Yazı Detayı
01 Haziran 2012 - Cuma 05:09
 
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
Fatih Turplu
 
 

John Stuart Mill’e kadar Duns Scotus (1265-1308) Ockham’lı William (1285-1347) Davidd Hume (1711-1776) tarafından Tümevarım’ın birçok kuralı tartışılagelmiş bir hâlde idi. Mill, bütün bu kuralları okumuş, üzerine düşünmüş ve bir araştırma gerçekleştirerek hepsinin üstünde sistematik bazı fikirler silsilesi geliştirmiştir. İsmi “Deneysel Araştırma Kuralları” olarak bilinir. Bunlar üzerine konuşacağız; öncelikle John Stuart Will kimdir kısaca tanıyalım.

 

John Stuart Will’in Kısaca Hayat Hikayesi

 

Babası Games Mill’dir.(1773-1836) Kendi zamanının meşhur felsefe ve ekonomistidir. Stuart Mili 1806 senesinde Londra’da doğmuştur.

 

James Mill eğitim mevzuunda kendine has görüşleri ve kuralları olan birisi idi. Öğrenimde tedâî yolunu esas alıyordu. Bu özel eğitim anlayışının bir görüşü de dehânın eğitim ile alâkalı olduğuydu. Eğitirken, gâye olarak tedâî kabiliyetinin çok derin ve geniş bir emek geliştirilmesini güdüyordu.(Bir not olarak eklemek gerekiyor ki “tedâî” mevzuundaki bu görüşün altı çizilmesi ve eğitimcilerimizin bu mevzuyu irdelemesi gerekiyor bize.)

 

James Mill oğlu John Stuart Mill’i bu doğrultuda yetiştirdi. Eğitimi ile bizzat ilgilenerek üç yaşında Yunancaya başlattı. Küçük John’un tertemiz dimağı ve hayâl dünyası 7 yaşına kadar birçok eseri aslından okuyarak billurlaştı. Aynı şekilde devam eden bir eğitim süreci ise 12 yaşına kadar sürdü; bu sırada Latince öğrenmiş ve Aristoteles’in Organon’u başta olmak üzere birçok Yunanca ve Latince esere vâkıf oldu. Cebir, Geometri derlerini de aksatmada okumuştur. 13 yaşına geldiğinde ekonomi-politika mevzularına yönelmiştir. Her gün gelişen ve çıtayı yükselten Mill 20 yaşına geldiğinde birçok fikir adımının tesadüf ettiği “Kriz Entelektüel” benzeri ruhî bir bunalım geçirmiştir. 1865 yılında İngiliz Parlamentosu’na da giren Mill’in değişik mevzularda birçok eseri mevcuttur. Bu çalışmalardan bazıları şunlardır:

 

A System Of Logic-Mantık Sistemi, 1843, The Principles Of Political Economy-Politik Ekonomi’nin Temel İlkeleri, 1848, On Liberty-Özgürlük Üzerine, 1859, Utilitarianism-Faydacılık, 1863… John Stuart Mill 1873 yılında ölmüştür.

 

Tümevarım Kuralları Nerden Çıktı?

 

Umumiyetle bilinenin aksine felsefe yapılarak hakikate varılmaz. Felsefe birbirinin yanlışını çıkarma şubesi, müessesidir ki Büyük Doğu-İBDA’ya dek bu mevzuyu, hiç kimse tafsilatlı bir biçimle ele almamış, alamamıştır. Mill de Tümevarım’ın Kuralları’nı bu felsefi silsile içinden, zıddına muhalefet ile örmüştür.

 

Birçok mevzuda ve özellikle (faydacılık) eseri ile bilinen Mill’in ilmî metodlar mevzuunda yazdığı A System Of Logic-Mantık Sistemi, 1843 isimli eseri ile Tümevarım’ın Kuralları doğuverdi.

 

Felsefeden bunun için bahsetmiştik. Mill, Mantık Sistemi’nde bilginin doğuştan geldiğinin savunan Rasyonalist görüşün zıddı ile hareket etmiş ve kurallarını bunun üzerine binâ etmiştir.

 

Rasyonalist görüş bilginin ve bilgi yeteneğinin doğuştan geldiğini savunurken, Mill amprist-tecrûbî yaklaşımı savunur.

 

Mantık Sistemi’nde ilmî çalışmaların dayandırılması gereken dört kural ileri sürülmüş ve bu kuralları tümevarıma bağlamıştır. Uyuşma, fark, Kalıntı ve Birlikte Değişme Kuralları:

 

Bunları da tümevarımla bağlamış olması “Tümevarım Kuralları nereden çıktı?” sorusuna cevabıdır.

 

“Mantık Sistemi”

 

Mantığın kerelisini değil de Mill’in kitabını kat ediyoruz, altını çizelim.

Mill’e göre bütün ilim ve şubeleri için asıl ehemmiyetli taraf sebebleri bilmektir. Gâye tabiata hâkim olmaksa, tabiatta oluşan hadiselerin kontrol altına alınması, yani sebeblerinin bilinmesi temel bir ihtiyaçtır ona göre. Buna göre ise (artık bir tez ortaya atılınca diğer her söylenen “göre”ye dayandırılarak devam ediyor ve etmek zorunda) ilmin temel ilkesi “sebeblilik”tir.

 

Mill, eserinde Sosyal Bilimler’le Doğa Bilimleri’ni karşılaştırarak şöyle bir varsayımda bulunur:

 

İnsan, kanunlarını bildiği olayları önceden bilebiliyor; hatta bilmediği zaman bile tecrübe ederek, deneyerek büyük bir ihtimâli hesapla önceden görebiliyorsa, insanoğlunun geleceğinin tablosunu, tarihin neticelerine göre bilmek biçin hâyâli bir kavram olsun? (Bu esnada bir parantez açarak belirtelim ki, Mill’in hâyâl ettiği ve ulaşmaya çalıştığı şemâ İslâm’da hakikat olarak vardır. İslâm tasavvufuna âid birçok kıssada Mill’in aradığı bulunur. Daha çocuk yaşlarda bütün Yunan ve Latin edebiyatına vâkıflığı ile meşhur Mill bu mevzulara –özellikle Muhyiddin Arabî Hazretlerine tesadüf etmiş olma ihtimâli yüksek. Diğer yandan, habersizliği zekâ kuvveti ve hâyâl kabiliyetinin berraklığına işaret eder herhalde? Bilindiği üzere Allah dostları herhangi bir kimseye nazar etse onun son hallerini de bilirlerdi; bunun gibi, Mill bu işi tecrûbî olarak bilinebilir görüyor, bu doğrultuda fikirlerini geliştiriyordu.)

 

“Tabiat Kanunları” dediğimiz kanunların zorunluluğu ve sabitliği, Mill’i insanın manevî ve zihnî yeteneklerinin gelişmesi açısından bu düşüncelere sevk etti; düşündükleri niçin daha az gerçek olsun ve hangi sebeble?

 

John Stuart Mill Tümevarım’a bağlı akıl yürütmeyi, niteliği, kapsamı ve bahsettiğimiz gibi kuralları açısından bu eserinde System Of Logic’te anlatmış, anlatmaya çalışmıştır.

 

Sebeblilik, Netice ve Tümevarım

 

Mill’e göre Tümevarım bir metod-usul’dür; (özellikle ilmî keşiflerde) umumî önermelerin keşfedilmesi ve kanıtlanması işi…

 

Bu âlemde umûmî kanunların geçerli olduğunu ve bunların da “Sebeb ve Netice” ile yakından alâkalı olduğunu söyler. İlim için “Sebeb ve Netice” alâkasını vazgeçilmez bulur.

 

Âlemdeki umûmî kanunların aynı andalık ve ardışıklık prensibi ile işlediğini savunur. (Üstad Necip Fazıl’ın söylediği “an”da yaşıyoruz bir bakıma ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun hatırlattığı “Allah her an bir şendedir” hakikatini not olarak düşelim.)

 

Aynı andalık ve ardışıklık, “iki işleyiş biçimi”

 

(Muhyiddin-i Arabî Hazretleri “Her şey zıddıyla kâimedir” ve Üstad Necip Fazıl’ın “Sakarya” isimli şiirindeki “oluklar çift birinden nur akar, birinden kir” ve “akışta demetlenmiş büyük küçük kâinat” mısralarını not düşmek gerekiyor.

 

Notumuza paralel bir biçimde “iki işleyiş biçimi”ne dâir şunları da eklemek istiyoruz:

 

Mill’in “Peşin” bir “fikir”den yola çıkarak bunları söylememiş olması burada ehemmiyetlidir. Aksi hâlde, “işin doğrusu şu” deyip buraya iki iktibas yazardık ve işin içinden güyâ çıkıvermiş olurduk. Bu da, “Kur’an’dan yapmalıyız” ve “Kaynak Kur’an” gibi ucuz, insan ve toplumun mes’elelerine yaklaşamamayı gizlemek çabası olurdu. Üzerinde durmaya çalıştığımız Batı fikir kâidelerinin nasıl oluştuğu, nerelerden kıvrılarak neler vaz’ettiği. Neyi arıyoruz? İnandığımızı! “İslâm, önce bulmanın, sonra da aramanın rejimi” değil mi? Niçin? İnsan, inandığı şeyi niçin arar? Belki de, gerçekten-hakikaten inanıp inanmadığımızı görmek ve bulmak için? Aksi hâlde inanmamak ve inanmak arasında ne fark kalır; bu fark nasıl tezahür eder?

 

Her ne olursa, üzerinde dura dura “anlamak yok çocuğum anlar gibi olmak var”a doğru gitmeye çalışmak; belki de, neticesinde, en başta “inandım” dediğimiz yere dönülecek?

 

Fakat, bu dönüş, sanki Kâbe’yi tavaf eder gibi, aynı noktaya geldiğimizde ibadetimizi yapmış olduğumuzu göreceğiz. Bunların hepsi de, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun en başta koyduğu suallerden birisi değil midir: “Yaşanmaya değer hayat ne?” Bir ayet-i kerimede meâlen “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” buyurmuyor mu Allah?

 

Önce bulduk, şimdi arıyoruz ve tavafımız bittiğinde ise ibadetimizi-yaratılış gâyemizi tamamlamış olacağız galiba?

 

Söylediklerimizi ard arda düşününce K. Salih Mirzabeyoğlu’nun misyonu ve eserlerinin, yapmak istediğinin bu ibadeti gerçekleştirmek olduğu herhâlde bize zahmetsizce gözükür. “İbadet” denilince de, ne olduğu ne nasıl ibadet edildiği hayat hikâyesince ve şimdi devam eden çilesi ile mâlum.

 

Son olarak “Allah’tan başka ilah yoktur” derken kastettiğimiz “başka”larının reddi; insan, bilmediği bir şeyi nasıl reddebilir? Reddedemez, reddebilmek için de zıddını bilmek gerekiyor ki Muhyiddin-i Arabî hz.leriin “Küfrün kaynağını bilmeyen gerçek iman etmiş olamaz” sözünü hatırlatmak gerekiyor.

 

“Aynı andalık ve ardışıklık, iki işleyiş biçimi” demiştik.

 

Mill, tabiattaki hâdiselerin oluşumunda sebeb-netice ilişkisinin ehemmiyetine dikkat çeker ve bu mevzu üzerinde çokça durur; çünkü Sebeb ve Netice’yi bilim için “olması gereken” olarak görür ve bu ilişkiye “sebeblilik” der.

 

Bunu sağlayan ise “ardışıklık”tır. “Sebeblilik” ona göre olgular arasındaki irtibattır ve bu zincirin halkaları olgulardan oluşur. İşte bu “sebeblilik” kanununun kurallarının anlaşılması için “keşfi için” en iyi metodun-biçimin, akıl yürütme biçiminin Tümevarım’ın Kuralları olduğunu savunur.

 

Tümevarımın Kuralları

 

“Uyuşma Kuralı: İki olayın iki yahut daha fazla durumunda bir ortak koşul bulunuyorsa, bütün durumlarda ortaya çıkan bu koşul o olayın ya sebebi ya neticesidir.”

 

Her ne kadar, Mill, kat’i ifadeler ile bunu anlatmış olsa da sebeblerin çok olduğu durumlarda yanılma payı büyüyor. Mevzunun uzmanlarının görüşüdür bu.

 

“Fark Kuralı: Araştırılan olayın meydana geldiği durum ile meydana gelmediği durumda koşullardan birisi hariç diğerlerinin türü ortak ise: koşullardan bir tanesi öncekinde bulunuyorsa, ikinci durumu birinci durumdan ayıran bu koşul, olayın ya neticesi, ya sebebi, yahut da sebebinin zorunlu kısmıdır.”

 

İlmî araştırmalar için pek mühim bir kural: fakat “uyuşma”daki gibi, sebeblerin komplike olduğu, çoğaldığı vakitler işler yine karışıyor.

 

“Kalıntı Kuralı: Bir olaylar grubundan sebebi ve neticesi bilinen olaylar çıkarıldığında arda kalan, aranan sebebin neticesidir.”

 

Bu kurala misâl için gayet yerinde bir hâdise var ki mühim.

 

Fransız astronom Urbain Le Verrier(1811-1877) Neptün gezegeninin yerini, bulunması gereken yerini hesâb etti.

 

Güneşe nisbetle gezegenlerin hareketlerine ve bilinen hareket kanunlarına göre Uranüs yörüngesinde bir sapma durumu vardı. Bu kalının daha ötede bir gezegen olabileceği ihtimâlini, fikrini öne sürerek Verrier hesaplamalar yaptı.

 

Bu hesaplamalara göre gözlem yapan Alman astronom Gottfried Galle (1812-1920) gezegeni hesaplanan konumda bulmayı başardı.

 

“Birlikte Değişme Kuralı: Başka bir olayın belirli bir biçimde değişmesi üzerine herhangi bir şekilde değişen bir olay, ilk olayın ya sebebi, ya neticesi yahut da onunla herhangi bir şekilde bağ sahibidir.”

 

Kısaca, “Med-Cezir, gel-gir misâli.” Ay’ın çekimine bağlı olarak ortaya çıkar; Ay’ı yerinden kaldırıp da hâdisenin olup-olmayacağını tecrûbî olarak bilemeyiz; fakat Ay’ın yörüngedeki yerine göre gel-git’in olduğunu bilip kanıtlayabiliriz.

 

Netice

 

Mill’in Tümevarım’ını kabaca anlatmaya çalıştık; kompleks bir mevzuu pek basit bir planda ele aldığımız unutulmamalı; burada, üzerinde durduğumuz nokta, bir ders kitabı seviyesini bile bulmayabilir, altını çizelim ve Mill’e de bir haksızlık yapmış olmayalım.

 

Söylediklerimizdeki bazı eksik tarafları da açıklamaya çalışarak yazımızı nihayetlendirelim.

 

Mill “Sebeb” kelimesi ile “bir durumu, durumlar kümesini yahut da belirli bir netice tarafından izlenen değişmez bir şeyi kast etmektedir.”

 

“Ne işe yarar bu Tümevarım Kuralları” diye sual sorulsa, şöyle cevap verilebilir:

 

Mill, Tümevarım’ın doğrulanması mevzuunda kesin neticelere ulaşmadığını söyler ve bunu kabul eder. Bu kuralları deneysel-tecrûbî olarak kanıtlamak arzusundadır ama sonunda bir paradoks ile karşı karşıya kalmıştır.

 

Bu paradoks şöyledir: “eğer sebeblilik kanunu tecrübe ile kanıtlanırsa, o zaman kanunun kendisi tümevarıma bağlı bir tezin neticesi olmalıdır; fakat tümevarıma bağlı tezin neticesini kanıtlayan her tümevarıma bağlı tez de sebeblilik kanununun doğruluğunu önceden gerektirir.

 

Bunun sebebi ise tuhaf bir biçimde yine kendisinin bir kuralı olan “fark kuralı1dır; çünkü “sebeblilik” kanunu, Fark Kuralı’nın kendisinin doğrulanmasını gerektirir.

 

 

Kaynaklar: Hüseyin Gazi Topdemir, John Stuart Mill ve Tümevarım Kuralları, Bilim ve Teknik Dergisi, Kasım 2011, Yıl 45 Sayı 258, Sf.72, 73, 74

 

Aylık Dergisi 93. Sayı

 
Etiketler: Tümevarım, ve, Zaafiyeti, Üzerine,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
04 Temmuz 2016
Varlık Sebebi...
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı