Haber Detayı
01 Mayıs 2021 - Cumartesi 12:36
 
İslâm’ın Kadına Bakışı - Muhammed Yılmaz
İslâm cemiyetinde ferdî fayda değil cemiyetin faydası ön plandadır. Ferdî ihtiraslar ile cemiyet yapısının bozulmasına asla müsaade edilmemiştir. Koyulan hadler, görev ve sorumluluk dağılımı, sağlıklı cemiyet yapısını korumak içindir. Aile ise cemiyetin temeli olarak son derece önemlidir. Kadın ve erkek aileyi meydana getiren temel aktörlerdir. Kadın ve erkek arasındaki sevgi, hoşgörü ve sadakat bağları cemiyetin devamı ve garantisi niteliğindedir.
Kültür&Medeniyet Haberi
İslâm’ın Kadına Bakışı - Muhammed Yılmaz

Giriş

Kadına karşı şiddet, günümüzde çokça tartışılan bir mevzudur. Medya organlarında kadınlara karşı gerçekleştirilen şiddet olayları büyük yer kaplamaktadır. Her gün farklı coğrafyalardan, farklı ekonomik, sosyal ve eğitim düzeyindeki insanlardan benzer şiddet haberleri ile bahsedilmektedir. Bu durum kanaatimce şiddete eğilimin ya da şiddetin sadece sosyal, ekonomik ve coğrafi farklılıklar ile açıklanamayacağını göstermektedir.

 

Şiddet mevzusunda çokça kitap, makale, köşe yazısı vs. yazılmıştır. Şiddetin nedenleri, toplumsal ve psikolojik sonuçları üzerine çokça tartışılmıştır. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’de İslâm dininin kadına karşı şiddet konusuna yaklaşımı ehemmiyet arz etmektedir. Bu konuyu anlayabilmek adına da İslâm’ın başlıca iki kaynağı olan Kur’an ve Hadis-i Şeriflere bakmak gerekmektedir. Yazımızda Kur’an ve Hadis-i Şerifler üzerinden kadına karşı şiddet mevzusunu işlemeye çalışacağız.

 

Kur’an ve Hadislere Göre Kadına Karşı Şiddet

 

İslâm kelime mânası itibariyle teslim olmak, itaat etmek anlamına gelmektedir. Yani İslâm’ı din olarak seçen her ferd Allah’ın emirlerine ve Allah’ın peygamber olarak gönderdiği Rasûl-i Ekrem (s.a.v) emirlerine itaat etmek durumundadır. Kadın olsun erkek olsun her Müslüman İslâm’ın çizdiği hadlere riayet etmek ile sorumludur. Bu sorumluluğu yerine getirdiği ölçüde mükâfat yerine getirmediği ölçüde de ceza her iki taraf için de geçerlidir. Kadın veyahut erkek olmanın bu bakımdan bir ehemmiyeti yoktur.

 

Nitekim Allah:

 

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sâhip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.” (Hucurât: 13) buyurmuştur.

 

Ayetten de anlaşılacağı üzere insanlar arasındaki üstünlük ancak takvâ iledir. Allah’ın emirlerine en çok sarılan, hadlere riayete ehemmiyet gösteren kişi Allah nazarında değerlidir. Bu değerin cinsiyet, mensup olduğu aile, ekonomik durum ile ilgisi yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.”  (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539) buyurmuştur.

 

Allah katında bu eşitlik, toplum hayatına gelindiğinde yerini sorumluluklar ve görevler arasındaki farka bırakır. Kadın ve erkek arasındaki bu farkı yine Allah bizzat koymuştur. Kadına ve erkeğe, birlikte yaşayabilmek, farklılıkların birlikteliği ile bir bütün oluşturabilmek adına farklı sorumluluklar yüklemiştir. Yüklenen bu sorumluluklar ise yaratılış ile doğrudan irtibatlıdır. Her cinse Allah, fıtratına uygun sorumluluk vermiştir. Kadın ve erkek arasındaki farklar Kur’an ve Hadis-i Şeriflerde tafsilatı ile anlatılmaktadır. Bu iki ana kaynağa dayanarak İslâm büyükleri yine kadın ve erkeğin sorumlulukları, hakları üzerine çeşitli eserler kaleme almışlardır.

 

Buraya kadar yapılan izahatlar, kadına karşı şiddet mevzusunda İslâm’a en çok saldırı yapılan Nisâ Suresi 34. Ayeti açıklamak adına yapılmıştır. Nitekim yukarıda bahsettiğimiz üzere ayetin başında Allah, erkeğin sorumluluklarına ve haklarına atıfta bulunarak “Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdirler.” buyurmuştur.  Buradaki hâkimlik erkeklerin sorumluluklarının kadınlara göre fazla olması, kadınları koruma, kollama ve nafakalarının teminini sağlama gibi çeşitli sorumlulukların erkeğe yüklenmiş olmasından gelmektedir. Ayetin tamamı şu şekildedir:

 

“Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdirler.  Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır. Hem de erkekler, mallarından infak etmektedirler. İyi kadınlar; itaatli olan ve Allah'ın kendilerini korumasına karşılık, kendileri de gizliyi koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin; kendilerini yataklarında yalnız bırakın, (yine uslanmazlarsa) dövün, size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah, Aliyy ve Kebir olandır.” (Nisâ: 34).

 

İbn-i Kesîr ayetin tefsirini ise şu şekilde yapmaktadır:

 

“Allah Teâla: Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin buyuruyor. Serkeşlik eden kadın ise, kocasına üstünlük taslayan, onun emrini yerine getirmeyen ondan yüz çeviren ve ona kızan (buğz eden) kadındır. Ne zaman ki, kadında serkeşlik alametleri belirirse; erkek, ona nasihat etsin ve bu isyanına karşılık Allah'ın azabıyla korkutsun.

 

Allah Teâla: Kendilerini yataklarında yalnız bırakın buyuruyor. İbn Abbas'tan naklen Ali ibn Ebu Talha onları yalnız bırakmanın kendileriyle cinsi temasta bulunmamak, aynı yatakta yatmakla birlikte onlara sırtını dönmek olduğunu söyler. Birçokları böyle söylemiştir. ¬ İçlerinde Süddi, Dahhak, İkrime ve kendisinden gelen rivayetlerden birinde İbn Abbas'ın bulunduğu diğer bazıları ise; onlarla konuşmaması ve sohbet etmemesini de eklemişlerdir. İbn Abbas'tan rivayetle Ali ibn Ebu Talha şöyle diyor: Kadına nasihat eder, kabul ederse ne âlâ, yoksa onu yatağında yalnız bırakır ve nikâhını terk etmeksizin onunla konuşmazsınız. Bu ise kadına elbette ağır gelir.

 

Allah Teâla: Onları dövün buyuruyor ki; nasihatle ve yalnız bırakmakla yola gelmezlerse incitmemek şartıyla onları dövmeye hakkımız vardır. İbn Abbas ve birçokları “incitmeksizin dövmek” tabirini kullanmışlardır. Hasan el-Basri de; iz bırakmayacak bir şekilde dövmek, demiştir. Fakihler de şöyle derler: Bir organını kırmamak ve iz bırakmamak suretiyle dövmektir.

 

Allah Teâla: Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın buyuruyor. Allah’ın mubah kıldığı hususlardan kocasının istediği her şeye kadın itaat ettiğinde; artık kocaya, karısı aleyhinde herhangi bir yol (hak) yoktur. Onu dövme ve yalnız bırakma hakkı da olamaz.

 

Allah Teâla: Muhakkak ki Allah, Aliyy ve Kebir olandır kavli; kadınlara karşı sebepsiz yere zulümde bulunduklarında erkeklere bir tehdittir. Onların (kadınların) velisi Allah Teâla olup O, Aliyy ve Kebir'dir. Kadınlara zulmedenlerden elbette intikamını alacaktır.”

 

Yukarıda İbn-i Kesîr’den iktibas ile verdiğimiz ayet tefsirinden anlaşılacağı üzere erkekler ve hanımları arasında ailenin temellerini sarsacak ve aileyi adım adım yıkıma götürecek anlaşmazlıkların olması durumunda ve kadının haksız olması halinde Allah, erkeklere önce nasihat etmelerini, daha sonra hatalarını anlamaları için yalnız bırakmalarını en son çare olarak ise dövmelerini söylemiştir. Buradaki dövmenin ise incitmeden olması gerektiği üzerine de ittifak bulunmaktadır. Ayetin dövünüz hitabına takılıp İslâm’ın kadınları dövmeye izin verdiği düşüncesi oldukça yanlıştır.

 

Ayetin devamında eşleriyle iyi geçinen, ailenin temellerini sarsacak davranışlardan kaçınan, anlaşmazlık durumlarında nasihat ile ya da konuşmamak ve yatakları ayırmak suretiyle hatasından dönen kadının dövülmesi söz konusu değildir. Erkeklerin böyle bir zulme yeltenmesi durumunda kadınların haklarını alacak olanın bizzat Allah olduğu da açıkça belirtilmiştir. Son çare olarak dövülmesine müsaade edilen kadın, aile birliğini hiçe sayan, yapılan onca nasihate rağmen asi olan, yanlışından dönmeyen ya da dönmek istemeyen kadındır.  Nasıl ki Allah: “Hırsızın elini kesin” (Maide: 38). buyurduğunda hırsızlık yapmayan insanların bu durumdan rahatsız olması gerekmiyorsa, ailenin kıymetini bilen, aileyi yıkmaya değil de yaşatmaya çabalayan, eşine karşı sevgi saygı çerçevesinde hayatını devam ettiren kadının da bu meseleden rahatsız olması gerekmez. 

 

“Hırsızın elini kesin.” diyen İslâm dinini insanların elini kesen din olarak nitelendirmek nasıl yanlış ise, Nisâ Suresi 34. Ayette belli kadınları ifade eden ve son çare olarak başvurulması söylenen dövünüz ibaresine takılıp, İslâm’ı kadınların dövülmesine izin veren din olarak nitelendirmek de aynı nisbette yanlıştır.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v) sözlerine ve uygulamalarına bakıldığında, kadına karşı şiddeti hoş görmediği bilinmektedir. Bu konuda şu şekilde buyurmuşlardır:

 

“Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin.” (Ebû Davûd, Nikah 40-41)

 

“Kadınları, ancak kötüleriniz döver.” (İbn Sa'd, 8/204)

 

“Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.” (Buhârî, Tefsîru sûre (91)1; Müslim, Cennet 49).

 

Yukarıda verdiğimiz Hadis-i Şerifler Peygamber (a.s)’ın kadına şiddet konusundaki görüşlerini ortaya koymaktadır.

 

Peygamber (a.s) İslâm dinini en iyi anlayan ve en güzel yaşayan şahsiyettir. Kendisi peygamber olmasına rağmen hanımları ile sorunlar yaşamıştır. Ancak hanımlarına karşı her zaman saygılı, hoşgörülü ve sabırlı olmuştur. Ümmetine ise “Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.” (Tirmizî, Radâ’, 11; İbn Mâce, Nikâh, 50; Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66; Müslim, Birr, 149) buyurmuştur. Kadınlara karşı iyi davranmayı, hoşgörülü olmayı her zaman tavsiye etmiştir.

 

Peygamber (a.s) kadınlara verdiği değeri anlatan bir hadis ise şöyledir:

 

Peygamber (a.s) ve sahabileri Veda haccı için yola koyulduklarında Enceşe isimli bir sahibi develerin daha hızlı ilerlemesini sağlamak adına ezgiler okuyordu. Develer ezgilerin temposuyla hızlanmaya başladıkları sırada Peygamber (a.s) kafilede bulunan kadınların rahatsız olabileceğini düşünerek şöyle buyurdu: “Ey Enceşe dikkat et, ağır ol, pırlantalara, kristal parçalarına dikkat et, onları rahatsız etme.” (Buhari, Edep, 90, 95, 111)

 

Görüldüğü üzere kadınları pırlantalara, kristallere benzeten İslâm Peygamberi, onların rahatsız olmasından endişelenmiştir. Bu denli ince düşünceye sahip bir insanın kadınlara zulmedilmesine gönlünün razı olması elbette beklenemezdi.

 

Veda haccında ümmetine veda ederken verdiği nasihatler arasında kadınlara iyi davranılması gerektiğini de atlamamıştır. Veda hutbesinde “Kadınlar sizlere Allah’ın emanetidir.” buyurmuştur. Kendisinin de emanete sahip çıkma konusunda ne denli hassas olduğu bilinmektedir. Müslümanlara kadınları Allah’ın emaneti olarak takdim etmiştir. Emanete sahip çıkmak ise her müminin boynunun borcudur.

 

Netice

 

İslâm dini, kul olarak kadın ve erkek arasında herhangi bir ayrım yapmamıştır. Cemiyet planında ise kadına ve erkeğe yaratılışlarına göre görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumluluklar kadın ve erkeğin fıtratına uygun şekilde bizzat Allah ve Resûlü tarafından koyulmuştur. Kadın ve erkeğin aile müessesini birlikte, intizam içinde sürdürebilmeleri adına sorumluluk dağılımı elzemdir. Allah yarattığı kulları en iyi tanıyan olduğundan görev ve sorumluluk dağılımını da en iyi şekilde yapandır. Bununla birlikte İslâm’ın kadına verdiği önem ve değer bilinen bir gerçektir. Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü, kadının herhangi bir hakkının olmadığı bir toplumda İslâm, kadına hakkettiği değeri vermiştir. Gerek Kur’an ayetlerinde gerekse Hz. Peygamber (a.s)’ın yaşantısında bu durumu görmek mümkündür.

 

İslâm cemiyetinde ferdî fayda değil cemiyetin faydası ön plandadır. Ferdî ihtiraslar ile cemiyet yapısının bozulmasına asla müsaade edilmemiştir. Koyulan hadler, görev ve sorumluluk dağılımı, sağlıklı cemiyet yapısını korumak içindir. Aile ise cemiyetin temeli olarak son derece önemlidir. Kadın ve erkek aileyi meydana getiren temel aktörlerdir. Kadın ve erkek arasındaki sevgi, hoşgörü ve sadakat bağları cemiyetin devamı ve garantisi niteliğindedir.

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere hem aile hem de cemiyet içinde kadına karşı zulme varan davranışlar hoş görülmemiştir. Hz. Peygamber (a.s)’ın aile yaşantısı ve kadınlar için söyledikleri kadınlara verdiği değeri göstermektedir. Kendisi kadınlara karşı her zaman sabırlı ve hoşgörülü olmuş, ümmetine de aynı şekilde davranmayı öğütlemiştir. Eşlerine karşı şiddet uygulamak bir tarafa kötü söz daha söylediği duyulmamıştır. İslâm’ı en güzel anlayan ve yaşan Hz. Peygamber (a.s) olduğuna göre Müslümanlara düşen, her meselede olduğu gibi aile hayatında da O’nu örnek almaktır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

ER- RUDANİ, İ. Muhammed B.Muhammed B. Süleyman, “Büyük Hadis Külliyatı Cemul Fevaid”, (Çev. Naim Erdoğan), 1-2-3 Cilt, İz yayıncılık,  İstanbul, 2016.

İBN KESÎR, “Hadislerle Kur’an-Kerim Tefsîri”, (Çev. Dr. Bekir Karlıağa, Dr. Bedrettin Çetiner), 4.Cilt, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1984.

 

Aylık Dergisi 199. Sayı

Kaynak: Editör:
Etiketler: İslâm’ın, Kadına, Bakışı, -, Muhammed, Yılmaz,
Yorumlar
Haber Yazılımı