Yazı Detayı
03 Eylül 2021 - Cuma 12:59
 
Dil, Toplum ve Kültür Üzerine
Mevlüt Koç
 
 

Kendini bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen, ahmaklığıyla ruha yorgunluk veren kaba ruhlu insanlarla aynı hayatı paylaşıyor olmak; her şeyi derinden duyan, insanca yaşamak ve yaşatmak isteyen, zarif bir mizaca ve seçici ruha sahip insanlara çok zor gelir, ruhlarında hep yeni yaralar açılır. Tahammül edilmeze tahammül etmek zorunda kalmaları güçlerini tüketir. Kendilerini bu anlayışsız, duyarsız insanların tenleri altında kaybolmuş hissederler. Sığınabilecekleri tek yer; kendi ruh dünyalarıdır. Bir başına oraya sığınır, orada yaşarlar… Ahlakları ve üstün nitelikleri bunu gerektirir. Kalblerindeki duyguları, kafalarındaki fikirleri, paylaşabilecekleri insanın olmadığı yer, dünyanın en güzel yeri de olsa onlar için değersiz, sıkıcı ve boğucudur. Ancak hal dilinden anlayan, yere değerini veren; ruhlarına eş bir ruhla karşılaşmakla mutlu olur, huzur bulurlar.

 

Dünya genetik yapımızın yetişemeyeceği bir hızla değişirken, günümüz insanı da hafızasız, hatırasız, ihtimaller âleminin posasından ibaret bir varlığa dönüştü. Oysa, hayatımızda belirleyici olan en önemli etken hafızamızın niteliğidir... Hafızası güzel anılarla yüklü insanla, hafızası acı hatıralarla dolu olan insan âdeta farklı bir yaratılışta gibidir. İki yüz yıldır mağlubiyet kompleksi ve yersiz korkularının ezikliği içinde yaşayan insanımızın hafızası da güzel anılardan çok, kötü hatıralarla dolu. Bunun arkasında da dar ve kısa görüşlü, tecrübeleri-bilgileri kıt, türedi siyaset madrabazları ve bunların biçimsiz yığınlara dönüştürdüğü toplumun kendisi var.

 

Biz sadece görmek istediğimiz şeyleri görmeye, duymak istediğimiz şeyleri duymaya devam ederken, Batılılaşma dediğimiz modernleşme sürecinde edindiğimiz düşünce kalıpları da sonraki nesillere geçti, genç dimağlarda yuvalandı, bu da onların bakış açısı oldu. Nihayetinde, kendi sabiteleri olmayan, ama kafası sabit fikirlerle dolu hafızasız, hatırasız, hizasız, birbirine karşı son derece anlayışsız ve saygısız bir toplum haline geldik. İnsanımız birbiriyle konuşmuyor, konuşsa da anlaşamıyor. Bilmediğini bilmediği gibi, öğrenmek de istemiyor. Zihnine yerleştirdiği belirli bir bakış açısıyla haklı olduğunu ortaya koyacak delilleri arayıp buluyor, buldukça da haklı olduğu hissine kapılıyor. Oysa, hadiseye yaklaşan şuuru sakat… Kendi dışındaki dünyayı tanımlarken kullandığı dilde bir tutarlılık, iç gözlemlerinde bir derinlik yok. Düşünce dünyasının sığlığı, dilin etkinlik alanına konma biçimi diline de yansıyor, dışındaki gerçekliği kavrayıp temellendiremiyor… Vermek istediği mesajı, üzerinde olduğu iş ile derin ve incelikli bir biçimde birleştiremiyor. Çünkü kullandığı dil, farklı bir formda gördüğü fikri tanıyacak bir zenginlik, olgunluk ve tutarlılık içinde değil. Bu da, insanımızın bir komünikasyon aracı olarak dille bir ilgisinin kalmadığını, dilin dışımızdaki gerçekliği yansıtan bir sözler topluluğu ve dilbilgisi kurallarından ibaret alelâde bir âlet olmaktan öte bir anlamının olmadığını gösteriyor.

 

Zira birkaç yüz kelimeye indirgenmiş bir dilin özendirildiği bir dünyada, kendi hazinenizin dilencisi konumunda yaşıyor, tüm kurucu unsurlarınızın dışarısı olduğu devşirme bir kültür ortamından besleniyorsanız; bir bütün olan âlemi birlik ve bütünlüğü içinde kavramanız, bütün bir dünyanın karşısında bütün bir insan olarak durmanız mümkün değildir… Durabilmeniz için, düşünen şuurun kendisine şuurunun olması, bilginiz ne kadar güçlü olursa olsun, bilgi edinme ve bilgi sahibi olmayı temin eden anlayışın sürekli kendisini yenileyecek bir yenileyiciye ihtiyaç duyduğunun bilinmesi; doğru düşünceyi doğru düşünce faaliyetiyle sonsuza dek kesiştirecek düzenleyici kodları bulabileceğiniz “MUTLAK FİKİR”in ve buna bağlı olarak ortaya konmuş “BÜTÜN FİKİRİN GEREKLİLİĞİ”nin bilincinde olmanız gerekir.

 

Çünkü âlem bir bütün, üzerindeki tüm varlıklar da bu bütünün parçaları, bütün olmadan da parçanın idraki mümkün değil. Parçalar tabiî bir yakınlık ve alaka yoluyla birbirine bağlanır ve eşsiz bir âhenk oluştururlar. Böylelikle, her bir parça hem bir diğerinin işareti hem de bütünün habercisi konumuna gelir. Dolayısıyla, bir ve bütün olan âlemi birlik ve bütünlüğü içinde kavrayabilmeniz, eşya ve hadiselere teshirinde tam bir tanıma sağlayabilmeniz için; kendini bilsin, kim olduğuna şahitlik edebilsin diye, bir kainat planı olarak insana verilmiş dilin, doğru kelimeye sahip olmanızı temin edecek bir zenginlik, olgunluk ve tutarlılık içinde olması gerekir…  Doğru kelimeye sahip olduğunuz anda kelime sihrini gösterecek, kaos bitecek, eşyaya düzen gelecektir. Aksi takdirde, başkalarının sizin adınıza verdiği kararları uygulayan, bunları tanımlanmış normlar içinde yerine getiren ve giderek fosilleşen bir toplumun üyesi olarak, hakikati aramak ve ona ulaşmak yerine, hamâkatinizi sergilercesine onu kendiniz üretmeye yeltenirsiniz ki; abesle iştigaldir.

 

Hayatı, iletişimsizliğin kaynağı haline gelen iletişim araçlarının üzerimize boca ettiği, adına “görsellik kültürü” dediğimiz kültürün kodları üzerinden okuyan; giyim kuşamından yaşadığı mekanların tefrişine kadar, belli düşünce ve davranış kalıplarının bağımlısı olarak yaşayan insanımızın hâli pür-melâli de bu merkezde. Birbirine karşı son derece duyarsız ve saygısız… Yazılı ve görsel medya üzerinden aldığı mesaj, toplumsal alışkanlığa dönüştü, kanıksandı ve bu alışkanlık davranışlarına da yansıdı; vücud dili, üslûbu, söz ve tavırları değişti. Kendisi adına başkaları utansa da, böylesi büyük bir ayıba aldırmadan, sakil duygusallıklarını komikliğe varan bir ciddiyet içinde yapay, yapmacık söz ve mimiklerle ifade etmekten hiçbir rahatsızlık duymuyor. Rahatsızlık verecek kadar rahat, bir o kadar da pişkin. İnsanî tepkilerin dışavurumunda, motive olduğu, öykündüğü rol modelinden edindiği vücud dilini ve bu dili besleyen cümle kalıplarını kullanarak yaşamak kendisine yetiyor. Bir iletişim aracı olarak dille bir ilgisi kalmadığı için de ne tutkuyla bir şeye bağlanabiliyor, ne kendisi olabiliyor ne de gerçekten sevebiliyor… Fenâ halde aldatıldığının hiç farkında değil. Asıl meseleler üzerine kafa yormak, toplumsal sorumluluklar üzerine düşünmek; elit, klasik ve estetik olanı ciddiye almak yerine; kitle kültürünü, popüler ve medyatik olanı önemsiyor, hiç sorgulamadan kabullenip benimsiyor. Bu da, yaratıcısında var olmayan bir şeyi yaratılanda vehm ederek yaşayan insanın tükenmişliğini, kendini bilsin, kim olduğuna şahitlik edebilsin diye insana verilmiş dilin yitimini gösteriyor.

 

Bu tükenmişliğin, narsisistik kişilik bozukluğunun, açık ve örtülü şiddetin arkasında insanın içine doğduğu çevre, bizzat toplumun kendisi var. Fakat, toplum olarak halimize şuurumuz olmadığı, kendimizi iyiden iyiye kendimize ait olmayan bir hayatın büyüsüne kaptırdığımız için, temenni ve umudun yol açtığı bir körlük içinde yaşıyor; suçu ve suçluyu başka yerlerde arıyoruz. İçinin yoksunluğunu gidermek, sürüden farklılık gösterisindeki sürüden biri olmak için dövmelerden, piercingden medet uman, itibar açlığı içinde kıvranan gençleri görmek insanı hüzünlendiriyor. İnsanın söylemeye dili varmıyor ama evde, sokakta, trafikte… sergilediğimiz davranış biçimi, kullandığımız dil, içinden kalınlık tüten incelik gösterileri, toplum olarak bir nefret toplumu haline geldiğimizin, hasta bir toplum olduğumuzun bâriz bir göstergesi.

 

Kemalizm ve Cumhuriyet’e geçiş, geçmişin tümüyle red ve inkarına dayanan, bir gecede hafızası sıfırlanmış bir toplumu Avrupalı olmayan metodlarla Avrupalılaştırma girişimiydi. Aynı zamanda, Osmanlı’da, Üçüncü Selim zamanında başlayan ve tabiî akışında seyreden Avrupalılaşmayı, ilerlemeyi, maddî gelişmeyi sekteye uğratan, toplumu biçimsiz yığınlara dönüştüren bir süreçti. Bizim zihin dünyamız “aslı”yla ilgisi olmayan bu modernist ortamda şekillendi. Bu sebeple modernite anlayışımız da taklidin ötesine geçemedi, kılık kıyafete dayalı bir ruhsuz biçimcilik ve teknolojiye duyulan hayranlık düzeyinde kaldı. Modernin içinden gelenek çıkarmak gibi aklî ve ahlakî pejmürdeliğimizi sergileme hamâkatini, muasır medeniyet seviyesine erişmek olarak algıladık.

 

Böylesi iptidai bir zihniyetin oluşumunda, modern kültürün üzerine oturduğu görselliği “yerli yerine” oturtamayan, onunla rutine dayalı, iptidai bir ilişki kuran sahne, sinema ve televizyonun büyük bir etkisi oldu. Temel değerlerimizi, kahramanlarımızı kendi öz kaynaklarımızdan değil, tarihine turist gözüyle yaklaşan senaristlerin, oyun yazarlarının metinlerinden öğrenir olduk. O gün bugündür de hayatı, insanın hayvanî yönüne hitap eden, nefsin isteklerini azdıran görsellik kültürünün kodları üzerinden okuyor, öyle düşünüyor, davranıyor ve yaşıyoruz. Kendisi olmayan, kendi hazinesinin dilencisi olarak yaşayan insanlar yetiştirerek hakikate ulaşmaya çalışıyoruz!

 

Aylık Dergisi 203. Sayı

 
Etiketler: Dil,, Toplum, ve, Kültür, Üzerine,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
04 Ekim 2021
Dünya Hiç Olmadığı Kadar Küresel Çöküş Tehdidi Altında
01 Ağustos 2021
Gerçek İktidar “Mutlak Fikir”in İktidarıdır
02 Temmuz 2021
İnanmak Anlamaktır, “İman Zevken İdraktir”
16 Mayıs 2021
Hayat Nerede Başlar, Nerede Biter?
01 Mayıs 2021
Eşi ve Benzeri Olmayan Tarihi Bir Dönemden Geçiyoruz
01 Nisan 2021
En Güzel, En Yüce Olandır
04 Şubat 2021
Tesettür ve Estetik
02 Ocak 2021
Modadan Medet Ummak ya da Tribünlere Oynamak
01 Kasım 2020
Tarihin Dokusu ve Toplumların Yapısı Değişti
02 Ekim 2020
İlahi Tecelliler Hep Böyledir...
01 Ağustos 2020
Kriz Değil, Yapısal
01 Temmuz 2020
Ava Giderken Avlanmak
01 Haziran 2020
İBDA’ya Muhatap Anlayış “Zevk” Temeline Oturmalıdır
02 Mayıs 2020
Sıradanlaşmanın ve Sıradanlaştırmanın Ağır Bedeli
03 Nisan 2020
Zalimin Mazlum Gibi Düşünebileceğini Ummak Safdillik Olur
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
01 Aralık 2016
Aydınlanma(K) mı, Ateşte Yanmak mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı'nın Resmi Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı'yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Ocak 2016
Gözden Öz'e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
"Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef"*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı