Haber Detayı
04 Mayıs 2021 - Salı 12:16
 
Diyalektik ve Ahlak - Hasan Hüseyin Akdağ
Kendi fikir ve diyalektiğini oluşturamayanlar başkalarının fikir ve diyalektiğinin tahakkümü altına girer. Bunun sonucu olarak da o fikir ve diyalektiğin ahlakı ile ahlaklanır ve şuur süzgeci de buna göre şekillenir. Çünkü "şuur süzgeci", belli bir diyalektik ve ahlâkın ifadesidir.
Kültür&Medeniyet Haberi
Diyalektik ve Ahlak - Hasan Hüseyin Akdağ

Koronavirüsün (pandemi) vesilesiyle yetersizliği ortaya çıkmış olsa da hâlâ "bilim"i “Tanrı” hâline getirmeye matuf bir gayret göze çarpıyor… Bunun içindir ki, camiler kapatıldı… Hatta kiliseler, havralar ve diğer ibadetgâhlar da kapatıldı. Max Weber, Protestan Ahlakı'nda, Protestanlık için "Allah'ı protesto" şeklinde bir ifade kullanır. Ortadan din kalkacak ve hesapta tek ilah "Bilim Tanrısı" kalacak. “Ilımlı İslâm” dedikleri şey de bu gâyenin bir koludur… Ilımlı İslâm, bir yönüyle de mukaddes dinimizi protestanlaştırmaya teşebbüstür. Sözde Müslüman (!) ama düşünce ve hayat tarzı ile protestanlaştırılmış şahıslar… Tabiî ki sadece pandemi ile bu sağlanmadı. Bir buçuk asırdır Kapitalizm vasıtasıyla insanların değerleriyle oynadılar ve büyük darbeyi pandemiyle vurdular. Dijital aleme gömülü, hayatı sosyal medyadan ibaret, zaman nizamı olmayan, çevresinde gelişen olaylara kayıtsız bir “insanlık” meydana getirildi. Yapay zekâ ile her türlü ihtiyaç ve zevk anlayışı karşılanabilirmiş gibi tasnifler yapıldı. Bilgi yüklenmeyi, ezberciliği tefekkür zanneden sözde aydınlar, toplumlara yön vermeye başladı.

 

Şimdi dünyayı kim yönetmekte? "Bilim Kurulu" üyeleri. “İşyerleri, okullar, ibadethâneler açılsın!” diyorlar, açılıyor. “Kapansın!” diyorlar, kapanıyor. Artık mayışmış, erimiş, hiçbir tepkisi bulunmayan insanlığa şekil vermekten geriye başka bir şey kalmadı. Bilhassa Müslümanların içinden "kavga ruhu" alındı. Tepkisiz, kifayetsiz, vurdumduymaz insanlar hâline getirildi. Bizler de buna râzı geldik ve bu hâl ortada… Müslüman gerektiği yerde gerekeni yapabilendir. Aksiyon ruhumuzu ölçülendiren şu hadis meali hatırımızda olmalıdır:

 

"Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğz etme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”

 

Diyalektik, kendi zıddını dışarda bırakmadır. Ya dışarda bırakırsın ya da da ona payanda olursun. Pandemi üzerinden genel olarak insanlığın "birkaç seçkin kişi" tarafından nasıl dışarıda bırakıldığını göstermeye çalıştım.

 

Peki fikir nedir, ahlak nedir, diyalektik nedir? Salih Mirzabeyoğlu’nun kaleminden aktaralım:

 

"Ruhun eşya ve hâdiseler karşısındaki “nasıl” tavrına mukabil, akıl “niçin’leri arar ve fikir meydana gelir. Fikrin içine işlemiş işletici sıfat, ruhun merkezî fakültesi ahlâktır ki, kendisinden zuhura geldiği fikri ileriye doğru zuhur ettirir."(1)

 

“Diyalektik, fikrin kendisi değil, düzenidir, nizâmıdır. Bir meseleyi anlatırken herkesin bir diyalektiği vardır. Anne kızını paylarken bile bir diyalektik sahibidir. Hangi sözü öne alır, hangisini sona bırakır ve ne taraftan ikna eder, nasıl inandırır?.. Onun için diyalektik, ilmî bir tâbirle, sözde, kelâmın içinde, fikrin tahkiyesi, sıralanışı ve düzenidir...”

 

"Ahlâk'a gelince; "fail" olmak yerine "münfail" sıfatta, yani "fiilin içine işlemiş ve işletici" sıfattadır. "Sıfatlar", bir şeye değerini veren, "değer" ise o şeyin vasıflarını insan tabiatına nisbet etmek ve bu  nisbetle aramaktır."(2)

 

Kendi fikir ve diyalektiğini oluşturamayanlar başkalarının fikir ve diyalektiğinin tahakkümü altına girer. Bunun sonucu olarak da o fikir ve diyalektiğin ahlakı ile ahlaklanır ve şuur süzgeci de buna göre şekillenir.  Çünkü "şuur süzgeci", belli bir diyalektik ve ahlâkın ifadesidir. Fikrin tanımını yukarda verirken "nasıl" ve "niçin" meselesinde "nasıl"ı Büyük Doğu temsil ederken, "niçin"i de İBDA temsil eder. Yine yukarıda verdiğimiz ve aksiyon ruhumuzu ölçülendiren hadis meali "nasıl"ını ortaya koyarken "niçin"ini de şu ayet meali ortaya koyar;

 

"Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun."

 

Her aksiyon belli bir ahlâkın ürünüdür. Peki neden aksiyon? İnsan en şerefli mahlûk olarak yaratılmıştır ve daha sonra aşağılıkların aşağısına atılmıştır. Aksiyon göstermeyip yerinde kaldığı müddetçe "aşağılık" konumunda bulunacaktır. Arama yolunda bulmaya giriştiği zaman "aşağılık" yerinden fırlayıp kemâle erecektir. Orta yok.

 

Ortadaki kişiler menfaatçiler, fikirsiz dava adamları (!) partisini kurtuluş yolu görenler, şeriatın işine gelmeyen tarafından taviz verenler, hakikati gizleyenler, düşünme ifasını kaybetmiş mütefekkirler, nemelazımcılar, kürsülerde cihad cakasını satıp haftalık bir toplantıyla siyonizme meydan okuduğunu sanan dalkavuklar... Orta yol mevzusunu "Benim ümmetim orta halli ümmettir." hadisi ile karıştırmayınız.  Sıçrama tahtasında orta yol olur mu? Ya bataklığa saplanırsın ya da bataklıktan kurtulursun. Aksiyon idealimizdeki hadiste kötülük gördü mü anında karşı koymak emredilir. Kendini garantiye al da öyle karşı çık demiyor, hemen müdahale et! Büyük komutan ve kumandanlar birinci aksiyon planına kendilerini muhatap kılar.

 

Alman düşünür Kant, "Saf Aklın Eleştirisi"nde şöyle diyor: "Madem ki ahlâk ilkesi benim için bir maksimdir; (akıl bunun böyle olması gerektiğini söyler); o halde Tanrının varlığına ve ahiret hayatına inanmam kaçınılmaz olur. Eminim ki benim bu inancımı hiçbir şey sarsamaz. Çünkü herhangi bir sarsılma söz konusu olursa, ahlak ilkelerim de kendiliğinden bir yana atılmış olur. Ben kendi gözümde kendimi küçültmeden bu ilkeleri reddedemem." Ahlâkın kaynağını böylece sorgular.

 

"Ahlâkın kaynağı nedir?" sorusu asırlarca tartışılagelmiştir. Herkes kendi fikir zaviyesinden cevaplamıştır. İlk insanın, ilk peygamber olduğu hakikati karşısında bu sorunun cevabının "din" olduğu ortadadır. Ferdi ve toplumsal ilişkilerde İslam'ın referans kabul edilmesi iman meselesi olduğu kadar ahlâkî zorunluluktur da. Neden? "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" ve "İslam; güzel ahlâktır." hadisleriyle birlikte din ve ahlak ilişkisi açıkça ortaya konulmaktadır. İslam'ın diyalektiğinin güzel ahlakı dışına çıkınca toplumumuzda ferdi ve toplumsal sıkıntı ve ahlâksızlıklar baş göstermeye başladı. Uyuşturucu kullanımının ilkokula kadar inmesi, suç ve cinayet oranının katlanarak artması, çocukların hatta bebeklerin dahi tecavüze uğraması, okullarda parti adı altında düzenlenen fuhuş organizasyonları, bataklığa sürükleyen kumarın artması, faizin başını alıp fırlaması, aile içi şiddetli geçimsizliklerin artması, LGBT sapıklığının çığ gibi büyümesi, kasıp kavuran içtimai buhran... Hepsinin temelde tek sebebi var. İslâm ahlakına sırtını dönüp "Batılılaşma" sevdasına düşülmesi.

 

Müslümanlar kendi fikir ve diyalektiğini oluşturmalı ki Büyük Doğu Mimarı Necip Fazıl ve İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu "Büyük Doğu İdeolocyası ve İBDA Diyalektiği" ile Müslümanların fikir ve diyalektiğini   oluşturmuştur. Artık nefs tezkiyesiyle birlikte gerçek bir "oluş"un içine girilmeli ve fikirde derinleşmek için gerekli çaba gösterilmeli. Bundan sonra kimsenin sitem etme ve yakınma hakkı yoktur. Ne ayetleri körü körüne ezberlemekle ne de karşı olduğu hâlde tersinden Avrupalılaşmakla olur.

 

Yapılacak tek şey Mutlak Fikre nisbeten meydana getirilmiş fikri tatbik edebilmektir. Şimdi, İslam karşıtı ne kadar oluşum varsa dürüst bir kavgayla kazanamadıkları bu savaşı demogojik ve spekulatif söylemler   ile hazcı ve bohem bir yaşam tarzını telkin ederek kazandılar…

 

Dipnotlar:

(1) Salih Mirzabeyoğlu, İBDA Diyalektiği -Kurtuluş Yolu-, İBDA Yay. 5. Basım, s. 16.

(2) Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız - Temel Meseleler-, İBDA Yay. 3. Basım, s. 85.

 

Aylık Dergisi 199. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: Diyalektik, ve, Ahlak, -, Hasan, Hüseyin, Akdağ,
Yorumlar
Haber Yazılımı