve 20. yüzyılın da sonuydu. Dünya 21. yüzyıla 1991’de, 1. Körfez Savaşı’yla birlikte uygulamaya konulan yüzyıllık bir plânla girdi. Bu plânın tüm parçaları ve tamamı, yeni sistemin yeni yapılarını kurma peşinde olan küreselci güçlerin önlerinde en büyük engel olarak gördükleri Sünnî İslâm’a ve “gerçek sahipleri”nin ellerinde gerçek ve bütün bir devlet olma yolunda önemli adımlar atan Türkiye’ye yönelik. İran’ı hedef göstermeleri, hedef saptırmaktan ibaret. Haçlı-Siyonist ittifakı ve Suud, BAE, Bahreyn gibi sözde-devletlerin kendi iktidarlarını korumaktan başka endişesi olmayan, güya Müslüman yöneticileri Sünnî İslâm’a savaş açmış durumda. Savaşın göbeğinde Türkiye var ve kendi göbeğini kendi kesmek zorunda. Türkiye tarihî misyonunun bilincinde. Libya’dan Suriye’ye, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, 15 Temmuz’dan Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasına kadar, cihan imparatorluğu kimliğine yeniden dönüş yolunda önemli adımlar attı, atmaya da devam ediyor. Türkiye güçlü olmasa bu adımları atamazdı. Türkiye’nin güçlü olmasından rahatsız olanlar, attığı bu adımlardan da rahatsız. Türkiye’yi çepeçevre kuşatıp İslâm dünyasından tecrid etme, yalnızlaştırma emelindeler.

 

Tedbir her zaman tedaviden daha önemlidir. Mütevekkil bir insanın umursamazlığındaki zarafet ve asaletin birlikteliği ise muhteşemdir. Dolayısıyla, ihtiyat ve itidâli elden bırakmadan hadiseleri nefs emniyeti içinde cesaretle karşılamalı, olaylardan çok onları yöneten, yönlendiren kurallara odaklanmalıyız.

 

Aylık Dergisi 193. Sayı

 
Etiketler: Tarihin, Dokusu, ve, Toplumların, Yapısı, Değişti, ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
02 Ekim 2020
İlahi Tecelliler Hep Böyledir...
01 Ağustos 2020
Kriz Değil, Yapısal
01 Temmuz 2020
Ava Giderken Avlanmak
01 Haziran 2020
İBDA’ya Muhatap Anlayış “Zevk” Temeline Oturmalıdır
02 Mayıs 2020
Sıradanlaşmanın ve Sıradanlaştırmanın Ağır Bedeli
03 Nisan 2020
Zalimin Mazlum Gibi Düşünebileceğini Ummak Safdillik Olur
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı