Yazı Detayı
03 Nisan 2020 - Cuma 02:22
 
Zalimin Mazlum Gibi Düşünebileceğini Ummak Safdillik Olur
Mevlüt Koç
 
 

Batılı halklar, acıyı da günâhı da benimsemekten uzak câhil ve zâlim topluluklardı. Bâtıl inançlarını, paganizmi, tahrif ettikleri; emperyalistçe bir keşif ve fetih kültü olarak tasarladıkları Hıristiyanlığa ve Avrupa merkezci diğer teorilere de taşıdılar. Sivil toplum düşüncesinin içine ustaca gizledikleri keyfî vandalizm, barbarlık ve çapulculukları 21. yüzyılda da devam ediyor… Kültürleri yağmalamaktan, medeniyetleri yok etmekten, toplumları köklerinden söken, insanları çaresizliğin ezilmişliği içinde bırakan bir iktidardan hâlâ sapık bir zevk alıyorlar! Yaptıkları her türlü kötülüğün, zulmün, vahşetin içinden kolayca sıyrılıyor, hiç vicdan azabı duymuyor, hiçbir bedel ödemiyorlar; tıynetleri bozuk, trajediyi kâra tahvil edip büyük paralar kazanıyorlar. Hıristiyan demokratı, sosyalisti ve faşistiyle siyasî iktidarlar hâlen, “yalanlar bütünü”nü dünya düzenine dönüştüren, “kapitalizmin gerçek yuvası”nın da temellerini atan küçük bir azınlığın şeytanî aklına bağlı.

 

Dolayısıyla mücrimin masum, soysuzun soylu, zâlimin mazlûm gibi düşünebileceğini, kendisini tanımak, anlamak için büyük bir çaba içinde olan insanlara insanca yaklaşabileceğini ummak, fazla safdillik olur. Safdilâne olan bir başka düşünce de, zihni işgal edilmiş, zâlimine aşık, ilkesiz ve kullanışlı birinin kendi milletine sadık kalabileceğini, memlekete bir hayrının dokunabileceğini düşünmek ve onun peşinden gitmektir. 


Çünkü hiç kimse, ülkesini saran karanlığa aldırmadan, istilâcıların önüne açtığı ikbâl yollarına sapan bir ikbâlperest ve aslını inkâr eden bir haramzâde kadar saplantılı değildir. Kendisini, emrine koşulduğu zihniyete denk düşmeyen her tür değişimi, iyiye doğru bir gidiş de olsa, memleketin hayrına bir iş de olsa daha doğmadan kaynağında boğmakla görevli htiği için, meşruiyet perdesinin arkasına gizlenerek bunların üstünü örtmekten, dönmüşlüğüne malzeme yapmaktan, bunları kendini haklı ve hâkim kılma yolunda kullanmaktan çekinmeyecektir. “Uygarlaştırma misyonu”na soyunan atalarının hatalarını sorgulamak, nedâmet duymak yerine; kendi kültürünün üstünü modern değerlerle sıvamaya, kin ve nefretini edepsizce kusmaya, hezeyân hâlinde söylenmeye, tüm olumsuzlukların üstünden; “Biz zaten buyuz, bizden bir şey olmaz.” klişesine hapsedilmiş kuru bir mantıkla atlayarak, tapındığı kültürü her şart altında doğrulamaya devam edecektir. Dolayısıyla kendi güvenliklerinden başka bir endişesi, “iyi yaşamak”tan başka bir derdi olmayan, kendilerinin asla tahammül edemeyeceği bir etkiyi edepsizce bir hayâsızlıkla başkalarının üzerine boca ederek yaşayan mide bulandırıcı bu “maymun sürüsü”nden kurtulmak, insanımız ve ülkemiz için büyük bir nimet olacaktır. Bağışlanmaması, hesap sorulması ve bir an önce tasfiye edilmesi gerekir... Ruhlarını saran gaflet uykusundan uyanıp, edindikleri düşünce kalıplarını değiştirmeleri, gönüllü koşuldukları şartlara itiraz etmeleri, hâsılı iflâh olmaları çok zor…


Zira her ruh seyrine daldığı şeydir, ona dönüşür. Bu, tasarrufsuz temâşakârların hâli de öyle; ruh ve ahlâk olarak, öykündükleri, ama kendini bilen insanın asla olmak istemeyeceği modern ahlâk ve ruha dönüşmüş durumdalar. Batı’nın yüzlerce yıldır insanlığa karşı yürüttüğü suça ortak olmayı “ilerleme”, muasır medeniyet seviyesine erişme kabul edecek kadar “ilerici”ler. Çok donanımlı olmakla övünüyor, her istediklerini yapma, akıllarına esen her şeyi söyleme ayrıcalığına sahip olduklarına inanıyorlar. “Sürüden farklı görünmeye çalışan sürüden biri” olduklarının idrâkinde değiller. Oysa kendileriyle özdeşleştirdikleri, peşinden gittikleri, oylarıyla destekledikleri siyasî liderleri kadar gülünçler. Komikliğe varan bir ciddiyet içinde kendilerini önemsiyor, önemli görünmek istiyorlar. Herkese ve her şeye kulakları tıkalı, gözleri kapalı, zihinlerine yerleştirdikleri belli bir bakış açısıyla sadece duymak istediklerini duyuyor, görmek istediklerini görüyorlar. Her şeyle ve herkesle uzlaşı hâlindeler, ama kendi değerlerinden, utandıkları ve unutmak istedikleri her şeyi kendilerine hatırlatan kendi insanından ölesiye nefret ediyorlar. Bu arsız ve yüzsüzler adına başkaları utanmaktan yorulmuş olsa da, ar damarı çatlamış bu kesimin o bön yüzü hiç kızarmıyor! “Tersinden harika” tipler; okuyup yazdıkça zihin karışıklıkları, cehâletleri biraz daha artıyor. Kendilerini doğrulayacak delilleri arayıp bularak, buldukça da doğrulandıkları hissine kapılarak, ağartılmış beyaz bir hayatın içinde yuvarlanıp gidiyorlar. Uyuşmak istedikleri medeniyet nezdinde “istenmeyen misafir” olduklarının, heveslerinin kursaklarında kalacağının, kendilerini besleyen elin günü geldiğinde kafalarını da koparacağının idrâkinde değiller! 


Bizim gibi; bir gecede hafızası silinmiş, kendi hazinesinin dilencisi konumunda yaşayan, dolayısıyla kendine ait bir bilimi, edebiyatı ve sanatı olmayan, devşirme bir kültür ortamından beslenen insanın zihin dünyasını şekillendirmek, benzemek istediği ruh ve ahlâkı giydirmek kolaydır… Etrafı duvarlarla çevrili, içinde kayda değer hiçbir şeyin yetişmediği kurak ve çorak bir arazide yetiştiği için, duygu ve düşünce yapısı ve kapasitesi, dünya hakkındaki bilgisi içine doğduğu çevreyle sınırlıdır. Hakikatle bir bağı olmadığı, ruhunda hiçbir istinad noktası kalmadığı için tutum ve davranışlarını kaba hazcılık, çıkar ilişkileri ve bunlara meşruiyet kazandıran paylaşım yasaları belirler. Dünyayı ve kendisini bu şartlar ve ilişkiler bütünü içinde anlamlandırır ve bu anlamlarla yaşar. Ne var ki bu anlamlar izafîdir, kendi sınıfının duygu ve düşünce kanunlarını yansıtırlar. Oysa dışındaki dünyayı tanıyabilmesi için, içine doğduğu çevrenin-sınıfının dışına çıkması, içtimaî ilişkiler bütününü değiştirmesi, yeni bir şuur terkibi ile başka anlam dünyalarıyla tanışması gerekir. Ancak tanışacağı anlam dünyasının anlamlı olabilmesi için bilgisinin keşfi; imâna özgü, dil ve diyalektiğinin de farklı bir formda gördüğü fikri, farklı seviyelerde sorgulayabilecek, Mutlak Fikir’e muhatap anlayışı yansıtabilecek bir bütünlük, zenginlik, olgunluk ve tutarlılık içinde olması icab eder. Fakat “Bütün”e değer vermiyor, duygularında bütünlük aramıyor, bütünün düzeni için çaba sarf etmiyorsa, kendisini bütünleyecek bütünleyicileri de tanıyamaz, bütün bir dünyanın karşısında bütün bir insan olarak duramaz... “Sistemleştirilmiş malumat”a dayalı, yanlışın kendi doğrularını doğurduğu bir süreç işler. “Gerekli olan” “doğru”nun yerini alır, böylelikle de yalan dünya düzeni haline gelir. Yeni düzenlenmeler yapılsa da düzenin temeli değişmez. Bütün bir insanlık yalan bir dünyada, yalana teslim bir “yalan makinesi” olarak yaşamaya devam eder. Ta ki, büyük bir ihtilâl- inkılâb dünyayı köklerinden sarsıp, arınıp yenileninceye kadar.

 

Aylık Dergisi 186. Sayı

 
Etiketler: Zalimin, Mazlum, Gibi, Düşünebileceğini, Ummak, Safdillik, Olur,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
04 Ocak 2017
Aydınlanma(K) Mı – Ateşte Yanmak Mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı’nın Resmî Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı’yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Şubat 2016
Gözden Öz’e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
“Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef“*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı