Yazı Detayı
04 Aralık 2021 - Cumartesi 16:44
 
Yeni Çağın Yeni Ruhu ve Gelecek Yeni Kültür
Mevlüt Koç
 
 

Modern toplumun dayandığı ahlâkî kurallar ve modern dünya görüşünün yayınlamasını temin eden yapısal formlar, yüksek bir medeniyetin erdemleri yahut evrensel değerler olarak tüm insanlığa dayatılan normlar, söylendiği gibi hiçbir zaman evrensel değer falan olmadı. Yeryüzünü kendi tapulu malı gibi gören, dünyayı tüm üstündekilerle birlikte yutmaya hazır vahşiler sürüsüne, Protestan ahlâkı ve kapitalist ruhu benimsetme yolunda verilmiş tavizlerdi, öyle de devam etti. Kapitalist sistemin başarı performansına bağlı olarak, demokrasi idealleriyle uygulamalarının geçirdiği büyük değişim paralelinde verilen tavizler değişse de, taviz olma nitelikleri değişmedi. Ne adına ve kimin için hak olduğu belirsiz “hak”larla hakikatin üstünü örten; insan haklarına kof göndermelerle dünya üzerinde güç kullanma tekelini meşrulaştıran, “olması gereken”in “olan”a uydurulduğu bir dinamik olarak kaldılar.

 

Yeni sistemin yeni yapıları kurulurken, modern devlet yapısıyla birlikte, İlâhî düzenden kesin bir kopuşun ifâdesi olan bu ruh ve ahlâk da çözülüyor. Büyük sermayedarlar ve dijital teknolojinin sahibi olan yeni müttefikleri endüstriyel toplumları dönüştürme, ahlâkî, siyasî ve sosyal düzeni bilgiye dayalı ekonomi ekseninde değiştirme, insanı ele geçirme derdindeler. Dolayısıyla, modern dünyanın varlığı yoklukta tüketen ve yokluğun tokluğu içinde beyaz bir hayatla yuvarlanıp giden insanı, yeni sitemin yeni yapılarına uygun tutum ve davranış alışkanlıkları edinmek zorunda. Pandemi süreci bunun ilk adımıydı. Küresel ısınma, iklim değişikliği de gıda zincirinde kopukluk gibi, insanlığı çaresizliğin ezilmişliği içinde bırakan “şeytanî plân”larla artarak devam edecek.

 

Ne var ki, Batı kültürünün ve insanının yaşadığı bu tükeniş ve yücelemeyiş, günümüze kadar artarak devam eden ahlâkî gerileme ve çürüyüş, çeşitli kültürlerin bundan önceki yozlaşma ve soysuzlaşmalarından çok farklı ve çok daha önemli. Çünkü Batı medeniyeti insanı düşünemediği gibi; evrensel değerler olarak tüm insanlığa dayattığı normlar da, emperyalist propagandanın hükümsüz kıldığı ahlâkî ve kültürel değerlerden boşalan alanı dolduramadı… Yasal olan ahlâkî olanın, çıkar ilkenin önüne geçti, ruhlarda hiçbir istinad noktası kalmadı. İlâhî düzene isyan ve itaatsizlik, kendi yasalarını kendi koyma küstahlığı, zihnî çözülüş, ruhî çöküş ve ahlâkî çürüyüşü de beraberinde getirdi. Acıyı da günahı da benimsemekten uzak Amerikan ruhsuzluğu kitleleri teslim aldı… İnsanın kendisi tükendi, artık yücelemiyor. Daha da vahimi ve Batı Uygarlığı’nı çeşitli uygarlıkların çöküşünden farklı kılan en önemli unsur; yeni çağa yeni ruhunu verecek, “Kurtarıcı Fikir”leriyle bizleri bütünleyecek “bütünleyici”lerin artık yetişmiyor olması. Yetişenler de ruh ve yaratıcılıktan yoksun… Ruhen kurak ve çorak, ruhî armonilerden uzak, ruhu olan her şeyi susturup mekanize bir formül içine hapsetmekle yetinen basit ve devşirme ruhlar.

 

Dolayısıyla, sorun her şeyden önce ahlâkî ve “âhlâkî diriliş” tüm insanlığın en acil ihtiyacı… Medeniyetin dayandığı diğer tüm kurucu unsurlar düzenli biçimde çalışıyor olsa bile, ahlâkî temel sağlam değilse, çöküş kaçınılmazdır. Çünkü, ahlâkî çöküş tüm üst kültürel sistemin de çöküşüdür… Ahlâk-dışı bir uygarlık anlayışının gelişimi, ister istemez, çöküşün en önemli habercisi olan kurumsal dejenerasyona yol açacak, kitleleri uyuşturan ve yozlaştıran popüler kültürün üretimine ve desteklenmesine çanak tutacak, hayat popülerleştikçe ve dünya sanallaştıkça, ahlâkî değerler de ruhsuz bir ceset gibi çürüyüp kokuşacaktır.

 

Çünkü, hayatı düzenleyen normlar ve sürekli akış içindeki hayatı kuşatacak olan formlar bilime değil, dine aittir. Oysa, bilimsel zihniyetinde boğulan Batı Uygarlığı’nın evrensel değerler olarak tüm insanlığa dayattığı normların da; Taoizm, Budizm ve Konfüçyüsçülük gibi ahlâkî nihilizmin zâfiyetiyle malûl dinsel örgütlenmelerin de dayandığı temel kaynak, dış dünyanın bilimsel bilgisidir. Dolayısıyla, bilim denilen bilginin sığlığına ve zavallılığına mahkûm, fikrin ispatı için “gerekli olan” model şartından mahrum bu ahlâk ve dünya görüşleri yetersiz, kutsal olmayan bir alanın nitelikleri üzerine ahlâk kurma niyet ve gayretleri geçersizdir. Temel yahut istinad noktası olarak da, yol gösterici ve denetleyici olarak da işe yaramazlar. Söylem olarak ahlâka gönderme yapsalar da, korudukları hukuk sistemi ve yasal açıdan neyi savundukları gayet açıktır.

 

Dolayısıyla, akıllıca olan, hakikate ulaşmaya çalışan insana yaraşan yegâne şey; bilginin tek, çokluğun bilenende olduğunu ve tek olan bilginin Allah ve Resûlü’nün bildirdikleri olduğunu bilmek, Mutlak Ahlâk’ın timsâli Allah Resûlü’nün aklî ve ahlâkî melekelerine istidadı ve marifeti nisbetinde ünsiyet kesb etmeye bakmaktır. İslâm nuruyla aydınlanmış bir akla ve iyi ahlâka sahip olabilmenin, “aklın duracağı ve aklın at koşturacağı alan”ı doğru belirleyebilmesinin tek yolu budur. Çünkü, akıl ancak bu nur ile insana kader ve istidadına göre yardımda bulunacaktır.

 

Şöyle ki, insanın hafızasındaki anılar, kafasındaki düşünceler ve kalbindeki duygular aklın nurlarından bir nurdur. İnsan hayrı irade ettiğinde, akıl murad edileni kendisine gönderir, sebeplerini de hazırlayıp sunar. O kadar ki, insan bu ihsas ve sebeplere mebnî olarak, iyi, doğru ve güzeli idrak seviyesine yükselir, gözünde yuvalanan nur üzerine düştüğü her şeyi hayra tebdil eder. Buna mukabil, insan şerri, günah ve haram olanı irade ettiğinde, akıl murad edileni kendisinde ortaya çıkarır, sebeblerini bulma fikrini kendisine verir. Aklî ve ahlâkî pejmürdeliğinden dolayı da, kötülükten ve karanlıktan başka bir şey göremez. Çünkü; “göz ruhun penceresidir” ve her ruh seyrine daldığı şeydir, ona dönüşür. Ancak, müşahede sahibinin bilgisinin artması ve müşahede ettiği şeyde isabet etmesi, müşahede açısının doğruluğu, derinliği ve genişliği nisbetindedir. Tüm bu hususiyetler üzerinde belirleyici olan da müşahede de bulunanın, Allah’ın güzel isimlerinin sırlarına ve nurlarına olan ünsiyeti kadardır.

 

Dolayısıyla, ikili yahut üçlü “bilgisel korelasyon”la, insanlığın en acil ihtiyacı olan “ahlâkî diriliş”i temin edecek, çağın bunalımını sona erdirecek bütüncül bir yapı kurulabileceğini ve bu yapının eşya ve hadiselerin teshirinde tam bir tanıma sağlayacağını ummak, nafile bir bekleyiş olacaktır. Bu sebeble, yeni ve muhteşem bir çağın kapısını açacak, “gelecek yeni kültür”, “Mutlak Fikir”in yol göstericiliği ve denetleyiciliğinde gelmeli, hayata tatbiki, İslam’a Muhatap Anlayış’ın “vasıta sistem”i “BÜTÜN FİKİR”in rehberliğinde ve denetleyiciliğinde gerçekleşmelidir…

 

Bunun dışındaki tüm oluşumların, “olması gereken”in “olan”a uydurulduğu bir dinamik olmaktan öte bir anlamı yoktur. Zira “Mutlak Fikir”in yol göstericiliği ve denetleyiciliğinde olmayan, parça parça ve ayrı ayrı yollardan elde edilen hakikatlerin zihnî inşâıyla oluşturulan yapılar bütüncül olamayacağı gibi, bu tür yapılarla bir ve bütün olan âlemi birlik ve bütünlüğü içinde kuşatmak, bütün bir dünyanın karşısında bütün bir insan olarak durmak da mümkün olmayacaktır.

 

Aylık Dergisi 206. Sayı

 
Etiketler: Yeni, Çağın, Yeni, Ruhu, ve, Gelecek, Yeni, Kültür,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Şubat 2022
Hayatı Düzenleyen Kurallar Bilime Değil, Dine Aittir
01 Aralık 2021
Parçayı “Bütün”e Takdim Etmek Bütünü Parçaya Feda Etmektir
04 Ekim 2021
Dünya Hiç Olmadığı Kadar Küresel Çöküş Tehdidi Altında
03 Eylül 2021
Dil, Toplum ve Kültür Üzerine
01 Ağustos 2021
Gerçek İktidar “Mutlak Fikir”in İktidarıdır
02 Temmuz 2021
İnanmak Anlamaktır, “İman Zevken İdraktir”
16 Mayıs 2021
Hayat Nerede Başlar, Nerede Biter?
01 Mayıs 2021
Eşi ve Benzeri Olmayan Tarihi Bir Dönemden Geçiyoruz
01 Nisan 2021
En Güzel, En Yüce Olandır
04 Şubat 2021
Tesettür ve Estetik
02 Ocak 2021
Modadan Medet Ummak ya da Tribünlere Oynamak
01 Kasım 2020
Tarihin Dokusu ve Toplumların Yapısı Değişti
02 Ekim 2020
İlahi Tecelliler Hep Böyledir...
01 Ağustos 2020
Kriz Geçici Değil Yapısal
01 Temmuz 2020
Ava Giderken Avlanmak
01 Haziran 2020
İBDA’ya Muhatap Anlayış “Zevk” Temeline Oturmalıdır
02 Mayıs 2020
Sıradanlaşmanın ve Sıradanlaştırmanın Ağır Bedeli
03 Nisan 2020
Zalimin Mazlum Gibi Düşünebileceğini Ummak Safdillik Olur
03 Mart 2020
Hiç, Kiç ve Piç Olan Revaçta
01 Şubat 2020
İnsandan Murad, "Gerçek İnsan”dır
11 Aralık 2019
Tanrılarında Var Olmayanı Kullarında Vehmetmek
01 Kasım 2019
Sanat İnkarın Değil, İnanmanın Yeridir
02 Ekim 2019
Düşünen Şuurun Kendine Şuuru Yoksa...
01 Eylül 2019
Hakikate Ulaştırmıyorsa Hatta Uzaklaştırıyorsa Ay’a Gitmenin Anlamı Ne?
02 Ağustos 2019
Çareyi Yanlış Yerde Aramak
26 Haziran 2019
Oluşunu Zirvede Tamamlayan İki Büyük İnsan
01 Mayıs 2019
Evrensel Değerler mi, Vahşiler Sürüsüne Verilmiş Tavizler mi?
01 Nisan 2019
Üzerinden Yürüdüğünüz Kültür, Varacağınız Yer Üzerinde de Belirleyicidir
01 Şubat 2019
Modern Devlet Artık Daha Saldırgan
08 Ocak 2019
Kaynak Değil, İdrak Sorunumuz Var
06 Aralık 2018
Bundan Büyük Kriz mi Olur?
29 Ekim 2018
Beklentinin Tatlı Tuzağında Yiten “Cennet” Hayali
01 Ekim 2018
Yitik Ruhlar-Anlamsız Yüzler
02 Eylül 2018
Bir Başına
02 Ağustos 2018
Geçmişi Olmayanın Geleceği de Olmaz
01 Temmuz 2018
Ölüm Ruhun Hurucu, Hayat Öte Yakada
01 Haziran 2018
Bilgi ve İlgileri
01 Mayıs 2018
Soğuk Savaş Sıcağa, “Aydınlanma” Yanmaya Dönüyor
05 Nisan 2018
Formların Varlık Giymesi ve Varlığı Kaybetmesi Süreklidir
01 Mart 2018
Bütüne Duyulan Arzu
27 Ocak 2018
Sadece Olayları Görüyor, Kuralları İse Hiç Görmüyoruz
27 Aralık 2017
Kategorilerin Keyfiliği
24 Ekim 2017
Varlık Sayılarla Değil, Ruhla Bilinir!
03 Ekim 2017
“Bütün”ün İdaresi Elden Kaçınca…
05 Eylül 2017
Hayatın Kökeni Sırdır, Sır İdraki Güzellik İdrakidir
31 Temmuz 2017
Dinden Çıkış Sürecinde Yeni Safha
27 Haziran 2017
Karmaşık Sistemler, Gerçek ve Uyduruk İstikrar
03 Haziran 2017
Geleceğe Dönük Bir Hamle Olarak 16 Nisan
14 Nisan 2017
Gerçek Yenilik İlâhîdir
05 Nisan 2017
Gelecek Geçmiştedir
03 Şubat 2017
İlerleme İlleti
01 Aralık 2016
Aydınlanma(K) mı, Ateşte Yanmak mı?
30 Kasım 2016
Yeni Sistemin Yeni Yapılarını İnşa Süreci
06 Kasım 2016
İllegalite Artık Batı'nın Resmi Politikası
03 Ekim 2016
Modern Haramiler Uşaklarıyla Pusuda
05 Eylül 2016
Hadlere Riayet
04 Temmuz 2016
Zevk'e Dair
05 Mayıs 2016
Tanrı'yı Oynamanın Ağır Bedeli
05 Mayıs 2016
İnsanlık Okka Hesabı Tek Haysiyetli Ses Türkiye!
01 Ocak 2016
Gözden Öz'e
03 Aralık 2015
Ortalama İnsan
04 Eylül 2015
Bilgiye Giden Yolda Dil
29 Mayıs 2015
İmkânsızlığın Dünyası
30 Nisan 2015
Zayıfın Kuvveti
06 Şubat 2015
Oyun Büyük, Plan Şeytanî
16 Ekim 2014
"Kötü Bir Orkestranın İçinde Kalan Usta Şef"*
28 Ağustos 2014
Geçmiş Geleceği Aydınlatmadığı Zaman
01 Ağustos 2014
Dünya Düzenine Dönüşen Yalan
04 Temmuz 2014
İşlenmedik Suçun - İşlenmedik Günâhın Bedelini Ödemek
29 Ocak 2014
Beklenmedik Olanın Gücü
25 Kasım 2013
"Esatir ve Mitoloji" Vesilesiyle
07 Kasım 2013
Kültürün Nüfuz Ve Sirayet Edebilirliği
06 Kasım 2013
Bir Fikir Nasıl Temsil Edilemez
11 Şubat 2013
Gelecek Yeni Kültür
01 Kasım 2012
Öngörülemezlik - Tümlenemezlik
01 Ekim 2012
İzafiyetin Kısır Döngüsü
01 Eylül 2012
“Dünya Görüşü” Üzerine
01 Ağustos 2012
Münasip Görmek ya da Uşaklığa Özenmek
01 Haziran 2012
Meçhule Hürmet Tavrı
01 Mayıs 2012
Halleri Suretlere Giydirmek
01 Nisan 2012
Peşin Fikir Hikmeti ve Peşin Hükümcülük
01 Nisan 2012
Doğrulama Hatası/Doğrulayıcılık Mihrakı
01 Mart 2012
Sivil Toplumun Temel Çelişkisi
01 Şubat 2012
Yönlendirici İlke
01 Ocak 2012
Alemşümul Sistem Olmadan, Alemşümul Siyaset Olmaz!
01 Aralık 2011
Kılavuz Yıldız Olmak
Haber Yazılımı
barandergisi.net/