Yazı Detayı
14 Eylül 2021 - Salı 15:42
 
Cinsiyetsizleştirme Çalışmaları
M. Taha İnci
 
 

Modern dünyanın toplumlara dayattığı yaratılışa aykırı unsurlardan biri de eşcinselliğin bir tercih haline getirilmesi ve bunun normalleştirilmesi. “Cinsel tercih hakkı” şeklinde sözde bir hak icad eden bu sapkın anlayış, bunun umumileşmesini ve meşrulaşmasını şimdi de çocuklar üzerinde deniyor. Erkek ve kadın portresini “toplumsal cinsiyet yargısı” diye tanımlayanlar, cinsiyet alanında üçüncü ve daha birçok şıkkın da var olduğu düşüncesini yaymanın ve empoze etmenin peşinde. Kullanılan dil ve kavramlar da özenle seçilerek insan haklarının içine yerleştirilmeye çalışılıyor. Başlı başına dev bir problem olan eşcinsellik, özellikle başta AB ve ABD olmak üzere “ulu” devletlerde normalleştirilirken, şimdi de çocukların yaratılış gereği olan erkek yahut kadın cinsiyetine bakılmaksızın, “kendi cinsiyetini kendi seçsin” gibi sapkın bir anlayışı ortaya koymaktadır.

 

Gender-neutral parenting aileler

 

ABD ve AB ülkelerinde “cinsiyetsiz çocuk büyütme” popülerleşti. Kendilerini aile olarak tanımlayan bu gruplar, “nötr cinsiyetli” çocuklar yetiştirdikleri zaman, bir sonraki neslin kendileri gibi aile olamayacağının ya şuurunda değiller yahut da arzuları bu. İngiltere'de de kimi aileler bebeklerini "toplumsal cinsiyet yargılarından uzak" yetiştiriyor. Gender-neutral parenting denilen bu aileler, çocuklarının ilgi alanlarını sözde kalıp yargılardan uzak, özgürce belirlemesini amaçlıyor. Bebeklerine hem erkek hem de kız çocukları için üretilmiş kıyafetleri giydiren çiftler, cinsiyet yargılarından ve dayatmalarından uzak büyütmek istedikleri için böyle bir tercih yaptıklarını iddia ediyorlar.

 

Batı’nın uygulamaya koyduğu cinsiyetsiz çocuk yetiştirme projesinde her birinin kavramları da oluşturulmuş vaziyette. Çocukları güya özgürce yetiştiren bu aileler çocuklarının kimliklerini X olarak tanımlıyor. Çocuklarını erkek ya da kız olarak değil karışık olarak yetiştiriyor. Çocuğun bu kargaşa içerisinde seçim yapması bekleniyor. Halbuki herhangi bir cinsiyet üzere yetişmeyen çocuk her iki cinsiyetten de uzaklaşıyor. Fıtrata aykırı garip, sapkın temayülleri olan bir birey haline geliyor. İki cinsiyete de ait hisseden çocuk haliyle cinsiyetsiz oluyor. Dünya bu vahim halin türevleriyle dolu. Örneğin ünlü şarkıcı Miley Cyrus gibi birçok ünlü herhangi bir kategoriye bağlı olmadığını ve her iki cinsiyeti de reddettiğini söylüyor. Bunun yanında cinsiyet değiştirme ameliyatları da her geçen gün artıyor. Yapılan propagandalar ve eşcinsellere verilen haklar neticesinde her türlü sapkınlığı yapabiliyorlar.

 

Cinsiyetsizlikle birlikte pedofili de normalleştiriliyor

 

Almanya'daki film festivalleri tamamen cinsiyetsizliğe özgü yapılmakta. Ödüller bu minvalde verilmekte. Cinsiyetsizlere tanınan haklar da normal insanlara tanınan haklar gibi. Yani cinsiyetsizlere ayrımcılık yasak. Hatta esasında bir sapkınlık olan eşcinselliğin bir hastalık olduğuna yönelik düşünceye dahi yasak getiriliyor ve bu manada eşcinsel tedavisi yasaklanabiliyor. Bu dayatmalar artık birçok ülkede yapılmakta. Bazı ülkeler bu mevzularda önlem alsalar da baskı ile yıldırılıyor. Yine TEDx'in Almanya'da düzenlediği bir konferansta Mirjam Heine tarafından pedofilinin doğal bir yönelim olduğu görüşü aşılanıyor. Eşcinselliği normalleştirenler, cinsiyetsizlikle birlikte pedofiliyi de normalleştirmeye çalışıyor. Pedofiliye destek veren örgütlerden biri de UNICEF. Çocuklara yönelik "yardım" hareketi olarak bilinen ve yardımdan ziyade çocuk ticareti yapan, üyelerinin yarısı pedofili olan UNICEF, LGBT'yi destekliyor ve özellikle çocukların cinsiyetsizleştirilmesine destek veriyor. UNICEF'in kanlı elleri Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen gibi ülkelerdeki çocukların üzerinde. UNICEF'in dokunulmazlığı konusunda Prof. Macleod, "Dünyada pedofili eğilimleri gösteren on binlerce yardım çalışanı var ancak UNICEF tişörtünü üzerinize geçirdiğiniz anda kimse size dikkat etmiyor. Adeta dokunulmazlık elde ediyorsunuz ve ne isterseniz yapabiliyorsunuz." diyor. Batı'nın ensest mağduru eşcinsel aileleri, cinsiyetsizleştirme adına her ne varsa piyasaya sürüyor. Amaç insanı insandan koparıp teke indirmek. Cinsiyeti olmayan varlık haline sokmak. Çocuklar da bu işe alet edilip pedofili sapkınların eğlencesi, mezesi yapılıyor. Eşcinsel ailelerin evlat edinerek çocukları da kendilerine benzetmeleri daha büyük bir sıkıntı teşkil ediyor.

 

LGBTİ Çocuklar Paneli

 

Türkiye'de bu kadar aşırı olmasa da LGBT örgütleri işlerini çeşitli mecralarla, dijital platformlarla yapıyorlar. Hatta AB-ABD tarafından fonlanan medya ile yapıyorlar. Sabancı ve Koç aileleri zaten bu örgütün emrinde. Her türlü imkanları LGBT'ye sağlıyor. Türkiye’de, AB ve ABD tarafından fonlanan birçok LGBT örgütü, derneği, STK’lar ve medya kuruluşları var. Bu topluluklar ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla Türkiye’de de cinsiyetsizlik çalışmaları yapılıyor. Bunlardan biri de 18 yaş altı çocuklara cinsel terapist gibi unvanlar adı altında verilen “cinsellik eğitimleri”. Kaos GL Derneği, Sabancı Vakfı, Tarlabaşı Toplum Merkezi gibi fonlanan vakıf ve dernekler, çocuklara cinsiyetsizliği aşılıyor. “LGBTİ çocuklar paneli”, “Trans çocuk paneli” gibi başlıklar altında konuşmacılar, eşcinsel çocukların olduğunu ve diledikleri cinsiyeti seçebilme hakkına sahip olduklarını dile getiriyorlar. LGBT’nin yatağı olan Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü, “trans çocuklar” için paneller düzenliyor.

 

Örneğin, konuşmacılardan Psikolojik Danışman Selen Kıraç, “Çocukların cinselliğinin yok sayıldığını, tabulaştırıldığını düşünürsek eşcinsel çocuklara kadın-erkek sistemin dayatmaları karşımızda. Hepimiz aynı olsaydık gökkuşağımız olmazdı.” gibi sapkın görüşlerini beyan edebiliyor. Yine konuşmacılardan Seda Sarı, çocukların ilk üç yıl cinsiyetsiz büyütülmeleri gerektiğini söylüyor. Yine, UN Global Compact’in 44 ülkede düzenlediği ve Türkiye’den 25 şirketin katıldığı “Hedef Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” programında cinsiyetsizlik aşılanıyor.

 

Teknoloji ve giyim endüstrisi her türlü araç gereçle aileleri diledikleri gibi yönlendirip onlara seçenek hakkı tanımadığı gibi ulus devletlerin eğitimlerinde de cinsiyetizleştirme politikası güdülüyor. Hatta, sapkınlığa geçit vermeyen devletlere de yaptırım uygulanıyor, baskı yapılıyor, diğer devletlerce aforoz ediliyor. Bu cinsiyetsizlik furyası en çok giyim sektöründe kendini gösteriyor. Üretilen giysiler artık LGBT örgütleri tarafından şekillendiriliyor. Tek tipleştirilen giysiler şimdi erkek kadın karışık olarak tüm vitrinlerde ve milletin üzerinde. Özellikle dar kalıp yapılan giysiler, LGBT'lilerin giyinişlerinden hiçbir farkı olmadığını da gösteriyor.

 

Cinsiyetsizlikten kimliksizliğe

 

Çocuk kendi cinsiyetini kendi seçsin gibi absürt bir anlayış içerisinde; aile, sosyal çevre, reklam, televizyon, eğitim videoları, film, gazete, dergi, klip, şarkı, masal gibi iletişim araçları ile empoze edilen cinsizyetsizlik çocuğa seçim hakkı da bırakmıyor. Kalıplardan, toplumsal normlardan uzak olarak hareket ettiklerini sanan fertler, yine kendileri için kitle iletişim araçları tarafından verilen kalıplara sokuluyor. Kalıplaşmış formül ve sözler dedikleri unsurlar ise toplumların kendilerine has kıldıkları yaşama biçimleridir. İyi, doğru ve güzel biçimde hareket etmemiz de toplumların normlarına bağlıdır. İnsanoğlu zaten bu şartlı reflekslere bağlı olarak yaşayabilmektedir. Bu refleksleri oluşturan da medeniyetlerdir. Medeniyetleri oluşturan ise peygamberlerdir. Dolayısıyla eşcinsel örgütlerin sadece toplumsal normlara değil dine savaş açtığı gerçeği de böylece ortaya çıkmış oluyor. Dinin getirdiği kuralları kökten reddeden bu örgütler dilediklerine daha çabuk ulaşabilmeyi hedefliyor. Bu sebeple de bizden doğal reflekslerle hareket edilmesini istiyorlar. Bu da mağarada tek başımıza doğup büyümek gibi bir şeydir ki öyle bir durumda bile insanoğlu doğal refleks olarak hayvanlara bakarak ve şartlı tepkimelerden yola çıkarak bir şeyler yapabilme evresine geçmektedir. Yani insan doğduğu gibi yüzmeye başlayan bir hayvan değildir. Nasıl ki insan doğar doğmaz bir milleti diğer milletlerden ayıran, insanı ortak dil, ruh ve anlayışta toplayan unsurların şuurunda değilse ve bütün bunlardan oluşmuş kazanımları idrak edecek seviyede değilse, bir çocuğa da “Kendi seçimini kendi yapsın” gibi absürt bir model çizilemez. İnsan kendisine biçilen kimlik ile büyür ve daha sonra bu kimliği idrak etmek için çabalar.

 

İster geçmişte ister gelecekte olsun, dünya yaratıldığından ve insanoğlu dünyaya adım attığından beri dinler erkek ve kadın dışındaki temayülleri sapıklık olarak görmüştür. Özellikle ruh sağlığı alanındaki mütehassıslar normal cinsî temayüllerin dışındaki temayülleri “seksüel patoloji” altında değerlendirir ve cinsî dalâletlere genellikle psikopatlarda rastlandığı dile getirilir. Ayrıca bu sapkın temayüllerde bulunanların şizofreni, mani, paralizi jeneral, oligofreni, epilepsi gibi hastalıklar içerisinde oldukları tesbit edilmiştir. (Dr. Kriton Dinçmen, Psikiyatri El Kitabı, 1967, s. 79.)

 

Türkiye'nin acilen cinsiyetsizleştirme projeleri karşısında tedbirler alması gerek. Bu mevzuda konferanslar, sempozyumlar yapılmalı ve cinsiyetsizleştirmeye karşı ikazlarda bulunulmalı, vatandaşlar bilinçlendirmeli. STK ve dernekler de LGBT sapkınlığına karşı önlemler alınmasına dair çalışmalar yapmalı. "Toplumsal cinsiyet" ve benzeri kavramlarla milleti kandıran bu örgütlerin ipini pazara çıkarmalı. Sonu bir türlü gelmeyen bu sapkınlığın neticesinin nereye varacağı medya kuruluşları ve çeşitli propagandalarla gösterilmeli ve bu topraklardan tamamen uzak tutulmalıdır. Türkiye tarafından da desteklenen UNICEF Türkiye Milli Komitesi kapatılmalı ve http://hayatverenhediyeler.org adı altında yardım kampanyaları sonlandırılmalıdır.

