Yazı Detayı
06 Nisan 2009 - Pazartesi 05:56
 
Truman Show Filmi Üzerine
Fatih Turplu
 
 

Bir ada üzerine baştanbaşa bir film stüdyosu kuruluyor. Öyle bir stüdyo ki bu, ufuk çizgisi paravan, güneşi projektör, tüm sakinleri oyuncu ve evlerinden yoluna, herhangi bir kavşağından banyodaki aynasına kadar her tarafı kameralarla donatılmış. Bu sahte dekorun ortasında bir adam: (Truman)…

 

Bu adamın doğum ânından itibaren tüm dünyada canlı olarak yayınlanan bir program: Truman show…  Talihsiz (Truman) gökyüzünün muşamba, yağmurunun suni, annesinden babasına, en yakın dostundan karısına kadar hepsi bir kurgunun ürünü bu “muşambadan dekor” içinde mutlu (!) bir hayat sürmekte… Bu organizasyonun mimarı ise, ayda bulunan stüdyosunda, kulağında mikrofon telsizi, filmini yönetmekte… (Truman Show) öyle tutulmuştur ki, tişörtleri, şapkaları, oyuncaklarından bilmem nesine kadar bir kazanç, bir istismar kapısı…

 

Bir sigorta şirketinde çalıştığını zanneden (Truman)a öyle bir oyun -içinde oyun– oynanmıştır ki, küçüklüğünde babasını bir deniz kazasında öldürmüşler (!) ve böylece denize karşı onda derin bir korku uyandırmışlardır.

 

Karısı, okuduğu lisede -o vakitler sevdiği bir oyuncu değil de- yönetmenin arzusu doğrultusunda seçilen bir başka oyuncu, bir başka kimse. 

 

Bu adamın herkesten ayrı, kendisine ait bir “özel”i ve iradesini kullanıp yaptığı sanki hiçbir şey yoktur; her şey etrafın ona yaptırdığı ve onun da “kendi kendime yaptım!” zannettiği bir kurgu, bir umacı masalıdır âdeta! 

 

“Adetâ”sı mı var?  (Truman) için her şey bir umacı masalıdır. Hatta bu masallar insan hayalinin korkunç noktalarından süzülüp gelir de, gerçek olmadığı hissiyle yine insan kendisine bir sükûnet hissi bulur. Ne var ki (Truman), şairin “bütün bir kâinat muşamba dekor – bütün bir insanlık yalana teslim” mısralarını ne kadar da kanlı canlı yaşamaktadır. 

 

Günlerden bir gün bir kıza ilgi duyar. Bu kız aynı zamanda “gerçek dünyanın” hakiki fikirlerine sahibtir ve ona içinde bulunduğu fanusun, şairin “hayat bir zar içinde hayatı örten bir zar” dediği o “zar”ın realitesinden bahsetmek için oradadır. 

 

Bir gün kütübhanede kameraların ölü noktasında bir yerde –kitab raflarının içinde– çok kısa bir ânda “izleniyorsun” gibi bir şeyler söylemeye çalışır. Fakat ne derdini anlatabilir ne de (Truman) bir şey anlayabilir. Ve aynı günün sonunda kız işten (adadan) kovulur; artık (Truman)ı içinde bulunduğu sahte dekorda, gözleri yaşlı gerçek dünya da seyretmektedir.

 

(Truman), içinde lise yıllarından beridir ilk defa duyduğu bir sıcaklık, sevdiğini düşünmeye başlar. Ah aşk! Her şey senin yüzünden değil mi zaten? 

 

Sevdiği kızın âniden ortadan kaybolmasına –ki senaryo içindeki senaryo icabı kızın problemleri vardır ve filanca memlekete gitmiştir- şaşırır. Yıllardır süre gelen (otomatizm)den sıyrılıyor gibidir. Bir sabah kalkar ve bir sürü kadın dergisi satın alır. Amacı bir sürü kadın fotoğrafından ayrı ayrı parçaları keserek ve sonrasında bunları birleştirerek sevdiği kızın siluetine–resmine ulaşmaktır. Yani “parça”ları birleştirip “bütün”e ulaşmaya çalışır.

 

Kendince aradığı resme ulaşması onda bir nevi zafer kazanmış ve yeni bir zafer kazanma arzusuna kapılmış bir kumandan hissiyatı doğurur.

 

Bir sabah kalkar ve arabasına atladığı gibi şehir dışına doğru yol alır… Uzun bir polis kordonu ve yolun “kapatılmış” olduğu uyarısı ile önü kesilir… Başka bir gün şehirlerarası otobüse biner, fakat talih (!) bu ya, otobüs bozulur. Bir akşam, şehir dışına çıkacağı köprünün başına kadar gelir ama deniz fobisi onu gitmekten alıkoyar. Kafasında birçok şübhenin dirilmesine karşılık, uzun yılların verdiği alışkanlık hissi kolayca atılamaz.

 

Birbirlerine benzeyen aynı günlerden bir gün işine giderken sokaktaki dilencinin babasına çok benzediğini fark eder. Tam o esnada trafik karışır, bir kişi (Truman)a perde olur ve iki kişi -görevli- bu dilenciyi o mekândan uzaklaştırır. Sevdiği kızdan hemen sonra yaşanan bu olaydır onun şuuraltındaki bütün şübheleri gün yüzüne çıkaran… Şübhelerinin dirilmesine, bu basit benzetme, geçmişe dair bir parıldayış, bu sendeleme ânıdır vesile olan. Tıpkı bir ihtilal gibi! Nasıl ki (Mirabo)nun “gidin ve efendinize-krala söyleyin, biz meclise ancak süngü zoruyla çıkarız!” deyişi Fransız İhtilalinin fitillerinden bir fitil olmuşsa ve (Kamiy Dezmülen)in halka yaptığı konuşma fitili ateşlemişse, işte öyle! “Her ân bir ihtilal halinde olan insan”a misal (Truman) artık etrafa başka bir gözle bakmaya başlar; yani, -“şuur seviyesi değiştikçe gerçeklik seviyesi değişir’”- değişmiştir…

 

Bir sabah arabasına biner. Arabayı çalıştıracağı vakit çalıştırmaz ve gözleri dikiz aynasında arkasındaki yoldan geçenleri seyretmeye koyulur… Önce mavi renkli bir araba geçer. Ardından bisikletli bir çocuk ve kırmızı renkli bir araba… (Truman) hareket etmediği için işler karışır ve aynı sahne yine tekrarlanmak zorunda kalınır. Büyük aksiyon adamının “Acaba şu tabuttakiler ölmemiş de mahsustan, bana oyun diye mi kaskatı kesilmişler!” dediği kadar üstün ve çileli bir şuur taşımasa da, artık (Truman)ın gözünde bir perdenin aralandığı söylenebilir…

 

Gayet planlı ve ince bir hesabla bu kurgunun mimarlarını ters köşeye yatırarak bir sandala biner ve denize açılmayı başarır sonunda… 

 

Onu caydırmak için fırtınalar ve şimşekler koparılır üstünde; ama nafile! Hakikat arayıcılığı öyle bir hissiyat aşılar ki insana, dışarıdan zehir gibi gözüken bu hissin panzehiri sadece ve sadece hakikatin kendisi, hatta tâ kendisidir…

 

“Dev gibi gelip çattı birden hakikat. Tos! Sen cüce sanatkârlık sana büsbütün paydos”.

 

Bir süre yol aldıktan sonra, hiç bitmeyecekmiş gibi yaşadığımız, hayatımız gibi gözüken “muşambadan” ufuk çizgisi “dekor”una çarpıverir.

 

“Tos!” Yayın kesilir… Şu olur, bu olur… Sonunda yönetmen onunla konuşur ve kalması için dil döker. Bir yalanı hakikat diye yaşadığını anlayan (Truman)a kalması için yalvarır âdeta. Ama heyhat! (Alfred de Musset)nin “Ama işte hakikat ebedîdir – Yaşarsa bir kimse ondan bir haber – Âlemde ömrünce gafil kişidir” mısralarındaki ebedî hakikati bu sahte dünyaya mı değişecektir?

 

Ve (Truman), film boyunca söylediği bir espriyi son defa orada kullanır. Dekoru delip, gerçek dünyaya, sevgilisine gider… Sevgili, hakikat için vesile olmuştur…

 

(Truman)ın bu gidişi hiç aklımızdan çıkmaz ve ardından hep şöyle düşünürüz:

 

Acaba o, şimdi içinde bulunduğu dünyanın ona dayattığı kayıtları da yine evvelki hayatındaki gibi kabul mü edecek yoksa yine önceki gibi bir düşünceye kapılacak mı? (Romeo)ya “vakit o kadar geç ki erken sayabiliriz!” dedirten şair, her şeyi özetleyecek şimdi:

 

“Bu dünya baştanbaşa bir aptalın anlattığı masaldan ibaret!” 

 

Aylık Dergisi, 57. Sayı - Haziran 2009

 
Etiketler: Truman, Show, Filmi, Üzerine,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
Haber Yazılımı