Yazı Detayı
04 Temmuz 2016 - Pazartesi 00:59
 
Varlık Sebebi...
Fatih Turplu
 
 

İki günden beridir karnını doyurmamıştı. Bir yanda (klakson) sesleri diğer yanda bunaltıcı güneş ışıkları ağır ağır ilerledi, önüne çıkan sokağın neresi olduğunu bilmeden. Eskiden burada dükkânlar mı vardı çeşit çeşit? Koca koca boylarıyla göğe doğru budalaca kafa tutan, inşaâ kaygısı güdülmeden insanların içerisine tıkıldığı daracık blokların bulunduğu sokakta, aynı hızla ilerledi. Ah yiyecek bir şeyler olsaydı, bulabilseydi keşke. Açlık! Başını döndüren, sokakta ağır ağır ilerlemesine sebeb olan ve onun bugün, şimdi, şu anda her uzvuyla taarruz ederek yenmesi gereken açlık!

Bu hâlde ne kadar yürüdü, kaç sokak, kaç cadde, kaç mahalle geçti; birkaç semti aşmış mıydı acaba? Ne acâib bir şehir! Şehir mi? Olsa olsa “Kent” burası… İkindi güneşi yavaş yavaş kuvvetini kaybederken, onun da kuvveti ikindi güneşi ile çekiliyordu adeta… Açlığını tamamen giderecek bir yiyecek bulmaktan ümidini kaybetmiş, bir parça, bir lokma olsun bulduğunda tok olanların kralı ilan edecek bir içgüdüye bağlamıştı kendini. İleriden gelen kravatlı adam, su satan adam, sinirli kadın, yaşlı teyze, oturan çocuk, acelesi olan anne, sıkıntılı (şoför); kaldırımlar, arabalar, binalar, camlar, çerçeveler; hanımefendiler, beyefendiler, talebeler, tabelalar, (tramvay)lar… Şehrin bütün karmaşası, debdebesi, şaşaâsı, herc-ü merci içinde daha ne kadar ilerledi, kaç sokak daha geçti ve nelere rast geldi bir Allah bilir…

Şehir karanlığın hükmü altında mağlub olmaya başlamışken bir yokuştan aşağıya doğru iniyordu. Kendini, bulunduğu tepeden aşağıya doğru uzun kavislerle kıvrılan şık caddenin akışına bıraktı; açlıktan bîtap düşmüş her uzvunun (kontrol)ünü her birinin kendisine bıraktığından (Şarlo)nun ilk meşhurluğuna sebeb sarhoş taklidini yapıyor zannedebilirdi ona tesadüf eden herhangi bir göz…

Yokuş bittiğinde sağa sola sapmadan dümdüz ilerledi biraz daha; keskin gözlerinin tüm feri kaybolmuş olduğundan önünde uzanan ve ancak yarım metre kadar bir mesafeye ulaşan bir (perspektif)ten seyrediyordu dünyayı… Sabah güneşinin ilk ışıklarından şimdi geceye doğru kıvrılan bu zaman diliminde tek yaptığı şey hesapsızca ilerlemek olmuştu. Hıh; aynen yüzyıldır nasıl ilerlediğimize benziyor!

Son bir hevesle etrafına göz gezdirdiğinde artık gördüğü her şey ona açlığını hatırlatıcı ve karnını sızlatıcı bir manzaraya dönüşüverdi; simit yiyen genç kız, sakız çiğneyen kadın, su içen çocuk; kürdanla dişlerini karıştıran adam, çocuğunun ağzına (biberon) yerleştiren anne, takma dişlerindeki yemek artığını çıkartmaya çalışan yaşlı adam; çay içen genç, (kola) içen gözlüklü çocuk, meyve suyu paketini yere atan talebe; tavuk döner tezgâhının başındaki usta, sucuk ekmek almaya giden adam...

Takatsizliğinin had safhaya vardığı ve başını sebepsizce sağa sola sallamaya başladığı sırada, deniz tarafından esen rüzgârın serinliği ona sanki azıcıkta olsa güç vermişti. İşte bu rüzgârdan aldığı güçle tren garının içine doğru ilerledi ve oradaki banklardan birisinin yanına vardı. Güçsüzlüğünden mi, tabiatından mı bilinmez bankın altına kıvrılmaktan, daha doğrusu bayılır vaziyete gelmesinden ötürü oraya serilmekten başka bir harekette bulunamadı, gözleri kapandı, öylece kalakaldı…

II

 Gözlerini açtığında işittiği seslere tüm dikkatini verdi. “Birazdan canlı yayına başlıyoruz” kelimelerini mânâlarıyla değil de belli-belirsiz ses titreşimleri hâlinde işitiyordu. Gözlerini tekrar kapattı. Ses titreşimleri yavaş yavaş artmaya ve art arda gelmeye devam etti. İşittikleri arasından hiçbir harf, kelime ve mânâyı bilemiyor, hepsini bir titreşim, bir ses dalgası olarak içiyordu adeta. Açlığından ötürü müydü bu? Kim bilir? Şöyle bir cümle duydu: “Büyük Doğu İslâmcı Değildi!”

Bu dört kelimenin yaydığı titreşimler kulağına değil de karnına değdi sanki. Açlığının üçüncü gecesinde ona tesadüf eden bu ses, onun açlığının müsebbibi gibi gözüktü ona! Sesin sahibinin her cinayeti meşrulaştıran yılışık suratı eklenince tüm bunlara kudurdu adeta... “Küllerinden yeniden doğmak” diye bir tâbir var ya, daha evvel kullanılmamış olsa onun şu anki hâlinden ötürü doğdu dedirtecek bir şekilde kafasını kaldırdı, kulaklarını dikti ve yanaklarını kulaklarına kadar çekecek bir hırsla uzun, keskin, sipsivri ve parlak dişlerini göstererek havlamaya başladı. Ama ne havlama!

Canlı yayının ortasında kesiksiz, biteviye devam eden ve “can” dediğimiz bilinmez kudretten payına ne düştüyse hepsini bu havlamaya hamletmiş bir şekilde sanki… İttiler olmadı, kovaladılar gitmedi; ne yaptılarsa onu bu havlamadan vazgeçiremediler. Apar topar canlı yayın kesildi, program bitirildi ama havlama yine kesilmedi. Bu sefil sokak köpeğinin yaratılış gayesi sanki bu ses titreşimlerini duymak ve bunları duyduktan sonra canını verene kadar havlamakmış gibi havladı, havladı, havladı…

III

Ne diyordu Üstad: “Köpeklerin dünyası!”

Hakikaten öyle galiba; bu dünya gerçekten bizim değil, asıl yurdumuz başka yerde belli… 

Aylık Dergisi, 141. Sayı, Haziran 2016

 
Etiketler: Varlık, Sebebi
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Mart 2018
Fırtınaların Prensi
24 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VIII-
03 Ekim 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VII-
31 Temmuz 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -VI-
03 Haziran 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -V-
09 Mart 2017
Gülmek Nedir? Kime Gülüyoruz? -IV-
03 Şubat 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -III-
04 Ocak 2017
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz? -II-
30 Kasım 2016
Gülmek Nedir, Kime Gülüyoruz?
30 Temmuz 2016
Darbe Öyle Olmaz Böyle Olur!
30 Temmuz 2016
Bir Adam Yaratmak ve Trajik İnsan
03 Mart 2016
Milletler Arası Hukuk Açısından BM
01 Şubat 2016
Kamu Hukuku-Amme Hukuku Bahsi
07 Ocak 2016
5 Aralık 1999 Şanlı Metris Zaferi
03 Aralık 2015
Başyücelik Devleti "Yeni Dünya Düzeni" Devlet Şekilleri Bahsi Üzerine
05 Kasım 2015
Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Günümüze Kadar Ermeni Meselesi 1324-2015
08 Ekim 2015
Tüm Zamanların En İyi Boksörü- III
04 Eylül 2015
Hilâl ile Haç’ın Ringe Çıkışı! II
05 Ağustos 2015
Rinklerin Yeni Prensi - I
05 Temmuz 2015
Genel Seçim Değerlendirmesi
29 Mayıs 2015
Selçuklular Devri'nde Ermeniler (1028-1246) ve Peygamberimizin Ermenilere Verdiği Amannâme
30 Nisan 2015
Ermenilerin Tarihî Kökeni ve Osmanlı Devleti Dönemine Kadar Ermeniler
02 Nisan 2015
Ermeni Meselesi ve Tarih Şuuru -Giriş-
09 Mart 2015
Korku Histerisi ve İslâm’ın İkinci Hâkimiyet Devresi
03 Aralık 2014
“Başyücelik Devleti“ ve Engelciler
16 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki "Tatbik Fikri ve Muhatap Anlayış" Bahsi Üzerine...
25 Eylül 2014
İman ve İspat, Bilgi’nin Doğuşu Üzerine...
28 Ağustos 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "Allah-Âlem-İnsan" Bahsi Üzerine
01 Ağustos 2014
"Zaman ve Şuur" Bahsi Üzerine
04 Temmuz 2014
"Kültür Davamız" Eserindeki "İki Yol ve Süzme" Üzerine
09 Mayıs 2014
Sakat Muhakeme - Karşı Yanlış- Üzerine
30 Nisan 2014
Kültür ve İdeoloji Üzerine…
29 Ocak 2014
“Aydın” Çağından mı Gazetedeki Köşesinden mi Sorumlu?
11 Aralık 2013
Eğitim Sistemimiz, Dershaneler ve Ak Parti
25 Kasım 2013
Kültürel Uyuşturma Operasyonu
01 Ekim 2013
Sanal Dünya, Gerçek Dünya ve Kitaplar
01 Eylül 2013
Günümüz İslamcılığının "İslam Anlayışı" Karşısındaki Çıkmazları Üzerine
01 Ağustos 2013
Dostoyevski’nin Cinler Romanı Üzerine Birkaç Not
01 Mayıs 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -3-
01 Nisan 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -2-
01 Mart 2013
Batı Dünyası ve Temel Dayanakları Üzerine -1-
01 Şubat 2013
Danton ve Robespiyer
01 Aralık 2012
Sert Rüzgarlar…
01 Aralık 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -3-
01 Kasım 2012
Entrikanın Mücessem Hâli: Joseph Fouche -2-
01 Ekim 2012
Joseph Fouché Üzerine… -1-
01 Eylül 2012
“Kadına Şiddet” Mevzuuna Dair
01 Ağustos 2012
“Berzah -Bütün Dalların Birleştiği Kök’e-” Eseri Etrafında
01 Temmuz 2012
Sıradan Bir Gün
01 Haziran 2012
Tümevarım ve Zaafiyeti Üzerine
01 Mayıs 2012
Mitolojiden Sinemaya
01 Nisan 2012
Van Gogh Sergisi Vesilesiyle Resim
01 Şubat 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (2)
01 Ocak 2012
Mitoloji ve Sinema üzerine (1)
01 Eylül 2011
Gerilim ve Korkunun Ustası Hıtchcock
01 Ağustos 2011
(Eymi Vaynhauz) ve Koyun Atlatma
01 Ekim 2010
Bir Filmin İyi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
01 Eylül 2010
‘Seni Kim Kumanda Ediyor?’
01 Eylül 2010
Bir Romanın Konusu - Vesile Kimdir?
01 Ağustos 2010
Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
01 Temmuz 2010
Tarkowsky’nin Son Filmi Offret-Kurban
01 Aralık 2009
Bir Tarkowski Klasiği: Stalker (İz Sürücü)
01 Haziran 2009
Andrei Tarkowski’nin Hayatı ve Sanatı Üzerine
06 Nisan 2009
Truman Show Filmi Üzerine
Haber Yazılımı