Yazı Detayı
06 Temmuz 2021 - Salı 10:00
 
Kanal İstanbul ve 104 İmzalı İhanet Bildirisi
Dr. Vehbi Kara
 
 

Kanal İstanbul Projesi İslam düşmanlarını fevkalade rahatsız etmişe benziyor. Nasıl ki 3. Köprü ve İstanbul Havaalanına karşı çıktılar aynı şekilde bu çok önemli projeyi önlemek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya başladılar.

 

104 Amiralin büyük bir hadsizlikle Möntrö hükümlerini bahane ederek hükümete ayar vermeye kalkmasını bir de bu gözle değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Kanal İstanbul projesi sayesinde Lozan ve Montrö’de kısıtlanmış olan egemenlik haklarımızı tamamen kullanmış olacağız.

 

Bu konunun çok geniş boyutları var. Kamuoyunda hiç tartışılmamış bazı yönlerini ele almak gerekiyor. Özellikle Süveyş Kanalı ile bazı benzerliklerden yola çıkarak önemli uyarılarda bulunmak istiyorum.

 

Şiddetli kum fırtınasının olduğu 23 Mart 2021 tarihinde Evergreen firmasına ait Ever Given isimli bir gemi Süveyş Kanalında karaya oturdu. Altı günlük zorlu bir uğraşıdan sonra gemi yüzdürüldü ve 29 Mart tarihinde kanal yeniden trafiğe açıldı.

 

Bu esnada günlük 10 milyar dolara yakın bir zarar meydana geldi. Kanalın alternatifi olmadığı için yüzlerce gemi hem kuzeyde hem de güneyde beklemeye başladı. Bu durum ister istemez ülkemizde çok tartışılan Kanal İstanbul projesini de akla getiriyor.

 

Benzer bir durumun yani İstanbul veya Çanakkale Boğazında bir geminin karaya oturtularak geçişin kapatılması sonrasında meydana gelecek zarardan ise kimse bahsetmemiştir. İşte Türkiye’nin güvenliği ve ekonomik çıkarları ile ilgili bu konuda çok önemli şeyler yapılması gerekiyor.

 

Bu olay esnasında Süveyş kanalının hemen kenarında bulunan bir otelde bulunuyordum. Öncelikle bu olayın bir kaza olmayıp sabotaj olduğu iddialarına değinmek gerekiyor. İsrail’in Akabe Körfezinde yeni bir kanal açma girişimi olduğu bilinmektedir. Buna karşı çıkan Mısır hükümetine karşı ikinci bir kanalın gerekli olduğunu ispatlamaya çalıştığı çok açıktır. Ayrıca ileride kendisi için tehlikeli gördüğü bir anda İsrail’in kanalı bir sabotajla kapatması, ihtimal dâhilindedir.

 

Evet, 23 Mart Salı günü gerçekten de şiddetli bir kum fırtınası vardı. Gemilerin seyir güvenliğini tehlikeye sokacak derecede görüş kısıtlaması bulunuyordu. Bu nedenle olayın kaza olduğu iddialarına karşılık; günümüzde çok sık kullanılan elektronik cihazların karıştırılması ile beraber sabotaj ihtimali hiç de yabana atılır bir husus değildir.

 

Bu olayın bir sıcak çatışma esnasında meydana gelmesi durumunda Mısır silahlı kuvvetlerinin çok zor duruma düşeceği açıktır. Şu anda verilen zarar sadece ekonomiyle sınırlı kalsa da Mısır’ın seyir güvenliği ile ilgili olarak almış olduğu önlemler yetersiz görüldüğünden ülkenin itibarı da zedelenmiştir.

 

Biz şimdi Mısır’ı bir tarafa koyup ülkemize bakalım. Bize düşman ülkelerin İstanbul veya Çanakkale Boğazlarında bir sabotaj veya kaza sonucu gemilerin geçişine kapatılması durumunda başımıza gelecek tehlikeleri düşünelim. Zira böyle bir tehlike her zaman söz konusudur ve saldırgan devlet tarafından çok az bir masraf ile gerçekleştirilebilir.

 

Her şeyden önce şu acı gerçeği bir defa daha tekrar etmekte yarar vardır. Montrö Anlaşmasına göre ticaret gemilerinin Türk Boğazlarından serbestçe geçme hakkı vardır ve kılavuz kaptan alma zorunluluğu yoktur. Vakti zamanında Sovyetler Birliği tehdidi sayesinde Lozan Anlaşmasının Boğazlar ile alakalı maddelerini Montrö sözleşmesi ile az da olsa lehimize çevirmiş olsak bile, bu sözleşme hâlâ Türkiye’nin Türk Boğazlarındaki egemenlik haklarını kısıtlamaya devam etmektedir.    

 

İşin acı tarafı ise daima batılı emperyalist devletlerin ağzı ile konuşan general, amiral, gazeteci ve bilim adamı kimlikli çok sayıda erdemsiz ve onursuz kişiye rastlamamız. 104 Emekli amiralin yayınlamış olduğu ihanet bildirisi bunlardan sadece bir tanesidir.

 

Ülkemizin menfaatlerini yok sayan fakat Batılıların haklarını her defasında ölümüne savunan bu kişilerin öncelikle şu hususu bilmesini isterim:

 

Sizin gibi Batı uşağı olmuş kişilerin dedelerimizin kanları ile sulanmış bu topraklarda yaşamaya hakları yoktur. Gidin o çok sevdiğiniz ABD ve Batı ülkelerinde yaşayın. Yok eğer “Bu güzel vatanda ben de yaşamak istiyorum.” diyorsanız gavur ağzı ile konuşmak yerine ülkemizin menfaatlerini korumak için çaba göstermek zorundasınız. Aksi takdirde cehenneme kadar yolunuz var!

 

Bu açıdan düşündüğümüz zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Montrö sözleşmesini değiştirme imkânı olduğuna dair demeçleri çok önemlidir. Ülkemizin çıkar ve menfaatlerine aykırı her anlaşma yeniden ele alınmalı ve ülkemizin lehine olacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bu duruma vatan hainlerinden başka hiçbir kişinin söz söylemeye hakkı yoktur.

 

Eğer akılcı davranıp uluslararası kamuoyuna ülkemizin imajını zedeleyici bir durum yaşatmak istemiyor isek yapacak çok önemli işlerimiz vardır. Nitekim Boğazlar Tüzüğü ve Gemi Trafik Sistemini (VTS) yürürlüğe sokarak başta Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve saygın denizcilik otoritelerinin desteğini almış durumdayız.

 

Başlangıçta Rusya ve yandaşı devletlerin büyük baskısına rağmen Türk Boğazlarında meydana gelen kaza sayıları azalmış ve güvenli seyir imkânı geliştirilmiştir. Şu anda karşı çıkan devletler de dâhil olmak üzere yapılan uygulamalardan herkes memnundur.

 

Fakat bu durum yani yapılan düzenlemeler ve teknolojik yatırımlar yeterli değildir. Hala Montrö’nün dayattığı “serbest ve ücretsiz” geçiş devam etmektedir. Süveyş kanalında meydana gelen kaza veya sabotaj durumuna karşı “nasıl bir çözüm bulabiliriz?”sorusu boşlukta kalmaktadır.

 

Evet, çözüm basittir. Kanal İstanbul sayesinde alternatif bir suyolu inşa edilerek Türk Boğazlarının herhangi bir nedenle isteğimiz dışında kapatılması önlenebilecektir. Ayrıca emniyetli seyir imkânı ve beklemeden geçiş sayesinde önemli sayılabilecek ücret alınabilecektir.

 

Meseleyi sırf güvenlik ve ekonomik nedenlerle izah etmek çok yanlıştır. Bunlardan daha önemlisi Türk Boğazları vatanın bir parçasıdır ve buradaki egemenlik haklarımızın pekiştirilmesi gereklidir.

 

Kanaatimce Kanal İstanbul sayesinde Montrö sözleşmesi çöpe atılacak bütün gemilerden geçiş ücreti alınabileceği gibi ülke güvenliği de önemli bir ölçüde sağlanacaktır. Boğazlarda meydana gelebilecek sabotaj riski azaltılarak ülkemizin can damarı sayılabilecek bu geçişler daima açık kalabilecektir.

 

Kanal İstanbul’u bir siyasi malzeme olarak değil ülke menfaatlerimiz ve egemenlik haklarımız açısından tartışmalıyız. Bu önemli denizcilik yatırımını kısır siyasi çekişmelere kurban etmemeliyiz.

 

Kanal İstanbul’u reddetmek yerine hep birlikte “daha iyisini nasıl yapabiliriz” sorusunu cevaplandırmamız gerekiyor. Örneğin Kanal İstanbul’dan başka Sakarya nehri havzasından yararlanarak Karadeniz’i İzmit Körfezine bağlamak için kafa yormalıyız.

 

Kanal İstanbul’dan başka Saroz körfezinde açılacak bir kanalı tartışmalıyız. Çok az bir masraf ile güvenli seyir geçişi ve ülkemiz için gelir getirecek yolları araştırmak bu vatanda yaşayan her insanın bir görevi olmalıdır, vesselam…      

 

Aylık Dergisi 201. Sayı

 
Etiketler: kanal istanbul,
Yorumlar
Haber Yazılımı