Haber Detayı
01 Ekim 2021 - Cuma 17:18
 
Afganistan’ı İstikrara Kavuşturmak İçin Türkiye’nin Siyasi-Askeri Stratejisi - Emekli Albay Rich Outzen
Aktüel Haberi
Afganistan’ı İstikrara Kavuşturmak İçin Türkiye’nin Siyasi-Askeri Stratejisi - Emekli Albay Rich Outzen

Bir dönem James Jeffrey'in başdanışmanlığını yapan Emekli Albay Rich Outzen’ın, Türkiye’nin Afganistan politikasını geçmişten bugüne yayınlanan haberler üzerinden ele aldığı yazının Türkiye’nin stratejisi ile alakalı kısımlarını okurlarımız için tercüme ettik. Bu yazının yayınlanmasının ardından Afganistan’da Taliban Kabil’e girerek kontrolü sağladı, Türkiye ise dergimizi baskıya hazırladığımız saatlerde Afganistan’daki askerlerini çekmeye başladı.

 

Rapor Özeti: Bu ayın sonunda Afganistan’daki ABD askerinin çekilmesinin tamamlanmasından sonra sonucu her ne olursa olsun, Türkiye istikbale doğru yol alan ülkede çok önemli bir aktör olacak. Bu durum, yalnızca Kabil’in güvenliği ve Kabil’deki havaalanı mevzusu değil, aynı zamanda ülke içindeki ortaya çıkan güç dengesi ve onu takip eden bölgesel jeopolitik manevra için de muhtemelen mevzubahis olacak. Türkiye’nin, mevcut siyasi oluşumlardan daha farklı bir görüşü oluşturmak için riski dengeleme stratejisi, Batı’nın işine gelmeyebilir, ancak diğer bir yandan, kötüleşen bir durum içinde menfaatleri korumak adına NATO ve AB için en iyi fırsat olabilir.

 

 

Kabil hala, ABD’nin hızlı bir şekilde geri çekilmesinin şokunu yaşıyor, ancak önümüzdeki aylarda birtakım teşebbüslerin ve bazı güvenilir stratejik noktaların üzerine yeniden eğilmek için bir hareket planı var (TOLO News, 26 Temmuz). Bu hareketin sonucu, büyük ölçüde 2 temel çelişkiye bağlı, bir iç ve bir dış çelişki. İlki, ülkenin büyük bölümünde yeterli askeri ve idari uyumu sürdürmek için vahim ve bağımlı bir tarafsızlığa bürünmektense, anektodsal bir şekilde meydana geldiği gibi, kendi yanlarında kapsamlı bir koalisyon topluluklarını tutmaktır. (ANI News, 29 Mayıs). İkincisi ise, Kabil’in, Taliban üzerindeki ana stratejik avantajını korumasıdır – müzakere ettikleri meşruluk ile uluslararası geniş destek ve yardım – ki bu da havaalanının ve başkentin güvenliğine bağlıdır. Bu avantajı korumanın temel taşı, aynı zamanda bölgede ABD’nin çıkarları için bir felaketten kaçınmanın en iyi yolu, Türklerin sorumluluğunda oluyor (Duvar, 22 Temmuz).

 

ABD ve Türkiye, Kabil’in güvenliği konusunda Türk ve Amerikan desteğini koordine etmek için geniş çaplı, ancak henüz kesinleşmeyen, müzakereler yaptı. (Daily Sabah, 13 Temmuz). Türkiye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin diplomatik, lojistik ve finansal desteği şartına bağlı olarak, onayın sinyalini verdi. (BBC Türkçe, 20 Temmuz). Fakat Türkiye’nin, sorumluluğu üstüne almadaki gerekçeleri ve kabiliyeti, yalnızca Biden yönetimini memnun etme arzusunun bir ürünü değil. Aşağıdaki kısa değerlendirme, Türklerin aklında ne olduğuna dair ciddi bir analizin eksikliğini gidermeyi amaçlıyor.

 

Gerekçeler

 

Erdoğan’ın eleştirmenleri, havaalanı teklifini maceraperestlik ya da çaresizlik olarak atfetmek için aceleci davrandılar ama yine de kalmak için mantıklı gerekçeler var (al-Monitor, 30 Temmuz; al-Jazeera, 2 Ağustos). İlk olarak, başkentin ve havalimanının güvenliğinde önemli bir rol üstlenerek Türkiye, değerini belirtiyor ve NATO içinde kalma durumunu geliştiriyor (Brussels Morning, 14 Haziran). İkinci olarak Türkiye, pek çok Afgan grup ve toplulukla uzun süreli ilişkilerini koruma becerisini geliştiriyor ve etkisini arttırıyor (The News, 26 Temmuz). Üçüncü olarak, Türkiye için pek çok risk ve tehlike oluşturan ve aynı şekilde Avrupa için de olası bir kriz doğuran düzensiz göçmenlerin Türkiye’ye gelişini sınırlamak için Kabil’de işleyen bir hükumet gereklidir (Yetkin Report, 27 Temmuz; Politico.eu, 27 Temmuz). Dördüncü olarak, Türk şirketleri – özellikle Erdoğan tarafından onaylanan yeniden yapılanma sözleşmeleri – Afganistan’ın siyasi bir uzlaşma sağlaması veya bir denge kurması durumunda yeniden yapılanma sözleşmelerinden faydalanacak ve erişim rekabet güçlerini arttıracak (TOLO News, 4 Şubat, 2019). Beşinci olarak, (2007’den beri) Kabil’deki Afgan güvenlik güçlerini bilgilendiren ve NATO misyonunun bir parçası olarak yıllardır (2015’ten beri) Kabul havalimanını koruyan Türkler için bu yeni bir görev değil (Haberler, 19 Haziran). Son olarak, Kabil’de devam eden bir görev, İran, Pakistan ve Suud etkisini dengelemek için Türk diplomatik girişimlerini koruyor ve “Asya’nın kalbindeki” kendi jeopolitik önemini büyütüyor (TRT World, 23 Haziran; hoa.gov.af, 2019). Taliban bile Türkiye’yi, Afganistan’ın geleceği için gerekli bir partner olarak görüyor (NATO dayanaklı olmasındansa ulusal bazda) ve Türk yetkililerle görüşmeyi kabul ederek Erdoğan’ın sürekli rol teklifi için başlangıçtaki agresif tepkisini yumuşattı (al-Araby, 26 Temmuz).

 

Türk Strateji Yöntemleri

 

2001’den beri Türkiye’nin Afganistan stratejisinin temeli, Kabil’i, NATO’yu ve Taliban’ı dengeleyen üçlü bir risk dengeleme yaklaşımı olmuştur. Kabil kısmı için Türkiye, savaşta direkt katılım dışında manevi ve lojistik destek verdi. NATO kısmı için, eğitim, kadro desteği ve ulaşımla çeşitli lojistik hizmet için askeri birliklere katkıda bulundu. Taliban, Katar’ı da içeren ölçülü diplomasi, buna ilaveten istihbarat kanallarıyla somut iletişimlerin sürdürülmesi, proje yardımının tedariği ve Taliban’la ilişiği olan destek gruplarına tıbbi yardımlarla bütünsel bir düşmanlıktan uzak tutuldu. 2015’te kapatılmadan önce ağırlıklı olarak Peştunların olduğu bir muhitte 10 yıldan fazla bir süre Afganlara hizmet eden Kabil’deki askeri Türk hastanesinin kurulması, bu yaklaşımın somut bir örneği oldu (J Arch Mil Med, Şubat 2015). Celalabad Yolu üzerindeki Doğan Kışlası, Gazi Kampı’nda Astsubaylar için Türklerin kurmuş olduğu eğitim akademisinin 1.5 km aşağısındaydı (Dvidshub, 16 Temmuz, 2010). Türk personeller, toplum ilişkilerini, mikro projeleri, Taliban ile çok yakın olanlar dahil her türden politik ve etnik gruplarla dolu siyasi dış erişimi idareli bir biçimde dengeledi. (1) Kabil’deki Türk birliklerinde önceden Arnavutlar, Azerbaycanlılar, Gürcistanlılar ve diğer ulusal birlikler vardı ve görünen o ki, Ankara diğer ülkelerden (muhtemelen Pakistan ve Macaristan) askeri birliklerin dahil edilmesiyle çok taraflılığın oluşturduğu bir değişime ilgi duymaya devam ediyor (Geo TV, 15 Haziran).

 

Farklı Afgan topluluklar için birbirine geçmiş bu destek birliği mutabakatı, hareketli olmayan askeri eğitim ve destekle NATO’nun Afganistan konusundaki stratejik yoluna genel bağlılık, değer sağladı ve Türkleri hedef olmaktan çıkardı. Doğan ve Gazi Kışlası artık tamamıyla Afgan ordusu tarafından idare ediliyor, ancak ülke dışı askeri eğitim, Afgan topluluklara süregelmekte olan kalkınma yardımları ve Kabil merkezli eğitim takımlarının bir kombinasyonuyla Türkiye muhtemelen benzer bir politika izleyecek (Turkish Press, 24 Kasım, 2020). Afganistan dışı eğitim bugün de devam etmekte ve genişlemeye başlıyor. Binlerce Afgan komando, piyade, teknik uzman ve polis 2010’dan beri Türkiye’de eğitiliyor (Military Review, 31 Ağustos, 2013). NATO’nun Afgan komandolar için eğitim programı şimdi bütünüyle Türkiye’ye devredilecek (SOFREP, 30 Temmuz; DW, 27 Temmuz). Afgan subaylar ve özel kuvvetler de iki taraflı bir taban üzerinde, Türkiye’deki askeri okullarda eğitim görmeye devam edecek (Anadolu Ajansı, 17 Temmuz).

 

Türkiye’nin stratejisinin diğer bir boyutu, Afganistan’ın “kararsız seçmeninin” idaresinde dikkatli olmak: Oylara, milis kuvvetlerine ve yönetimdeki koalisyona etki etme kabiliyetine sahip olan halka mal olmuş güçlü liderler (isterseniz savaş ağası da diyebilirsiniz) (TheWeek.in, 13 Temmuz). Bu liderler arasında, Junbesh hareketi ve Özbek toplumundaki güçlü ağı büyük oranda Türkiye yanlısı olan Abdül Raşid Dostum da vardır. Bu sıralamaya, Peştun lider Abdül Rasul Sayyaf, Wardak’tan Hazaralı lider Abdul Hani Alipur, Belkh bölgesindeki Tacikli politikacı Mohamed Atta Nur, Herat’ta Cemaat-i İslami lideri Muhammed İsmail Han ve hatta belki de Gulbuddin Hikmetyar (Gandhara, 21 Nisan) var. Türk yetkililer (askeri, diplomatlar ve istihbarat), Eşref Gani’nin kendisi gibi bu liderlerle de temkinli bağlar geliştirdi. Savaşta azalan ABD rolü, bölge içinde daha yakın birleşmeler önündeki engellerden birini kaldıracak. Ankara, siyasal ağırlığı olan Afgan liderlerin kötü ortaklıklarını ve özgeçmişlerini geride bırakmaya uzun süredir eskisinden daha istekli. Türk stratejisi, hiç kuşkusuz onlarla pragmatik uzlaşmalar yapma yoluna gidecek (DW, 6 Temmuz, 2017).

 

Türkiye stratejisinin üçüncü bir parçası, Kabil hükumetini ölümcül bir şekilde yaralamasından kaçınmak ve yerine müzakere edilmiş bir çözüme varmak için Taliban üzerindeki baskıyı hafifletmek üzere Pakistan’la özel ilişkisini arttırıyor olması (IISS, 17 Nisan, 2020). Pakistan, iki millet arasındaki genel sempati ve giderek artan savunma ilişkilerinden dolayı Batı’nın varlığına karşı hareket ettiği için, Afganistan’daki Türkiye varlığına karşı davranmaktan uzak duruyor (Türkiye, Pakistan’ın ikinci en büyük silah tedarikçisi ve iki ordunun büyük çaplı eğitim değişimi ve destek programları bulunuyor). Türkiye ve Pakistan’ın Afganistan’daki muhalif taraflar için, Kabil hükümetini ve Peştunların olduğu pek çok bölge üzerinde Taliban’a kontrol ve ulusal bir daimi politik sıfat verirken, Peştunların olmadığı pek çok alan üzerinde hükümetin kontrolünü koruyan karşılıklı anlaşma için onlara gereken imkanı sağlayabilen bir tür himaye ilişkisi var. Ne ülke ne de Afgan işbirlikçiler, Afgan altyapısına daha fazla zarar veren, yeniden inşa finansmanını korkutup kaçıran, daha fazla Afgan’ın ülkeden ayrılmasına sebep olan ya da yeni bir hegemonyaya davetiye çıkaran yorucu bir genel iç savaşı yürütebilir.

 

Türkiye’nin Afganistan ve Kabil için stratejisi işte bu sebeple askeriyeden daha çok politik bir yönde. Türkler, Ankara’nın geçen sene sert gücün agresif kullanımını ve açıkça savaş halini uyguladığı Suriye, Libya ve Kafkaslardaki çatışmalarda kullandığı yöntemlerden uzak duracak. (Washington Institute, 9 Temmuz). … Türk kuvvetleri, geçmiş yıllarında görev başındayken Taliban’a karşı saldırgan operasyonlar yürütmedi ve onlar tarafından kasti olarak hedef de alınmadı. Türkiye, Irak, Suriye ve Libya’daki muharebe zayiatlarına karşı dayanma kabiliyetini kanıtlarken, Ankara su götürmez bir şekilde, Türk askeri birliklerini kapsayan Kabil’deki aktif savaşın etkin bir şekilde görevlerini sonlandıracağını ve Erdoğan’ın uzun süreli Afganistan politikasının çökeceğini de anlamış oldu. Bu yüzden, Türk droneların, ağır silahların ve elektronik savaş sistemlerinin Hindikuş’taki görevlerini tekrarlamasını beklememeliyiz. Taliban ve Kabil’in, Türkleri zorla göndermenin ya da aleyhlerine çevirmenin, kendileri açısından, siyasi tanınmayı elde etme fırsatlarını ve hayatta kalma fırsatlarını sonlandıracağını kesinlikle anlıyor.

 

Türkiye stratejisinin son bir unsuru, risk tanımak ve azaltmak olacak. En azından, 3 kritik risk, Ankara’nın Afganistan girişimlerini baltalayabilir:

 

*Büyük oranda ölü riski – pek çok grup, savaş dışı Türk askeri birliğinin varlığı konusunda önemli sayıda kayıplar veren çok büyük bir saldırıya teşebbüs etmeye yönelebilir. İran’ın Horasan bölgesindekilerin, muhtemelen Rusyalıların, bir ihtimal Taliban’daki tutucuların Türklerin pılını pırtını toplayıp gitmesini istemeleri için geçerli sebepleri var. Türk kamuoyunun kayıplara karşı direnci, Suriye’nin kuzeybatısında ve PKK’ya karşı olan savaşta sağlamlaşmasına karşın, oldukça uzak bir görevde artan maliyetler nedeniyle halkın tepkisi, Ankara’nın hassas dengeleme sanatını altüst edebilir. Türkler, Kabil’deki Türk tesislerindeki intihar bombacıları ve komplike saldırılara karşı üst düzey teyakkuzu sürdürerek bu riski, tamamıyla ortadan kaldıramaz ancak, hafifletebilir. Geçtiğimiz yıllarda bunu başarılı bir şekilde yaptılar, Taliban’ın akabinde özür dilediği, yanlış kimlik saptama durumu olduğu ortaya çıkan (2015’te bir Türk diplomatın arabasına yerleştirilen bomba saldırısı) bir tanesi hariç (al-Jazeera, 26 Şubat, 2015).

 

*Kontrol riski– Ankara’nın maliyet hesabının ikinci bir kısmı da sorumluluğu üstlenmenin ekonomik yükü. Erdoğan, Batı’nın, Türkiye’nin askeri eylemlerinin ülkeye olan direkt ve dolaylı sarfiyatın değerini her zaman hafife alması gibi bir köklü inancın Türkiye’de yerleşmiş olmasından dolayı, havalimanı görevi için finansal destek konusunda NATO ve Washington’la zor bir pazarlık yürütüyor. Irak, Suriye ve Libya’daki savaşlar, altüst olan ticaret ve artan güvenlik harcamalarındaki 10 milyarlarca dolarlık kayıpla bunu doğrular gibi görünüyor 8S. Air War College, Nisan 1997; Anadolu Ajansı, 14 Mart; Ahval Haber, 20 Ağustos, 2020). Afganistan’a gelince, NATO, Türkiye’nin pek çok masrafını ödemesine yardımcı oldu, fakat Türkiye’ye kazandığından daha pahalıya mal olduğu görülürse, sağlam anganjmana yönelik yerli destek düşecektir. Bu risk hem dolarlar hem de diplomasi için geçerli, bu yüzden Erdoğan’ın üç şartından biri Batı’dan (başlangıçtan bugüne) aktif diplomatik destek olmuştur.

 

*Aşırı gerilme riski – Üçüncü ana risk, Ankara’nın tek seferde pek çok alanda askeri ve diplomatik olarak derinlemesine ilişiğinin olması gerçeğinden kaynaklanıyor: Direkt olarak Libya, Suriye ve Irak, daha geniş güvenlik işbirliği için Ukrayna ve Kafkasya, bir mega-gelişim projesi olarak Afrika ve başka yerler. 2023’teki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimine giden Türkiye ile, politik risk ve tek taraflı hareket için kar gerçekten zayıf (Arap News, 7 Mayıs). Türkiye, Kabil’deki rolü, hem Kabil’in hem de Taliban’ın zımni kabulü ve potansiyel dış yağmacılar tarafından nispi itidal için hem Batı hem de Pakistan’ın desteğinden yararlanmazsa, istikrar projeleri bunu uygulamak için mevcut araçları aşacaktır. Diğer yandan, Kabil’de nispeten başarılı ve rakipsiz bir lider rolü ve Taliban savaşının çözümü, seçimlerde Erdoğan’ın partisinin lehine işleyebilir.

Notlar

1-Kabil’deki irtibat görevlerine ve temaslarda yer alan personelle yapılan kapsamlı görüşmelere dayanarak görev sırasında yazarın kişisel gözlemi.

 

Tercüme: Gül Savaş

 

Aylık Dergisi 204. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Afganistan’ı, İstikrara, Kavuşturmak, İçin, Türkiye’nin, Siyasi-Askeri, Stratejisi, -, Emekli, Albay, Rich, Outzen,
Yorumlar
Haber Yazılımı