 

Aylık Dergisi 203. Sayı

 
Etiketler: toplumsal cinsiyet, LGBT, cinsiyetsizlik, UNICEF, Gender-neutral parenting,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Ağustos 2021
Sanal Dünyanın Çarklarında Yitip Giden İnsan
02 Temmuz 2021
Kûfi Hattı ve İslam Mimarisinde Hat Sanatı
01 Haziran 2021
İslam Mimarisine Dâir: Kâbe ve Kubbetü’s-Sahra
02 Mayıs 2021
İslam Mimarisine Dair -II-
01 Nisan 2021
İslam ve Batı Mimarisine Dair -I-
01 Mart 2021
Üstad Necip Fazıl’ın Kapısını Çalan Genç ve Akıncı Güç
04 Şubat 2021
Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Tarihçiliği
02 Ocak 2021
Madde Üzerine
03 Aralık 2020
Şamanizm ve Telegram
04 Kasım 2020
Mustafa Şekip Tunç’un Bir Din Felsefesi Eseri Üzerine
01 Ekim 2020
Öyle Geçer ki Zaman ve Cumhuriyet Dönemine Dair İzlenimler
02 Ağustos 2020
Telegram ve Cinsiyetsizleştirme Çalışmaları
01 Temmuz 2020
Sefine Vesilesiyle Kuantum Teorisi
03 Mayıs 2020
Freud, Jung, Fromm ve Salih Mirzabeyoğlu'nda Rüya
03 Nisan 2020
Aşı Terörizmi ve İnsan Sağlığına Etkisi
14 Ekim 2019
"İstanbul'un Bilezik Yazıları"
02 Ağustos 2019
Zararlı Kitaplar ve Denetim Sorunu
01 Haziran 2019
"Kendini Arayan İnsan" Üzerine II
01 Mayıs 2019
“Kendini Arayan İnsan” Üzerine
29 Ekim 2018
Klasik Dönem Mimarisi ve Mimar Sinan’ın Eserleri
03 Eylül 2018
Topkapı Sarayı ve Manası
01 Temmuz 2018
Çağlara Meydan Okuyan Süleymaniye
31 Mayıs 2018
Amerika’da Bir Selçuklu Rüyası
01 Mayıs 2018
“Entegrizm -Kültürel İntihar-” Üzerine
01 Mart 2018
Kültür, Şehir ve Medeniyet
31 Ocak 2018
Kubbeyi Yere Koymamak
31 Temmuz 2017
Irkçı Batı ve Onaltıncı Raund Filmi Üzerine…
31 Temmuz 2017
Ay Portakalı
27 Haziran 2017
Yerli Edebiyat’tan ‘Yerli Edepsizlik’e
06 Kasım 2016
İlk Rasathaneyi Kuran Takiyyüddin Raşid
03 Ekim 2016
15 Temmuz'da Kimin Ne Olduğunu Gördük
04 Eylül 2015
Şeyh Mustafa İsmet Garibullah Efendi Hazretleri ve Risale-i Kutsiyye
05 Temmuz 2015
Kültür ve Niçin Kültür?
09 Mart 2015
Sanatta Diyalektik ve Hat Sanatı
06 Şubat 2015
Büyük Muztaribler -Düşünce Tarihine Bakış-
03 Aralık 2014
Peygamber Aşığı Yaman Dede
30 Ekim 2014
Kültür Davamız Eserindeki 'Tebliğ ve Telkin' Bahsi Üzerine
25 Eylül 2014
Tasavvuf bâtın ilmidir, alınmaz verilir
28 Ağustos 2014
Belvedere Veya Yüreklere Kazınan Bosna Katliamı
28 Mart 2014
Toprağın bağrında yatan kültürümüz
Haber Yazılımı